Makaleler

D Vitamini Replasmanında/Tedavisinde Yapılan Hatalar

Prof.Dr. Semih Aydıntuğ – Meme ve Endokrin Cerrahı

Sevgili Okurlar, aranızda uzun zamandır hastam olanların da bulunduğunu tahmin ediyorum. 7-8 yıldır hemen her hastama D vitamini replasmanı yaptığımı bilirsiniz. Eskiden diğer meslektaşlarımın D vitamini düzeylerini ölçtüklerini ve/veya replasman yaptıklarını hemen hiç görmezdim. Şimdilerde D vitamini kan düzeyi ölçmek ve replasmanı yapmak çok yaygınlaştı.

D vitamini eksikliğinde D vitamini replasmanı yapmak çok yararlı bir tedavi ve hizmet. Koruyucu hekimliğin önemli bir uygulaması. Herkes için faydalı. Özellikle büyüme çağındaki gençlerde, yaşlılarda, , kanser riski yüksek olanlarda, sigara içenlerde, anne adayı genç kadınlarda , yani kısaca bütün toplum için çok faydalı. Ancak ne yazıkki son zamanlarda iyi niyetle yapılan D vitamini replasman çabalarında bolca yanlış uygulama, hatalı, tehlikelireplasman şekilleri görmeye başladım.

Bu yazıyı yazmamın nedeni hatalı uygulamalar konusunda okurlarımı, hastalarımı bilgilendirmek ve uyarmak. Çünkü hatalı uygulamalar bazen tehlikeli sonuçlara yol açabilir.

Kısa Genel Bilgi:

D vitamini eksikliği Türkiye’de çok yaygın. Hatta istenen  50ng / ml kan düzeyine replasmansız ulaşan hiç kimseyi görmedim dersem yalan olmaz.

Eksiklik ,sosyo- ekonomik düzeyi daha alt grup içinde olan insanlarda daha ağır ve daha sık.   Şaşılacak bir durum değil. Eğitimli insanlar, paralı insanlar, çocuk sayısı az olan insanlar, daha sağlıklı, daha kaliteli yaşıyorlar.  Daha iyi besleniyorlar, daha az sigara içiyorlar, daha çok fizik egzersiz yapıyorlar. Daha çok dinlenebiliyorlar. Daha az stress altındadalar ( İşsizlik gibi ).  Tıbbi problemlerini daha doğru ve hızlı çözüyorlar. Çünkü doğru adreslere daha çabuk ulaşıyorlar.

D vitaminin güneş yoluyla vücuda alınması şehir efsanesidir.Bu konuda tersini idda eden bir hekime lütfen sorun : Sizin bu konuda elinizde veri varmı? Norveçlilerde D vitamini yüksek iken, İtalyada bu oran niye çok daha düşük ? Norveçliler bulundukları enlem itibarı ile çırılçıplak dolaşsalar bile yazın  UV-B ışınlarını vücutlarına ne kadar alabilirler ?. Peki kışın, hep karanlıkta yaşarken nasıl oluyor da yüksek D vitamini düzeyini  sürdürebiliyorlar ?Norveçte elektrik ampulleri farklı mı acaba ?? Ampuller UV-B mi yayıyor ? Hekimin cevabı sizi tatmin edecek mi ? Dinleyin ve kendi analizinizi kendiniz yapın.  Unutmayın sizin vücudunuzun patronu sizsiniz. Şarlatanın biri, günde 1 kg yaban mersini yemeniz gerekiyor derse oturun düşünün. 5 yıl önce sabah akşam ısırgan otu içmek gerekiyordu. Ne oldu ? Isırgan otu bitti. Daha önce zakkum içmek gerekiyordu. İçenler arasında  ölenler oldu. Şimdizakkum  nerdeyse bitti. Bilim 2 yılda 180 derece dönmez ! . Bildiğiniz Aspirin 100 yılı aşkındır bütün dünyada kullanılıyor kalbi, beyni koruyor. Kolon kanseri üzerinde koruyucu etkisi var. Kolon kanserini ne şekilde önlediği bilinmese de önlediği bilimsel çalışmalarla gösterilmiş durumda.

Bilimsel çalışmalarda “İnanç”, “His”, “ Dedem böyle yapardı”, komşumun dünürü demişki  gibi yaklaşımlara yer verilmez. Bu arada bilimsel araştırmalarla “ Çok yararlıdır” denen bazı sonuçlara da kuşkuyla yaklaşın !. Bunları incelemiş ve süzgeçten geçirmiş kişilere ulaşıp tartışmaya, öğrenmeye çalışın. Bu kişilere önerdikleri ilaç, besin, vitamin v.s konusunda bana somut delil verebiliyormusunuz diye sorun !!. Kendi kendinize Dr. Google’ın tuzağına düşmeyin.

D vitamini Türkiye’de  büyük bir çoğunlukla Devit -3 ampul ( 1 ampul, 300.000 ünite 25-0H-D3 içerir) ile replase ( Yerine koyma ) edilebilir. Devit-3 damla erişkinlerde nadiren işe yaramaktadır. D vitamini eksikliği açısından çok daha hassas bir durumda olan çocuklarda maalesef bir fikrim yok. Korkarım çocuk doktorları da aynı durumda. Çünkü gördüğüm kadarı ile D vit damla veriyorlar ama hangi düzeyden başlayıp hangi düzeye ulaştıklarını ya da daha doğrusu ulaşamadıklarını kontrol etmiyorlar !

Kalsiyum ve D vitamini ölçümü yapılmadan, D vitamini replasmanı yapılmaz.

Deva tarafından üretilen Devit – 3 ampul  300.000 ünite D vit  içerir. Bu yüksek bir dozdur. 1 ampul Devit -3, az miktarda süt içinde  bir defada içirildiğinde  hastanın 5- 10 gün sonra D vitamini ciddi şekilde yükselir. 20 gün sonra bir miktar düşer ve 10 gün kadar süren sabit bir düzey devam eder. Sonra düşmeye başlar. İstenen düzeyin altına ne zaman düşeceği her insanda farklıdır ve kişinin başlangıçtaki D vit düzeyi ile ilişkilidir.

D vit kan ölçümü, son D vit alımından 20 gün sonra yapılır. Daha önce yapılacak ölçümler yanıltıcı olarak yüksek çıkar.

Ne yazıkki ülkemizde 150.000 ya da 100.000 ünitelik daha düşük dozlu ampuller yoktur. Batı dünyasında vardır. 2.5 liralık bir ilaç için kimsenin firmaya bu konuda bir telkin yapabileceğini sanmıyorum. Daha önemlisi kimsenin umurunda olduğunu da sanmıyorum. Oysa bugün/günümüzde daha düşük dozlu ampullerle daha sabit, az çıkıp inen bir düzey elde edebilirdik.

Devit-3 ampul enjeksiyon biçiminde, kas içine mesela kalça kasından da belli aralıklarla yapılabilir. Zaten ilaç kutusunun üzerinde IM veya ağızdan yazmaktadır. Kas içi enjeksiyonda problemler vardır. Birkere bunu yapacak bir hemşire bulacaksınız. Hemşire  80 kg lık bir hastada muhtemelen iğne ucu yetmediği için D vitamini cilt altına enjekte edecektir ve D vitamini emilmediği/ çok yavaş emildiği için yükselmeyecektir. Enjeksiyonlarda daima enfeksiyon riski vardır. Kas içine/ IM enjekte edilen bir ilaç daha yavaş ve düzenli bir şekilde emilir. Teorik olarak doğru olsa da Devit -3 ampulde ben bunu uzun yıllardır göremedim, başarılı olamadım. D vitaminin istediğim düzeye çıkması için 30  günde bir, 20 günde bir, 1 ampul IM yaptırmak zorunda kaldım. Bu kadar sık ve yüksek doz vermek beni rahatsız etti. Aylar sonra istemediğim, tehlikeli bir düzeye yükselebileceği endişesiyle IM metodu terk ettim. Bugün sadece ağızdan 1 ampul ya da yarım ampul Devit – 3 kullanıyorum. Hastamın durumuna göre 2 ayda 1, iki buçuk ayda 1 veya yarım ampul içiriyorum. Kalsiyum düzeyi ya da parathormon düzeyi sınırda olan hastalarımda yılda bir kereden çok D vitamini tayini yapıyorum.

Daha önce belirttiğim gibi ağızdan az miktarda sütle verilen ( D vitamini ampul su içine dökülünce dağılıyor, bardağın kenarlarına yapışıyor, yapmayın) D vitamini birkaç gün içinde kanda yükselmeye başlıyor, 15.gün de pik yapıyor ( En yüksek düzeye çıkmak) 20. Günden sonra bir plato çiziyor ve sonra düşmeye başlıyor. Başlangıç D vitamini düzeyi ne kadar düşükse düşme o kadar hızlı oluyor.

Birçok hastada 1-2 yıl süre ile iki ayda bir verilen ( Yılda 6 ampul) ağızdan Devit-3 ampulden sonra D vit düzeyleri sürekli yüksek kalmaya başlıyor. D vitamini replasmanı yapan hekimin bunu bilmesi gerekir. Bazı hastalar 3 ayda 1, 1 ampul gereksinim dozuna düşüyorlar. Bu hastalarda uzun süreli sabit bir düzey sağlayabilmek için 150.000’ ünitelik ampuller aslında ideal. Ama bizde olmadığı için ampulün yarısı çöpe gidiyor.

Kanda kalsiyum ve D vitamini ölçülmeden D vitamini replasmanına başlanmaz

D vit tablet ( Çoğu ABD kaynaklı 400  – 800 IÜ )  ancak bazı grup insanlarda işe yaramaktadır. Fayda görenler genellikle tedaviye 30 – 35 ng/ml gibi yüksek değerlerle başlayan hastalar. Problem, pür D vitamini tableti GNC’de var o da her zaman gelmiyor. İmkanı olan hastalar yurt dışından getiriyor. Calcimax D3, Zentius D çiğneme tableti, Osteocare tablet ile hastaların çok çok azında D vit düzeyi kabul edilen düzeylere çıkmaktadır. Bu ilaçlarda problem kalsiyum ve D vitaminin birlikte olmasıdır. Fazla Kalsiyum vasküler problemlere, Böbrek taşlarına neden olabilir. Yani D vitaminini yükseltmek için lüzumundan fazla kalsiyum vermek gerekiyor. Amerikan orjinli pür D vitamini içeren tabletlerde D3 vitamini ve D2 vitamini birlikte. Düzen laboratuvarı siz istemeseniz de raporunda D2 vitamini sonucunu da veriyor. Toplarmısınızçıkarmısınız bilmem. Çok önemli olduğunu sanmıyorum. Daha doğrusu araştırmadım.

Sigara içenlerde D vitamini düzeyi daha da düşüktür.

Devit-3 damla gene DEVA firmasının ürünüdür. Damlanın bir şişesi 50.000 ünite D3 vitamini içerir. Daha önce damla ile  erişkin insanda D vitamini düzeyini yükseltmek mümkün değil demiştim. Bu cümlemi revize etmeleyim. Şöyle ki: İlk teşhiste D vitamini düzeyi 17 ng/ml olan bir hastada günde    8-10 damla vitamini ile normal bir D vitamini düzeyine ulaşmak mümkün değildir. Ama 6 ay – 12 aylık bir sürede periyodik aralıklarla ampul içirilmesi ile normal bir düzeye çıkılır ve ardından günde 10 -12 damla  ile bu düzey korunabilir. Bu şekilde tedavi gören hastalarım var. Fakat burda problemler de var: Hergün 12 damla D vit almayı hatırlamak lazım. Unutan çok. Oysa ampul pratik,  bir kez içiyorsunuz  40 – 60 gün etkili. Ayrıca D vit damla da da belli aralıklarla D vitamini düzeyi takip etmek gerekir.

Bu arada DEVA firmasına teşekkür etmek isterim: 2015 yılının başında D vit ampul piyasada bulunamaz oldu. Niyesini bilmiyorum. Ben de hastalarıma D vit damla şişesinin tamamını içirdim ve sonuçlarına baktım. Bazı hastalar da 50 -100.000 ünite ile D vit yükseldi. Bazı hastalarda yükselmedi. Bilimsel kanıtı yok ama Anadolu insanında barsak emilim bariyerini aşmak için çok yüksek dozda D vitaminine ihtiyaç olabilir. Düşük dozlar bu bariyeri aşmaya yetmeyebilir. Bu benim spekülasyonum. Bilimsel değeri zayıf. Ama Anadolu insanında laktoz intolerası ve süt ilişkisini hatırlarsanız belki bir ilişki olabilir. O dönemde D vit ampul piyasadan neden kayboldu bilmiyorum ama bana Devit-3 damlanın pek de bir işe yaramadığını göstermesi konusunda bana çok yardımcı oldu.

D vitamini kanserden koruyucu bir vitamin olarak bilinir. Kanserleşmeye başlayan hücrelerin yok edilmesinde önemli rol oynar (Apoptozis)

D vitamini düşük olan bir şahıs, düşüklük derecesine göre değişen aralıklarla ama sürekli  D vitamini replasmanı almalıdır. Örnek :  Kliniğe D vit düzeyi 12 ng/ml  ile gelen bir hasta  2 ayda bir, 1 ampul Devit – 3 ampul içer. 1 yıl sonra sonra D vitamini ölçülür. 50 ng / ml ‘ye ulaşmamışsa 1 yıl daha aynı şekilde devam edilir. 2 yıl sonra muhtemelen 2 ayda 1, yarım ampul ya da 3 ayda 1, 1 ampul D vit içirilir. Başka bir hasta: Bana geldiğinde D vit düzeyi 25  ng / ml olan bir hastada ilk D vit ampulünü içiriyorum. 2.5 ayda bir, 1 ampul içiriyorum. 1 yıl sonra aralıklar uzayabilir, doz yarıya inebilir. D vitamini ölçerek karar verilir. Amaç D vit kan düzeyini  50 ng / ml cıvarında tutmaktır. Osteoporozu olan hastalarda bu düzey 60 ng /ml olmalıdır.

Meme kanserli hastalarda D vitamini düzeyi genellikle çok düşüktür.

D vitaminin optimal düzeyi 50 ng / ml dir. Osteoporotik hastalarda 60 ng / ml dir.  Bu literatür bilgisidir. Hislerle, duygularla, inançla bu düzeyi 100 ng/ ml’ ye çekmek bilimle bağdaşmaz.

D vitamini ölçüm metodları laboratuvarlara göre değişir. Maalesef  ölçüm metodunun ne olduğu bildirilmediği için  D vitamini replasmanı yapan hekim yanılgıya uğrayabilir. Ben Ankara’da Düzen laboratuvarının metodunun modern yöntem olduğunu biliyorum (4 yıl önce modern yönteme geçtiler, daha önce onlarınki de bugün birçok laboratuvarda uygulanmaya devam edilen yöntemdi.) Ne yazıkki iyilik, güzellik her zaman pahalı. Bugün Düzen lab. da D Vit tayini 130 lira cıvarında  ( Mart 2016 ) . Bence çok pahalı ama, fiyatları ben tayin etmiyorum. Sağlık bakanlığı istese modern yöntemi bütün Türkiye için çok daha ucuza uygulayabilir. O zaman ben de Düzen Laboratuvarının esaretinden kurtulurum ( Binlerce test yaptırdım !). Ama kim kulak verecek ki ??

Obezlerde  D vitamini düzeyi düşüktür. D vitamini yağ dokusunda depolanır ve inaktiftir.

Uygulama Hataları

–Kalsiyum düzeyi ölçülmeden,  D vitamini replasmanına başlanıyor. Bir gün hiperkalsemik bir hasta, hiperkalsemik kriz ile yoğun bakıma gidecek ve birdenbire herkes D vitamini replasmanı yapmaktan vaz geçecek. Çünkü hiperkalsemisi olan ve bilinmeden D vitamini verilen bir hastada kalsiyum düzeyleri çok yükselir. Hasta nörolojik nedenlerle komaya girer.

D vitamini replasmanın ömür boyu sürmesi gerektiği bilinmiyor. 3 ampul D vit 1 hafta ara ile hastaya içiriliyor ve bir daha verilmiyor. 6 – 7 ay sonra D vitamini tekrar 17 ng/ ml’ye iniyor.  Replasman az ya da çok miktarda, az ya da sık aralıklarla ömür boyu devam etmelidir.

–D vitamini düzeyi 25 ng/ml ise hekim memnun, çünkü laboratuvar alt/üst değerleri 25 – 80 ng/ml’yi normal olarak gösteriyor. Hatta bazı ilkel laboratuvarlar kışın 10 ng/ml’yi normal olarak kabul ediyor. Hekimlerin bazıları 50 -60 ng/ml nin olması gereken düzey olduğunu bilmiyorlar.

Devit-3 damla ile D vitamini kan düzeyini yükseltmeye çalışanlar var. Günde 3 damla verenler gördüm. Şişenin tamamı 50.000 ünite. Yani 1 ampulun 1/6 sı. Hasta  1 hafta süreyle hergün 1 şişe içse bile 1 ampul Devit-3 ampul içmiş olur. Günde 3 damla ile ne olur siz düşünün artık. Ben evdeki kedime bile daha fazla içiriyorum.

–Sürekli  D vit replasmanı yapanlar bir süre sonra ( 4 ay, 6ay, 1 yıl) D vitamini kontrol etmegereğini duymuyorlar. Oysa istenen düzeye erişemeyebiliriz. Ya da tehlikeli derecede yüksek düzeylere çıkılabilir. Pahalı da olsa yılda en az bir kere kan D vitamini düzeyi  ve kalsiyum kontrol edilmelidir.

1 ampul Devit-3 aldıktan 10 gün sonra D vit düzeyi kazara ölçülüp sonuç 100 ng/ml çıkmışsa hekim çok heyecanlanıp, hastaya sakın bir daha içme diyor. Ne zaman ne kadar içtin diye soran yok. Halbuki 30. Günde D vitamini hastanın durumuna göre 25-40 ng/ml düzeyine iniyor. Geçici yüksekliğin hastaya bir zararı yok.

–Daha da tehlikelisi bazı hekimler ömür boyu ayda 1 ampul D vit iç diyorlar. Kontrol etmeden bunu yapmak çok tehlikeli

Son zamanlarda hastalar, birbirine D vitamini tavsiye etmeye başladılar. Bazı hastalarım kendi D vitaminleri düşük çıkınca benim önerdiğim periyodik D vitreplasman şeklini, aynen eşlerine ve çocuklarına da uyguluyorlar.  D vitamini düzeyi ve kalsiyum ölçümü yapmadan. Böyle bir uygulama olamaz.

Bazı doktorlar da inanç ve his yöntemiyle 100ng/ml D vitamini düzeyini optimal  buluyorlar. Ben böyle bir literatür okumadım. D vitamini kan düzeyinin 100 ng ‘a çıkması emniyetli değildir

Düşük D vitamini düzeylerinde hastalarına replasman yerine güneşe çıkmayı öneren hekimler hala var. Bana bir kere bir fizik tedavi uzmanı meme şikayeti nedeniyle gelmişti. D vitamini düzeyi 7 idi. Nasıl Osteoporoz tedavi ettiğini artık siz düşünün.

Sütten,yoğurttan, peynirden D vitamini alındığını düşünen hekimler var. Çok peynir tüketmek D vitaminini en azından çok düşük düzeylerin üstüne çıkarıyor. Bir hastamda 38 ng/ ml değeri görmüştüm. Hiç replasman almıyordu. Sadece çok peynir tükettiğini söylemişti. Gene de daha önce belirttiğimiz gibi bu düzey de optimal olmaktan uzak.

Bebeklik çağı dışında, çocuklar ve gençler D vitamini açısından oldukça şanssız. Ne yazıkki bu gruba sahip çıkan bir hekim grubu yok. Aslında var ama gördüğüm kadarı ile D vitamini,  koruyucu hekimlik gündeminin, arka sıralarında yer alıyor. Oysa bu grup bizim geleceğimiz, anne adayları, kendi kemikleri gelişmeden gebe kalıp doğum yapacaklar. Doğacak bebeğin kemik yapısının iyi olması mümkünmü ?

Nadir bir durum da olsa önemli : Kronik Böbrek yetmezliği nedeniyle düzenli diyaliz tedavisi gören hastalara D vit verildiğini görüyorum. Bu hastalara bildiğimiz D vitamini ( 25-OH-D3) vermenin anlamı yok. Çünkü son dönem böbrek yetmezliğinde  25 (OH)D3‘nin böbrekte Calcitriole  dönüştürülmesi mümkün değildir. Aslında insan organizmasında etkili olan D vitamini formu 1alfa 25 (0H) D2  yaniCalcitriol dür. Aktivasyon böbrekte yapılır. Son evre Böbrek yetmezliğinde aktivasyon yapılamaz. Bu nedenle böyle  hastalaraCalcitriol( Rocaltrol ) vermek gerekir. Bazen bu tür hastalara D vit ampul verildiğini görüyorum. Hiçbir işe yaramadığını ve Parathormondüzeyini  de düşürmediğini bilmek gerekir.

Tartışmalı  konular:

Benim de D vitamini replasmanı yaparken kendimi emniyette hissetmediğim bazı  noktalar var :

–          Gebelik hazırlığında en azından Folik asit, B12  vitamini, D vitamini , İyod replasmanının önemli olduğunu biliyoruz. D vitamini plasentadan geçer. Aslında D vitaminin Plasentadan geçmesi bir tehlike değil. Tehlikeli olan D vitaminin oksidasyonunu önleyen bir katkı maddesinin Devit – 3 ampul içinde olması. Bildiğim kadarı ile bu katgı maddesi bir Toluen bileşiği. Bu madde ABD tarafından kanserojen olarak kabul edilirken, Avrupalılar bu düzeyleri tehlikeli bulmuyor. Gene de ben kendi adıma gebeliğin ilk 3 ayında D vit ampul kullanmıyorum. Gebe adayı, adet gördükten hemen sonra 1 ampul içiriyorum. Bu arada gebenin kendi karaciğer ve böbreği tolüen bileşiğini metabolize edip yok etmek için yeterli. Muhtemelen gebeliğin II. Trimester’inde  bebeğin organları geliştiğinde anneye D vitamini vermek zararsız. Ama ben bu konuda  mümkün olduğunca tutucuyum.  Kadınlar  hazırlıksız gebe kalmadıkları takdirde, folik asit açısından replase edilmiş oluyorlar.  D vit ile ilgilenen pek yok. Bana başka nedenle gelmişlerse ben başlıyorum. Gebelik sırasında Elevit Pronatal v.b  tabletlerde de kalsiyum ve D vitamini  var. Jinekologlar bu tip tabletleri rutin olarak veriyorlar. En iyi ihtimalle D vit düzeyi hiç olmazsa düşmüyor.

Not: Elevit Pronatal  Alman Bayer’in ilacı. İçinde Iyod yok. TürkiyedeElevit kullanan jinekologların Elevite ilaveten Jodit 100 microgram kullanmaları gerektiğini ya da I2 içeren başka bir preparat seçmeleri gerektiğini  hatırlamaları iyi olur. Beyin ve spinal sistem için folik asit ne kadar gerekliyse Iyod da o kadar gereklidir !

Türkiyede olmayan bazı D vitamini preparatları var. Carlson’svit D gibi.  Bunlar Katkı maddesi içermeyen D vitamini spreyleri ya da damlaları. Bu preparatları  teorik olarak  tüm gebelik sırasında, bebeğin doğmundan itibaren kullanılabilir. Bazıları sadece bebekler için. Temin etmek zor.   Tecrübem yok.

Sonuç: 

D vitamini  eksikliğinin zararları  saymakla  bitmiyor ( Başka yazılarımda değinmiştim). D vitamini yerine koymanın / replase etmenin faydaları da saymakla bitmez.Güneş  ve D vitamininden zengin besinlerle hiçbir zaman optimum  D vitamini düzeyine ulaşamadığımız iyi bilinmektedir. Bu nedenle ülkemizdeki D vitamini eksikliğinin yaygınlığı ve derinliği de dikkate alınırsa D vitamini replasmanın gerekliliğinin ve replasmanın sürekliliğinin  gereğinin de ne kadar önemli olduğu ortadadır.

Tıpta ya da başka bir teknik  disiplinde uygulanmasına karar verilen bir yöntemin / tedavinin/önlemin , doğru  yapılmasının, doğru uygulanmasının ve doğru yapıldığına dair işaretlerin/ sonuçların görülmesi çok önemlidir. Teori ile pratik arasındaki makas açıldıkça başarı düşer. Aynen kanun çıkarıp uygulamamak gibi.

D vitamini replasman pratiği de aynı şekildedir. Alt tarafı vitamin işte, ne büyütüyorsun, ver gitsin. Hiç yoktan iyidir  mantığı ile bir yere varamayız. Hastalarımıza zarar da verebiliriz. Hekim yemininde “ Önce zarar verme” cümlesinin tarihi çok çok eskidir. Bu cümleyi şöyle değiştirebiliriz: Zarar verme, faydalı ol, Faydalı olduğunu belgele ve kayıt tut.

Bu yazıyı onun için kaleme aldım. İyi niyetle yapılan ama  hatalı olan uygulamaları bugünlerde giderek daha sık görmeye başladım. Beni en fazla rahatsız eden, uygulayanlarda “Acaba hata yapmış olabilirmiyim ?” , “ Acaba uygulamamı nasıl denetleyeceğim? ” sorularının çok az sorulduğunu görmemdir.  Umarım hepimiz için uyarıcı bir yazı olmuştur. Faydalı olur.

Son olarak hastalara, ya da modern değimle sağlık hizmeti satın alan tüketicilere seslenmek istiyorum : Hekimler yorgun, sistem hekimleri fazla düşünmeden  davranmaya itiyor. Birçok yerde  6 – 10 yıl okumanın karşılığını alamıyorlar, almıyorlar. Depresyon hekimler arasında sanıldığından yaygın ( Kişisel tahminim). Kendilerini geliştirmek için ciddi bir neden görmüyorlar, görmelerini isteyen de yok, zaman da kısıtlı. Ayrıca tıp o kadar hızlı genişliyor, büyüyor ki ayak uydurmak gerçekten zor. Hekimler  şiddete maruz kalıyorlar, hatta öldürülüyorlar. Dur diyen yok. Sinirlenen vatandaş kapıya tekme atmak yerine doktor dövmeyi alışkanlık haline getirdi. Ama her türlü olumsuzluğa rağmen hekimler kendilerini geliştirmek, hızla  değişen, yenilenen tıbbi bilgileri öğrenmek ve uygulamak zorundalar. Sayın meslekdaşlarım, dünya eskisine göre daha hızlı dönüyor. Hatta eskisine göre çok daha hızlı dönüyor. Uyum sağlayacağız ya da  ortamı terkedeceğiz.  Yerimize  gelenler  daha mı iyi olacak ? Çok şüpheli . Muhtemelen sihirbazlar, şarlatanlar, hırsızlar, dolandırıcılar, günün politikasına boyun eğenler yerimizi alacaklar ve bugünden daha da kötü bir noktaya geleceğiz. Lütfen okuyun, bize verilen temel terbiyeye uygun davranın. Atamızın dediği gibi: Beni Türk hekimlerine emanet edin. Yüzünü kara çıkarmayalım.