Hashimoto Tiroiditi

Günümüzde sık karşılaşılan bir hastalık haline gelmiştir.  Diğer adı Kronik Lenfositik Tiroidit’tir.

Normal bir vücut kendi organlarına karşı  tepki vermez. Yani  “Antikor ” üretmez. Antikorlar vücudun iç dengesini tehdit eden her türlü “Antijenlere” karşı üretilir. Bu antijenler,  bakteriler ve virüsler gibi canlılar olabileceği gibi kedi kılı ya da ilaçlar gibi cansızlar da olabilir. Otoantikorlar  vücudun kendi hücrelerine karşı ürettiği antikorlardır ve bu gelişim normal değildir.   Hashimoto Tiroiditi’nde ( HT )  tiroid hormonu üreten  “ Tiroid follikül hücreleri” ne karşı  vücut bir hata sonucu antikor üretmektedir.  Anti – Tg, Anti – TPO olarak bilinen bu antikorlar  kanda  laboratuvar  teknikleri ile tesbit edilebilirler. Normal değerlerin çok üstünde değerlerle karşılaşıyoruz. HT’de  antikorlar  zaman içinde tiroid glandını tahrip ederler ve  hastada Hipotiroidi ( Tiroid Yetmezliği) gelişir. Bunun tedavisi için Tiroid hormonu vermekteyiz. Verdigimiz dozun ayarını TSH ölçümü yaparak control ediyoruz.

Klinik: 

Bütün hastalıklarda  belirti ve bulgular  hafif veya ağır olabilir. Her hasta aynı derecede etkilenmediği gibi aynı kişi de farklı zamanlarda, farklı  ağırlıkta belirtiler verir ( Örneğin, kışın yakınmaların artması gibi)

HT’li hastalar genel olarak  yorgunluk, halsizlik, devamlı uyuma isteği gibi yakınmaları olan hastalardır. Bazı hastalarda unutkanlık  ön plandadır. Unutkanlıktan çok şikayet eden hastaların bazılarında B12 vitamin düzeyleri düşmüştür.  B12 vitamini, normalin üst sınırına yakın bir noktaya kadar  yükseltilirse  hasta yarar görür.

HT’ i daha çok kadınlarda görülmektedir.  20’li, 30’lı  yaşlarda daha sık görülür. Fark edilmemiş hastalar bazen 40’lı  50’li yaşlarda  gelirler. Erken tanı önemlidir. Bunun önemi hem iş hayatında performans kaybı, depresyon,  hem de genç kadınlarda gebelik halinde özel takip gereksinimidir. Hipotiroid gebede bebeğin gelişimi risk altındadır. Hipotiroidi hafif bile seyretse insan hayatını ciddi şekilde etkiler.  Mensturasyon dönemindeki kadınlarda   HT’i adet düzensizliğine de neden olabilir. Jinekologların da bu konuda bilgi sahibi olmaları   gerekir. Hipotiroid bir kadının gebe kalması zordur. Gene tedavi edilmemiş bir HT’li bir kadın sabahları yorgun, halsiz, gözlerinin altı şiş ve ayakları ödemli bir şekilde  kalkıp işe gitmeye çalıştığında veya çocuklarını okula göndermeye çalıştığında tabii ki ciddi zorluklarla karşılaşır.

Fizik muayene sırasında HT genellikle tecrübeli bir  endokrinolog veya endokrin cerrah tarafından  kolaylıkla tanınır. Tiroid normale göre  daha serttir. Yutkunmakla  sınırları belirgin oarak görülür. Büyük      ( Uzun çapı  6-7 cm) HT nadirdir. Genellikle uzunluğu 3.5 – 4.0 cm’i geçmez hatta antijen- antikor savaşı ile  küçülen ve fibrotik  hale gelen  ve daha da küçülen  tiroid bezleri de sıktır.

HT – Cerrahi:

HT  teorik olarak   tiroidektomi gerektiren bir  bir hastalık değildir. Pratik hayatta da HT’li hastalar nadiren tiroid cerrahisi gerektirirler. Problem  HT ve nodülü birlikte olan hastaları ayırd etmektir. Çünkü birçok nodül aksi ispat edilmedikçe  tiroid kanseri olarak kabul edilmek zorundadır. Eğer nodül bir Tiroid kanseri nodülü değilse  birşey yapılmaz. Ultrasonografi (USG) ile takip edilir. Nodülün kanser olmadığını ispat etmek için elimizde en güvenilir yol  USG  eşliğinde yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi dir  ( İİAB).  Fizik muayene HT’de nodül tesbiti için  güvenilir değildir. Çünkü Tiroid glandı normale göre bütünüyle sert olduğu için nodülü el ile tesbit etmek zordur. Bu nedenle USG  mutlaka tanı için devreye girmelidir.

HT ve nodülü olan hastalarda eğer  USG eşliğinde yapılan İİAB’i nodülün tiroid kanseri ( Hemen daima Papiller tiroid kanseri)  olduğunu gösterirse  tiroidektomi endikasyonu kesindir. Cerrahi girişim Papiller tiroid kanseri cerrahisinden farklı değildir. Tek farklılık  HT’li hastalarda boyunda çok fazla lenf nodu vardır. Cerrahın görevi bunlardan hangisinin metastatik olduğunu hangisinin olmadığını  ayırf etmektir.

Son yıllarda HT’nin yol açtığı değişik bir ensefalopati tanınmaya başlamıştır.  Fark edilmediği takdirde hastalar Nöroloji yoğun bakımlarında hayatlarını kaybedebilirler. Bu konuda Türkiyeden yapılmış yayınların varlığını görüyorum. Bu da sevindirici çünkü Türk meslekdaşlarımız da bu hastalığı tanıyorlar. Hastalığın tek tedavisi yüksek doz  Kortizon ve yoğun bakım tedavisidir. Hastalar nörolojik olarak çok ağır tablolara süreklenebiliyor.