Makaleler

Adjuvant Kemoterapide Erken Dönemde Yaşananlar

Prof.Dr. Semih Aydıntuğ – Meme ve Endokrin Cerrahı

Sevgili okurlarım, erken evre meme kanserinde adjuvant / yardımcı, sistemik tedavi olarak kullanılan kemoterapinin diğer bir ismi sitotoksik tedavidir. Yani hücre öldürücü tedavidir. Amaç geride “ Var olduğu kabul edilen” tek tük tümör hücrelerini öldürmektir. Tabii bu “ Öldürme “ işlemi tüm vücudu etkilemektedir. Hemen tüm organlara ait yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Aşağıda genç, sadece 4 kür kemoterapi alan düşük riskli bir hastamın kemoterapi sırasında yaşadıklarını kendi ağzından yazdıklarını sizlere aktarmak istedim :

Kemoterapi Günlerim

Merhaba, ismim Dilek Mengi, 40 yaşındayım. 2008 senesinde anneme meme kanseri teşhisi kondu ve annemin sağ göğsü alındı. Alınan memeye aynı ameliyatın sonunda metastaz olmadığı için silikon yapılabildi. Annem kemoterapi tedavisini reddetti. Ameliyat sonrası ve kemoterapi sonrası kanser hastalarına verilen ve doktorlar tarafından en az 5 sene kullanılması öngörülen Tamoxifen hap tedavisini de reddetti. Kendi tercihlerinin mucizevi ama, hiç kimseye öneremeyeğim sonuçlarını yaşıyor. Büyük bir risk aldı ama şimdilik 8 senedir kötü bir şey olmadı.

Annemin doktoru olan Prof. Dr. Semih Aydıntuğ, o sene itibariyle benim de doktorum oldu. 2008 senesinden beri benim bütün tetkiklerimle ilgilenir, eksik D vitamini veya başka vitaminler varsa takviyesini yapardı. Meme ultrasononografilerim, mamografi sonuçlarım, rahim filmim, kan tetkik sonuçlarım..vs onunla hep yakından takibini yaptığımız şeylerdi. Bu arada takibini yaptığımız senelerden birinde sağ mememde bir ur olduğu tespit edildi ve takibe alındı.

Bu tetkikler son 3 yılımda daha da yoğunlaştı çünkü ben her evli kadın gibi, anne olabilmeyi istiyordum. Normal yollarla gebe kalamadığımdan dolayı aşılama yöntemleri ve tüp bebek metodları uygulanıyordu. Ben bu tedavileri mesleğim gereği bulunduğum Diyarbakır’da gördüm. 4 defa gebe kaldım. Ve 4 bebeğimi de 1,5- 2 aylıkken düşürdüm.

Doktorum Semih bey beni her defasında bu tedavileri görmemem gerektiği konusunda uyarırdı. Hormonlarımla bu şekilde oynamamam gerektiği konusunda hep uyarıldım Semih bey tarafından. Ama işin ilginç yanı, Semih bey Ankara’dan beni bu şekilde uyarırken; Diyarbakır’daki doktorlar bu aşılamaları yaparken veya tüp bebek tedavilerini uygularken hiçbir şekilde ailevi kanser yapımla ilgilenmedi.

2015 Ağustos ayında tesadüfen Ankara’da bulunduğum günlerden bir gün Semih beyi ziyarete gitmiştim. Senelik tetkiklerime daha 4-5 ay olmasına karşın benden yine de bazı tetkikler istedi. Ankara’da sayılı günüm olmasına rağmen , Semih beyin dediği tetkikleri, onun dediği laboratuvarlarda ve hastanelerde yaptırdım. 2-3 gün içinde bana meme kanseri teşhisi konuldu. Kanser sol mememdeydi.

Bu korktuğum bir şey değildi açıkçası. Annemden ve anneannemden, hatta annemin anneannesinden dolayı da bir gün belki olabilir diye beklediğim bir şeydi. Beni şaşırtan şey sağ mememde takibini yaptığımız ur değil de, kanserli urun sol memede oluşmuş olmasıydı.

Genetik yapı ve ikiz kardeşimin daha öncesinde yaptırmış olduğu BRCA 1 ve BRCA2 testlerinin %95in üstünde genetik mutasyon olduğunu göstermesi sebebiyle, Semih bey geride risk bırakacak her şeyden kaçındı ve iki memem birden 22 Ağustos 2015 tarihinde Güven Hastanesinde alındı. Metastaz olmadığı için, lenflere her hangi bir sıçrama da olmadığından, aynen anneme yapıldığı gibi bana da aynı ameliyatın sonunda silikon meme takıldı, Dr. Gökhan Adanalı tarafından. Fakat iyileşme sürecince silikon memeleri, dokum kabul etmedi ve her iki meme derisinde de kangren başladı. Sonra doku nakline karar verildi ama ben doku nakli yapılan ameliyattan sol memem çıkarılmış olarak çıktım. Doku nakli bir tek sağ mememe yapılabilmiş. Fakat talihsizlik bu olsa gerek; doku nakli yapılan memem de iyileşemedi ve bir süre sonra üçüncü bir ameliyatla sağ meme silikonu da çıkarıldı. Maalesef talihsizlik diye adlandırılan bir şeydi bu, ama tek hatalı sigara kullandığım için ben miydim? Yoksa başka olumsuzluklar da var mıydı bilemiyorum. İşin o kısmını sorgulayacak ne gücüm ne de isteğim vardı açıkçası.

Ameliyatların sarsıcı etkileri bitip, dokum az az iyileşmeye başladığı dönemlerde onkoloji doktorum Dr. Saadet Tokluoğlu ile görüşmelerim başladı.

Urumun 1,5 cm’nin biraz üstünde oluşu, yaşımın genç oluşu ve genetik aile tablomdan ötürü bana kemoterapiyi mutlaka görmem gerektiğini, işi şansa bırakmamam gerektiğini, ama yine de kararı bana bıraktığını açıkladı. 4 kür kemoterapi görecektim. Sonrasında Tamoksifen alacaktım.

Semih beyle bu konuyu çok tartıştık. Annemin yaptığı gibi büyük bir risk alıp kemoterapi tedavisini reddedip direkt tamoxifen tedavisine başlayabilirdim. Ama bu riski almak istemedim. Her şey Semih beyin kontrolü altındaydı ve kendimi güvende hissediyordum açıkçası.

15 Ekim 2015 tarihinde ilk kemoterapi kürüm başladı. Kemoterapi ile ilgili her ne kadar araştırma yapmış olursam olayım, gerçekten de o ilacın vücuda girişiyle, kemohakkında bildiklerimle; vücuduma girdiği anda hissetiklerimin arasında korkunç uçurumlar vardı.

Şunu söyleyebilirim; kemoterapi; asla kendinizi hazırlayabileceğiniz bir şey değil. İstediğiniz kadar hazırlanın, kemoterapi vücudunuza girdiği anda bambaşka bir serüven başlıyor. Bu serüvenin nasıl olabileceğini size hiçbir doktor açıklayamıyor, çünkü bu tamamen sizin kendi bünyenizin reaksiyonlarıyla ilintili bir süreç ve serüven. Üstelik işin bir öteki ürkütücü yanıysa; her bir kür’e verdiğiniz tepki, bir öncekiyle asla aynı olmuyor. Yani ilk kemoterapi kürü sonrası kötü, ama sonra bünye alışıyor 2, 3 ve sonraki kürler daha kolay geçiyor diye bir şey söz konusu değil.

Benim ilk kemoterapi günüm çok heyecanlıydı. Beni neyin beklediğini bilememenin verdiği bir karmaşık belirsizlik ve korkum vardı. Hatta “Acaba almasam mı?” diye hala geçiriyordum içimden. Doktorum Saadet hanım geldi, ön bilgilendirmeyi yaptı, akabinde diyetisyenler geldi ve nelere dikkat etmem gerektiği konusunda iyice bilgilendirildim. Sonra başka başka hemşireler geldi ve kemoterapinin insan bünyesindeki olası yan etkilerinden bahsettiler. Nelere dikkat etmem gerektiği konusunda iyice bilgilendirildim. Ama dürüstçe, yan etkiler ve vücudumda oluşabilecek bazı şeyler açıklanmaya başladığında dinlemeyi reddettim. Psikolojik olarak etkilenmek istemiyordum. Veya o anlatılan yan etkileri korka korka bekleyerek geçirmek istemiyordum. Eşime bilgi verildi ben dinlemedim.

Kemoterapi verilmeden önce kiloma bakıldı, hemen o güne dair gerekli bazı kan tetkikleri yapıldı. Ve bana içinde 3 tane bulantıya karşı, kemoterapinin ilk gününden itibaren aç karnına alınan ilacımı içirdiler. Sonra ilk kürümü aldım. Zaten kür verilmeden önce bir sakinleştirici ve mide koruyucu veriliyor. O sakinleştirici garip bir şekilde uyutuyor sizi. Sanki yaşanacaklara gözlerinizi kapamanız gibi bir duygu. Birinci Kemoterapi 2 saatte bitti.

Eve geldiğimde hiçbir şey aynı değildi. Koku almam değişti. Daha ilk andan itibaren, kokuya hassasiyetim başladı. Cildim çok tuhaflaştı. Görünürde bir şey yoktu amabiryere dokunurken ki duygum çok garipleşmişti. Bunun tarifini yapamıyorum. Saçlarıma dokunduğumu anımsıyorum o gece. Saçlarım benim değildi sanki. Daha ilk gün, saçlarım sanki yumuşacık birer postişti, çıtçıt saçtı ya da ne bileyim peruktu sanki. Kökleri daha ilk günden benim olmayı bırakmıştı sanki. Bu sadece ve sadece sizin hissedebileceğiniz bir duygu.

Aradan birkaç saat geçmişti. Akşama doğru vücudumda çok yoğun bir karıncalanma başladı. Beynim gözlerim, kollarım bacaklarım her yerim karıncalanmaya başlamıştı. Semih beyi aradım ve bana hemen bir tane magnezyum tablet almamı söyledi. Eczaneden söylediği magnezyum tableti aldım. İçtim. Bir saat içinde karıncalanma çok azalmıştı.

Gözlerimi açamıyordum. Canım hiç bir şey yemek ya da içmek istemiyordu. Kemoterapinin zehrini vücudumdan atabilmem için günde 3 litre su ve 1-1.5 litre kadar da meyve suyu, ayran filan içmem önerildi doktorlarım tarafından. Neden bilmiyorum ama suya karşı müthiş bir tiksinti geldi daha ilk günden. Su içtiğim anda midem bulanıyordu.

Aynı gece sabaha karşı korkunç bir bulantıyla uyandım. Kusmamaya çalışıyordum, çünkü zaten 45 kiloydum ve kilo verirsem eğer, tedavim ertelenebilirdi. Hep kusmamaya çalıştım. Dayanabildiğim kadar dayandım. Ama bu bulantı gerçekten insanın sabrını zorlayan en ciddi yan etkilerden biriydi. Ertesi gün hiçbir şekilde tuvalete çıkamadım. Yediğim herşey midemde birikiyor ama sindirilmiyordu. Küçücük bir lokma ekmek dahi yesem, sanki 6-7 tabak yemek yemişçesine midem şişiyor, ama ne hazım oluyor ne de tuvalete çıkabiliyordum. Midem çok bulanıyor ve hiçbir şey içemiyordum. Sadece doktorların dedikleri gibi yediklerime içtiklerime çok dikkat ediyordum. Dışarıda yemek yemiyordum. Evde ise bol bol sirkeli sularda beklettikten sonra sebzeleri meyveleri yiyordum. Mide bulantım için ne içebileceğimi bilmiyordum. Saadet hanım onkoloji bölümünde çok çok yoğun çalıştığından, istediğim her an ona ulaşamıyordum. Semih bey de bu onun sorumluluğu olmamasına karşın, bana Saadet hanıma ulaşamadığım her konuda, bir şekilde yardımcı olmaya çalışıyordu.

Aradan birkaç gün geçti. Ve kan değerlerim için bir test yaptırmam gerekti. Beyaz küreler çok düşmüştü ve derhal kan aşısı yapıldı. Bu arada ilk kemoterapinin üstünden kaç gün geçmesine karşın ben kendimi hala çok kötü hissediyordum. İkinci üçüncü dördüncü kürü nasıl tamamlayabileceğime dair en ufak bir fikrim yoktu.

Fakat bu etkiler o denli uzun sürdü ki ( Bir hafta sonra yan etkiler hala şiddetle devam ediyordu), kilom ve bedenimin zayıflığı nedeniyle bu kemo kürünün bana ağır geldiğine karar verildi. Saadet hanım, bazı hastalar üzerinde, ilaç seviyesini %10 düşürme hakları bulunduğunu ve gerekli görülen durumlarda, hastalara bunun uygulanmasının bir sakıncası olmadığını söyledi. Bana hemen bi serum bağlandı, ağrı kesici mide bulantısı giderici, ve vitaminlerle dolu iki ayrı serum aldım yedinci veya sekizinci gündü sanırım. Saadet hanım ikinci kürümden sonra bu kadar beklememize gerek olmadığını ve kürden 4 gün sonra hemen o serumları verdireceğini söyledi bana. Bu da bir nebze rahatlatmıştı beni.

İlk kürüm’den 15-20 gün kadar sonra saçlarım bir anda oluk oluk dökülmeye başladı. Üç haftaya kadar kesinllikle döküleceğini zaten ısrarla söylemişti doktorlarım. Bekliyordum ama bu denli yoğun bir şekilde ve bu denli hızlı bir kayıp beklemiyordum. Tabi ki hemen gidip saçlarımı kazıttım. Güzel de oldu. Rahatlamıştım en azından.

Bu arada asıl canımı sıkan şey tabi ki saç kaybı değil, ciddi bir “unutkanlık” başlamasıydı. Her şeyi unutuyordum. İsimleri, gidip yapmam gereken şeyleri, alışverişe çıkılıyorsa neler alacağımı, ya da bir odaya gittiğimde o odaya neden gittiğimi anımsayamıyordum.Telefon açtığımda kimi aradığımı unuttuğum ve ekrana tekrar baktığım bile oluyordu. Bu ciddi anlamda can sıkıcı bir durumdu benim için. Bununla ilgili doktorlarıma danıştığımda, bana kemoterapinin yan etkilerinden biri olduğunu söylediler ve bu durumun bir süre devam edebileceğini açıkladılar. İnsan yaşadığı şeylerin nedenini öğrenince daha kolay karşılıyor ya da onunla daha korkusuz yaşıyor. Unutkanlığımın geçici olduğunu öğrendiğimde içim gerçekten rahatlamıştı. Ama yine de önlemlerimi almalıydım. Ya da çevremdekileri mutlaka bilgilendirmeliydim bu unutkanlığım konusunda. Neyse…

İkinci kürüme 4-5 gün kala ben şehir dışına çıkmak zorunda olduğum için kemoterapi randevumu 21 gün sonrası için değil de yirmi altıncı gün için aldım. Bir defaya mahsus böyle birkaç gün aksamasının bir sorun yaratmayacağını biliyordum Semih beyden. Döndükten iki üç gün sonra ikinci kürümü aldım. Moral olarak yüksek başladığımdan mı, yoksa vücudum alıştığı için mi bilmiyorum ama, ikinci kürümü aldığım gün çok daha rahattım. Evet midem bulandı ama ilk kürdeki kadar süründürmedi. Evet yorgundum ama yine de iyiydim de.

Hazımsızlık yine vardı, kabızlık, sıvıya ve suya tiksinti, bunlar hep oldu ama ilk kürdeki gibi can yakıcı olmadı. Bu ikinci kürümde kan değerlerim de normaldi. Kan aşısı olmak zorunda da kalmadım. 4-5 gün sonra bana serumlarım da yapıldı. Nerdeyse kürden bir hafta sonra sanki hiç kemoterapi görmemiş gibi hissediyordum.

Bulantılarım dahil herşey bitmişti.

Üçüncü kürüme birkaç gün kala doktorum Semih bey bana; kürümü yine 4-5 gün geç alabileceğimi söyledi. Ama ben neden bilmiyorum; 21inci gün, bir an önce olsun bitsin derdindeydim.

Ve korkunç kür. Bu üçüncü kür ne yazık ki, ne ilkine ne de ikincisine benziyordu. Bu hepsinden kötü oldu. İlkinin bulantısı ikiye katlanıp geri gelmişti sanki. İlk kürün karıncalanmaları bin katla çarpılmıştı sanki. Hazımsızlık ve tuvalete çıkamama o kadar uzun sürdü ki, Semih bey Libalaks kullanmamı ve bu şekilde barsaklarımın rahatlayacağını söyledi. Aradan on gün kadar geçti, ben bi gece sabaha karşı kusmaya başladım. Bir defa kustum ve ardından deli gibi bir ishal başladı. Saadet hanıma ulaşamamıştım ve Semih bey bana hemen hastaneye gitmem gerektiğini, vücudumdan çok sıvı gittiğini, bulantılarımdan dolayı zaten su içemediğim için çok riskli bir durumda olduğumu söyledi. Ben de hemen dediğini yaptım ve Güven Hastanesinin aciline gittim. Acil doktorları bir şekilde Semih beyle ve Saadet hanımla bağlantı kurup bana verilmesi gereken serumları öğrendiler ve yapılması gereken kan ve idrar tetkikleri yapıldı hemen. CRP ve gayta dahil her şeye bakıldı. CRP biraz yüksek çıkıyordu ama tehlike oluşturacak boyutta değildi. İlaçlar yapıldı serumlar bitti. Ve ben o gün taburcu oldum. O günün akşamında bir daha ishal başladı durmaksızın ve ben tekrar hastaneye acile gittim Semih beyin ısrarıyla. Tekrar serumlar bağlandı, tekrar vitaminler verildi ben yine sonrasında taburcu oldum.

Kemoterapi, insan bedenini zorlayan bir düşman gibi. Size her türlü işkenceyi yapıyor ve sizin sabrınızı sınıyor sanki. Söyleyebileceğim tek şey; Allah gerçekten düşmanımın başına dahi vermesin. Çok zorlu bir sınavmış hakikaten.

Yüzdüm kuyruğuna geldim derken, 4üncü kür zamanım geldi çattı. Ve ben Semih beyin ısrarıyla kürümü bu defa ikinci kürdeki gibi 4-5 gün gecikmeli olarak yaptırmaya karar verdim. Kaybedecek bir şeyim yoktu, zaten son kürüm olacaktı.

25 veya 26 Aralık’tı galiba, ben son kürümü aldım. Ve hemen 4 gün sonra bana o tetkikler yapıldı ve işi riske atmamak için bana serumlar bağlandı. Takviye güç serumları. Bulantılarım korkunçtu. Sıvıya tiksintim korkunçtu. Sonra yine bir ishal başladı. Bana yine serumlar bağlandı. Sonra ben ciddi ciddi bir üşüttüm. Ateşim 40 dereceleri buluyor ama düşüremiyordum. Semih bey hemen acile gitmem gerektiğini söyledi. O arada Saadet hanıma da ulaşabildim ve beni hemen yatırdılar. Anımsadığım tek şey, beni soydukları, buzları her yerime sürdükleri, soğuk ıslak havlularla vücudumu soğutmaya çalıştıklarıydı. Donuyordum. Aradan birkaç saat geçti ve beni taburcu ettiler. Ertesi gün ben tekrar fenalaştım. Saadet hanıma, yoğunluğu sebebiyle ulaşamamış ve Semih beyin direktifiyle tekrar hastane aciline gittim. Acil doktorları bir gün önceki değerlerimle o gece nasıl taburcu olduğumu sordular, aslında yatmalıymışım bir gece önce. Neyse… O arada Saadet hanıma ulaşıldı hastanede ve kendisi bana yapılacak tüm antibiyotikleri ve vitaminleri yaptırdı. Tetkiklerime de bakıldı yine.

Sonrasında ben yine taburcu oldum. Semih beye de tetkik sonuçlarım faxlanıyor ve Semih bey de haberdar oluyordu durumumdan. Tetkik sonuçlarım çok iyi değilmiş ve Semih bey hemen Saadet hanımı aramış. Eve daha girmemiştim ki Saadet hanım aradı beni ve o kan aşısından olmamı söyledi. Bu defa iki gün üst üste olacaktım üstelik. Çok ağır bir gribal üst solunum yolu enfeksiyonu geçiriyordum. Değerlerim korkunçtu ve CRP çok yüksekti. Ciğerlerim öksürmekten yerinden kopuyordu, nezleden nefes alamıyordum, gripten vücudum çok ağrıyor ve üşüyordum devamlı.

Antibiyotikler… Kan aşıları… Şuruplar… Hastanelere gellergitler derken Ocak ayını da bu şekilde atlattım.

Sonra bazı kan tetkiklerim yapıldı Şubat ayında ama, kolesterolüm tavan yapmıştı, B12 vitaminim çok yüksek çıkmıştı, Dvitaminim yüksek çıkmıştı, vücuttaki yağ oranım çok yüksek çıkmıştı. Saadet hanım da Semih bey de, endişelenmem gereken bir şey bulunmadığını, 1-2 hafta kadar sonra bu testleri yenileyeceğimizi söylediler.

Şubat 2016’ da Tamoxifen (Nolvadex) adlı ilaçtan almaya başladım. İlk hafta 10mg sadece günde bir tek hap alarak bi alışma safhası geçirdim. Bir hafta kadar sonra da 10mg’lık tabletten iki tane almaya başladım. Aynen söylendiği gibi; terlemeler, sıcak basmaları, bölük pörçük delikli uykular, adet kanamasının durması ya da düzensizleşmesi (ki bir nevi menapoz, doktorlar tarafından istenilen de bu) herşey gerçekleşti. Bir buçuk aydır kanamam başlamıyor. Şu an bu yazıyı yazarken Martın 21i ve neredeyse 2 aydır kanamam yok. İki gün kadar önce jinekolojik bir kontrolden geçtim ve sol yumurtam içerde kanama yapmış. Sağ yumurtalığım temiz bir şey yok. Kemik taramalarım yapıldı. Tabi ki geçmiş yaşamımda çok sıkı bir şekilde sigara kullanıyor olduğum için kemik yapımda bi erime var ama şu an için tehlike teşkil edecek bir durumum yok. Ayrıca sigarayı da ciddi anlamda bırakmaya çalışıyorum. Bıraktığım ana kadar Semih beyin, kendi web sitesinde yazıp yayınladığı, sigara içenlerin özellikle dikkat etmeleri gereken şeyleri anlattığı makalesinden çok fazla yararlandım.

Kanser atlatmakta olan ve bu hastalığı tamamen geride bırakmaya çalışan, yaşanılan korkunç ayları unutmak isteyen biri olarak söyleyebileceğim şey, özetle şudur:

Ben hiçbir zaman kanserden korkmadım. Kanser olduğum ihtimalim üzerine konuşurken bile gülüyorduk Semih beyle. Öğrendikten sonra da pek bir şey değişmedi zaten. Ben yaşama her zaman pozitif bakamaya çalışan biriyim. Memelerim alındığında da ağlamadım, kanser olduğumu öğrendiğimde de. Pozitif enerji çok önemli ve değerli insan yaşamında. O enerji, size bu sınavları atlatabilme gücü veriyor. Sonuçta her ne olursa olsun, her ne yaşanırsa yaşansın, bunlar benim tek tek vermem gereken sınavlarımdı ve başarıyla vermeye çalıştım. Tek üzüntümse, insanın güvenebileceği gerçekten çok çok az, hatta yok denecek kadar az doktoru olabilmesi. Bu anlamda, Semih beye de, Saadet hanıma da, sonrasında çıkartmak zorunda kalmış olsa da Gökhan beye de herşey için çok teşekkür ediyorum. Ama 8 senedir yakın bir şekilde hayatımda olan ( Tiroid ameliyatımı da Semih bey yapmıştı) ve bu son süreçte tamamen yanımda olan ve desteğini hiçbir zaman hiçbir şekilde esirmeyen asıl kişi olan doktorum Semih beye olan teşekkür borcum buraya yazarak bitmez.
O, iyi ki var dediğim bir cerrah bu ülkede.

Türkiyede, Semih bey ve Saadet hanım gibi hastalarıyla yakından ilgilenen, modern tıbbi uygulamaları, dünya çapında geliştirilmiş tıbbi yenilikleri uygulayan başka başka doktorların da olduğundan asla şüphem yok. Fakat kesintisiz iletişim çok önemli. Ama ben bir hasta olarak anlıyorum ki, bir doktora 24 saat zaman dilimi içinde her an ulaşamayabliyorsunuz. Doktorunuz bir kongre için yurt dışında olabiliyor, ya da ameliyatta olabiliyor, ya da bir başka sebeple ulaşamayabiliyorsunuz. Böyle bi durumda ben maalesef kendimi hiç güvende hissedemedim. Çünkü Semih beye veya Saadet hanıma ulaşılırsa herşey tamam, ama onlara ulaşılamadığı takdirde acil servis doktorları veya kat yetkilileri maalesef tam olarak güvenilir tedaviyi size yapamıyorlar.

Mesela bir gece önce acil servisten o ateşle ve griple taburcu edilirken, ertesi gün gittiğimde, bir başka doktor bana bir gece önce o değerlerle nasıl taburcu edilebildiğimi sorabiliyor. Ortada maalesef bir tutarsızlık var ve bu güvensizlik oluşturuyor açıkçası. Sağlık sisteminin kendi içinde bir iletişim sorunu olduğunu düşünüyorum.

Özelllikle de kemoterapi gibi hassas bir dönem yaşıyorsanız eğer, bir şekilde özel bir ilgiye ve daha iyi bir şekilde bakılmaya gereksiminiz vardır. Ama ben gördüm ki, acil servis doktorlarının bir çoğu kanser tedavisi görmekte olan hastalar konusunda ya yetersizler, ya da gerçekten bir bilgileri yok. Bir çoğu da uzman bile değil maalesef.Türkiyede acil servisler pratisyen hekimlerin elinde kalmış durumda. Üstelik zamanları da yok çünkü acil servis devamlı kalabalık.Hertürlü hasta ve hastalık var. Ve üstelik bu sözünü ettiğim hastane de, Ankara’nın en iyi hastanelerinden biri olan Güven Hastanesi. Hakikaten en iyi hastanelerden biri olduğunu biliyorum.

Başından 4 kür kemoterapi geçmiş bir hasta olarak Kemoterapi geçirecek hastalara önerilerim, uyarılarım şunlardır:

– Hayatınız uzunca bir süre eskisi gibi olmayacak. Buna hazır olun.

– İshal, kusma gibi problemlerle gece yarısı acil servise gittiğinizde, acil doktorlarının sizin durumunuzu anlayamayabileceğini hesaba katın. Problemleriniz hafife alınıp 1 saat sonra kendinizi kapının önünde bulabilirsiniz.

– Yan etkilerde mutlaka sizi bilen, tanıyan kendi doktorunuzla bağlantı kurmaya çalışın.Yan etkiler sizin sandığınızdan çok daha ciddi olabiliyor

– Bir günden fazla süren ishal, sıvı alamamayı, kusmayı, ateşi ciddiye alın ve hastaneye gidin. Serum takmaları için ısrar edin.

– Tuzlu leblebi, beyaz leblebi ve kepekli grissiniler yoğurtla çok işe yarıyor ve bulantıyı azaltabiliyor.

– Kemoterapi döneminde muhtemelen mesleğinizi icra edemeyeceksiniz. En az bi 6 aylık süreci gözden çıkarmanız gerekiyor. Ki bu süreç ağır durumlarda bir seneyi de bulabiliyor. O nedenle mutlaka müdürünüzle veya amirinizle her kim varsa etrafınızda bu insanlarla iletişime geçip, durumunuzdan mutlaka haberdar edin.

– Unutkanlık konusunda çevrenizi uyarın. Yazarak, not ederek hayatınızı sürdürün. Çünkü unuttuğunuz bazı şeyler ilaçlarınızla ilgili veya doktor randevularınızla ilgili ciddi önem teşkil eden şeyler olabiliyor ve unuttuğunuzda da maalesef iş işten geçmiş oluyor.

– Eğer göreceğiniz kemoterapi türü saçlarınızı ve tüylerinizi dökecek olan bir tür ise, bunu doktorunuz çok net bir şekilde ifade etmiş ise, hiç beklemeyin. Bana kalırsa, öğrenir öğrenmez saçlarınızı alışmanız açısından bir an önce kısacık kestirin.

– Bandana veya buff türü başlıklarla idare edebiliyorsunuz. Ama yine de bi peruk almaya çalışın. Çünkü insan o tedavi süresince gerçekten bazen, bazı zamanlar saçlarını özleyebiliyor.

– Eşinizi partnerinizi de düşünün. Saçsız halinize alışamayabilir. Onun ne beklediğini de öğrenmeye çalışın. Çünkü onu düşünürseniz, o sizi daha çok düşünüp daha çok yardım edecektir. Bu dönemde her türlü yardıma ihtiyacınız olabilir.

– Eğer bir kış dönemi kemoterapi alacaksanız benim gibi, size en başta uyarım; saçlarınız olmadığı için evde bile gerçekten başınızın üşüyebileceği. Özellikle geceleri yatarken. O yüzden sizi rahatsız etmeyecek ince bir başlıkla uyumanız çok yerinde olacaktır.

– Mutlaka maske takın. Özellikle hastanelere giderken mutlaka maske takın.

– Toplu araçlara otobüs dolmuş vs. binmemeye çalışın. Kalabalık yerlere girmemeye çalışın ( Doktorlarım bana yetersiz havalandırmanın enfeksiyonlar açısından çok riskli olduğunu söylediler). Gerçekten hassas bir süreç çünkü bu süreç. Biraz sabır gerektiriyor.

– Yiyeceklerinizi mutlaka çok iyi dezenfekte ederek yiyin. Özellikle de sirkede bekletilmesi çok önemli yenecek olan sebze ve meyvelerin.

– Günde bir iki defa mutlaka dişlerinizi fırçalayın. Çünkü kemoterapimealesef ağızda yara yapabiliyormuş. Bu bakterileri önlemek amacıyla dişlerin ve ağızın temiz olması gerekiyor. (Bu arada bende hiç ağız yarası olmadı)

– Hiç kimseyle öpüşmeyin ve tokalaşmayın. Evinize gelen herkes maske taksın ve ellerini mutlaka yıkasınlar.

– Bi yerinizi kesmemeye, kanatmamaya çalışın. Çünkü kanayan yerler, yaralanan yerler asla çabuk iyileşemiyor ve mikrop kapabiliyor. Nerden bildiğimi soracak olursanız, kemoterapimin ilk haftasında çok talihsiz bir kaza yaşamıştım. Ve bu kaza sonucunda ciddi bir yaralanmam oldu. İyileşmesi iki ayı buldu ne yazık ki.

– Asla yalnız başınıza banyo yapmayın. Banyoya girdiğinizde yanınızda mutlaka biri olsun. Yukarıda bahsettiğim kazam banyo yaparken oldu. Başım döndü ve dengemi kaybettiğim sırada küvet musluğu sırtımı çok derin sıyırdı. Çok kanama oldu. Ve bu yaram çok uzun zamanda iyileşti ne yazık ki. İyileşmesi için Semih bey günlerce pansuman yaptı.

– Her türlü olumsuzluğa rağmen kemoterapi sırasında “ Pozitif” düşünce, davranışı korumaya çalışın.

Başka örnekleri dinlemeyin. Başkaları ile kıyaslamalar sizi olumsuz etkileyebilir. Bu tamamen sizin kendi serüveniniz. Moralinizi yüksek tutmaya çalışın. Bir gün herşey geride kalmış olacak.

– Tabiiki yukarda yazdıklarım ağır bir tedavinin beklenen veya beklenmeyen yan etkilerini ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. Ayrıca 4 kür yerine 6 hatta 8 kür kemoterapi alanların da olduğunu duydum. Ayrıca farklı yan etkilere sahip ilaçlar da varmış. Onu da duydum. Her hasta yaşına, hastalığının derecesine göre farklı yan etkiler yaşayabilir. Ben sadece kemoterapi geçiren bir hasta olarak genel uyarıları yazdım.

Çok zorlu bir süreç olduğunu yaşayan biri olarak biliyorum. Çok sabır gerektiriyor. Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Ama eğer siz birer okuyucu olarak, gerek bu hastalığı yaşamış gerekse bir yakını yaşamış biri olarak, daha da aydınlatacak detaylı bilgilere ve benim unuttuğum bazı ayrıntılara sahipseniz veya sadece bu konularla ilgili konuşacak birine ihtiyaç duyarsanız, ama danışmak için, ama paylaşmak için mail adresim: dilekmengi@gmail.com

Yorum:

Prof. Dr. Semih Aydıntuğ

Dileğin anlatımı çok samimi ve gerçek. Kendisini kemoterapi döneminde yakından izledim. Fakat bazı ayrıntılardan benim de yeni haberim oldu. Dilek ortalama bir hastaya göre çok daha iyi takip edildi. Ona rağmen birçok problem yaşadı. Bu problemler doğru ve düzgün tıbbi uygulamaya rağmen yaşandı. Yani hiçbir noktada hatalı bir uygulama söz konusu değil. Genç olması ve başka eşlik eden hastalığı olmamasına rağmen, sigara içiyor olması, 45 kg altında olması bazı problemleri tetikledi. Gene de beklenenden çok daha ağır bir tablo ile 4 kür Kemoterapiyi tamamladı. Tabii, vücut yüzeyine göre hesaplanan dozları azaltmak, kürleri birkaç gün geciktirmek optimal bir yaklaşım değil ama unutmayalım, hekimler hastalığı değil, hastayı tedavi ederler. İlacınız ya da ameliyatınız hastayı öldürecekse, sakat bırakacaksa, hastalığı tedavi etmenin kimseye bir faydası yok.

Dileğin, genç yaşında başına gelen meme kanserine rağmen, pozitif yaklaşımı bir çok şeyi kolaylaştırdı. Unutmayalım ki, sıra kemoterapiye geldiğinde iki memesini birden kaybetmişti ve yaraları da yeni yeni iyileşiyordu. Bu amaçla toplam 3 ameliyat geçirmişti. Fizik ve psikolojik olarak epeyce yıpranmış bir şekilde kemoterapiye başlandı. Göreceli olarak, daha hafif ve kısa bir kemoterapi dönemi geçirdi ama ciddi üst solunum enfeksiyonuyla birlikte tablo ağır seyretti. Şu anda 20 Mart 2016 tarihi itibariyle gayet sağlıklı. Şu an sadece tamoxifenin etkilerini yaşıyor. Korkarım hala sigarayı tam olarak bırakamadı. Bu çok önemli bir problem. İnsülin direncinin olmaması ve D Vitamininin yüksek olması ve az da olsa fizik egzersiz yapıyor olması ve şu an 46.5 kilo oluşu da oldukça sevindirici bulgular.

Tekrar meme rekonstrüksiyonu için ameliyat geçirmesi gerekecek. Rutin takipleri devam edecek. İki memesi de olmadığı için ailevi riskine rağmen meme ile ilgili bir problem beklemiyorum. Ancak, ikiz kardeşinde BRCA1 mutasyonu var görünüyor. Bilindiği gibi BRCA1 mutasyonunda over/yumurtalık kanseri riski de ömür boyu % 40 dan biraz daha fazla. Dolayısı ile Dileğin ve ikiz kardeşinin bu konuda yakın takibi gerekiyor.

Dileğin yaşadıklarından, anlattıklarından ve benim bildiklerimden ortaya çıkıyor ki, kemoterapi gören hastalar gece yarısı ateş, ishal, bulantı, sıvı kaybı gibi problemlerle karşılaştıklarında başvurabilecekleri bir “Kemoterapi acil ünitesi” ülkemizde maalesef yok. Kemopterapi gören hastalar akut bir problem yaşadıklarında, gece çok kalabalık olan acil servis ünitelerine başvurmak zorunda kalıyorlar ve kendilerini tedavi eden esas hekimlerine ulaşamadıkları takdirde deneyimsiz ve standardize olmamış sağlık personeliyle karşı karşıya kalıyorlar ve gerekli tedaviyi alamıyorlar. Bazen eve gönderilmeleri çok sakıncalı iken bir mide bulantısını önleyen hapla eve yollanıyorlar ! Kanımca, Ankara’da en azından sadece kemoterapi gören hastaların başvurabileceği spesifik bir acil servis derhal oluşturulmalıdır. Bu Numune Hastenesinin içinde “İzole” bir acil servis bölümü de olabilir. Sadece kemoterapi rejimleri ile aşina doktor ve hemşireler burada çalışabilir. Bu önerim kolaylıkla yerine getirilebilir. Önemli olduğunu sanıyorum çünkü şu anda binlerce Ankara’lıkemoterapi görmektedir. Bu hastalardan bazıları başka illerden geliyorlar ve Ankarada misafirler, Ankaraya yabancılar, otellerde, yakınlarının yanında zor şartlarda barınıyorlar. Bu grup için “Kemoterapi acil üniteleri” daha da önemli.

Kemoterapi gören hastalar, bu konuda ihtisaslaşmış, yan etkiler konusunda önerdiğim gibi deneyimli tek bir merkeze yönlendirilmelidir. Alt yapı (112 Ambulans servisi) fazlasıyla yeterlidir. Ambulanslar, hastayı Kemoterapi gören hastaların karşılaştıkları sorunları bilen “ İhtisaslaşmış” acil servislere kolaylıkla ulaştırabilirler. Hatta bu sistem gündüz bile işletilerek Onkolojikliniklerinin ağır yükleri bir ölçüde azaltılabilir. En azından uzun süre yatmayı gerektiren ciddi sorunlar tanınır ve hasta kemoterapi gördüğü hastaneye bir epikrizle yollanır. Diğer hastalar da kısa bir tedaviden sonra evlerine yollanır. Hastalara düşen, nasıl bir kemoterapi gördüklerini bilmeleri ve bu konuda ellerinde yazılı bir belge bulundurmalarıdır.
Çünkü değişik rejimlerin değişik problemleri oluyor.

Diyabet, Hipertansiyon, kronik obstruktif akciğer hastalığı, iskemik kalp hastalığı gibi kronik problemi olan hastaların kemoterapi sırasında problemleri daha da ağır olabiliyor.