Makaleler

D Vitamini Yetmezliği

Çözümü basit , ama sonuçları ciddi bir hastalık! *

Vitaminler insan hayatının  devamı için dışardan  mutlaka alınması gereken, besin ögeleridir.     Bu anlamda  D vitamini ( D vit)  hem vitamin hem de hormondur. Çünkü uygun koşullarda  insan vücudu tarafından da  sentezlene-bilmektedir  (Deride bulunan  Kolesterolün,  Ultraviole  B ışınlarla  aktive  olması sonucunda). Onu hormon yapan bir özellik de  insan vücudunda mevcut hemen her hücrede  reseptörleri olmasıdır. (Reseptör:  Anahtar  gibi düşünün . Her anahtar bir kilidi açar, bazı anahtarlar birden çok  kilidi açarlar. Kapı açılınca  odanın içinde ne varsa serbest kalır, görevlerini yaparlar).

D vitamini, yağda eriyen  bir vitamindir. D vitamininin vücudumuza girmesi için  derimizde  mevcut olan bir kolesterol türevinin  güneş ışığı altında  ön – inaktif D vitaminine   dönüştüğünü  söylemiştik. Bu ön molekül önce  Karaciğerde  yarı  aktiv  D3  vitaminine  dönüşür. Oradan  kan yoluyla  böbreğe gider  ve  aktif  D vit’e  (Kalsitriol)  dönüşür.  Ağız  yoluyla  besinlerle aldığımız  D vitamini  de barsaklardan emildikten sonra  aynı  prosedürden geçer.  Süt ve süt ürünleri (Peynir) en çok  D vitamini içeren  yiyeceklerdir (Tabii, ürününü  tükettiğimiz hayvanın  vücudunda  yeterli  D vitamini olması  gerekir. Bugünkü  hayvan besleme şeklinde  yeterli  D vitamini  olduğu  çok şüphelidir)

Hem dışardan alınabilen hem de vücut tarafından üretilebilen D vit’nin teorik olarak eksikliğinin  görülmemesi  gerekirdi.  Fakat  D vit. eksikliği  bütün dünyada, her iki cinste ve  hemen tüm yaş gruplarında  çok yaygındır. Daha da kötüsü  eksiklik giderek yaygınlaşmakta ve derinleşmektedir.

D vitamini  türevlerinin  “ Hormon” olarak etkilerini  göstermeleri  için  böbrekte  aktif D vit’e  (Kalsitriol)  dönüşmeleri  şarttır. Bu nedenle  sağlam bir böbrek şarttır.

D vitaminin  insan sağlığı açısından önemi nedir ?

Aspirin  gibi D vitamininin de  her gün yeni bir özelliği bulunuyor. Hayati önemi olan bu özellikler  ne yazık ki halk kitlelerine  yeterince  anlatılmıyor.

Aşağıda  özet olarak D vitamininin şu ana kadar  bulunan  ve bilim dünyasında herkes tarafından kabul edilen  özellikleri sıralanmıştır:

1-    Kemik  sağlığı için çok önemli  olan  Kalsiyum emilimini  arttırırr ( Barsaklardan). Yaşlanan insanların giderek arttığı bir dünyada  Osteoporoz (Yaşlılıkta kemik  erimesi)  ciddi bir sağlık  sorunu haline gelmiştir. Kırılan kemikleri tedavi etmek yerine kırlmamasını  sağlamak  daha akılıcıdır. Bu nedenle  genç yaşlardan itibaren yeterli kalsiyum ve D vit alarak  iskelet sisteminin  yaşlılığa hazırlanması gerekir. Ayrıca D vitamini eksikliği yaşlılarda daha sık görülür. Çünkü yaşlanan insanlar daha az güneş görür, daha kötü beslenir (Örneğin diş sorunları), aldıkları  D vitamini  barsaklardan daha az emilir v.b.  Yetersiz D vitamini  Raşitizm (Çocuklarda ) ve Osteomalazi (çocuk ve erişkinlerde)  nedenidir. Sakatlık  ve  ekonomik açıdan toplumlara ağır faturalar  ödetir.

2-    Kalsiyum  iyonunun,  yaşam için  vazgeçilmez bir önemi vardır.  D vit ve Parathormon (Tiroid bezinin yanında yer alan 5-6 mm büyüklüğünde 4 adet bezin salgıladığı  hormon)  sayesinde  Kalsiyum sürekli olarak  kanda belirli, sabit bir düzeyde tutulur.  Bunun hayati önemi vardır. Çünkü belli bir aralığın  altında ve üstünde  sinir iletimi bozulur ve hayat  devam edemez. (Kalp durması)

D vit   barsaklardan kalsiyum  iyonu  ve kalsiyumla  yakın ilgisi olan Fosforun  emilimini  organize eder.  D vit olmasaydı  kalsiyum emilimi çok yetersiz  olurdu.

İdrarla vücut dışına atılan fazla kalsiyumun da gerekli hallerde  kana geri  emilimi  için D vit gerekir.

3-    Çok yaygın olan hipertansiyon yani   arteriel kan basıncı yüksekliği hastalığının  düşük D vit  düzeyleri ile ilgisi vardır.  Normal düzeylerde  D vit’nin  Hipertansiyonu düzelttiği  ve koroner  arter  hastalık  ( Miyokard infarktüsü)  riskini  azalttığı  bilinmektedir. Yaş ortalaması  59 olan  1739  hastada  yapılan  bir çalışmada  D vit normal  olan hastalarda  5  yıllık bir sürede Kardiyovasküler risk  % 62  oranında azalmıştır.

Periferik arter  hastalığı  ismini  verdiğimiz  ve en çok  bacak atar damarlarının  tıkanmasına neden olan kronik hastalıkta  düşük  D vitamini  düzeyinin  kontrol grubuna göre (D vitamini düzeyi normal grup)  periferik  damar  hastalığını  % 80 arttırdığı  gösterilmiştir. Tabii buradan  D vitaminini  yüksek  seviyeye  çıkardıktan sonra  dilediğiniz kadar sigara  içebilirsiniz  anlamı çıkmıyor. Sonuç olarak  sigara vücutta  “Oksidatif  stres” i en çok arttıran  bir toksin. Birçok antioksidan madde (C vitamini, selenyum,  D vit,  kara üzüm,  balık  yağı, zerdeçal…) bunu  dengelemeye  çalışıyor  ama  başaramıyor. Yine de  söz konusu antioksidanları almayanların  başları daha  erken ve  ağır belaya giriyor.

Dünyanın en saygın  merkezlerinden  biri olan Farmingham enstitüsü (A.B.D, Boston)  yaptığı  meşhur araştırmada D vit düşük olan deneklerde  kalp problemlerinin  düşük D vit düzeylerinde  % 62 arttığını  tespit etmiş.

4-    Bir kısmı  otoimmün kökenli  olan (Kendi vücuduna karşı antikor yapma  hastalığı)  Romatolojik  hastalıkların  kökeninde  D vitamini  eksikliği yatmaktadır. Tabii  Otoimmün hastalıkların gelişimini tek bir faktöre  bağlamak  hatalı  olur. Gerek hipertansiyon gerekse Romatolojik hastalıkların  genetik,  çevre  koşularrı , yaşam tarzı,  karşılaşılan  toksinler (Sigara gibi)  D vitamini  dışında başka  besinsel  ögeler, yaş, cins  gibi  birçok  faktörlere bağlı olarak  geliştiğini  unutmamak  gerekir. Bir kaç kötü faktör yan yana geldiğinde söz konusu hastalık ya da hastalıklar ortaya  çıkar, daha şiddetli seyredebilir ya da  ileri yaş yerine genç yaşta ortaya çıkabilirler. Bu hemen hemen tüm sağlık sorunları için geçerlidir.

Bugün  D vit eksikliği  ile ilişkilendirilen  Otoimmün  hastalıklar  şunlardır:  Multipl  sklerozis, Romatoid artrit, Sistemik lupus eritematozus, Sjögren sendromu, sistemik sklerozis, dermatomiyozit, primer bilier siroz, primer sklerozan kolanjit, Ülseratif kolit, Crohn hastalığı ( Son ikisine  ortak olarak inflamatuar  barsak  hastalığı denmektedir) , psöriazis, vitiligo, Bülloz pemfigoid ( Ağır bir deri hastalığı ) alopecia areata ( Belli bir bölgede saç dökülmesi), İdiopatik dilate  kardiyomyopati ( Tedavisi mümkün olmayan kalp yetmezliği) , Tip I Diabet ( Çocuk yaşlarda başlayan kesin olarak insülin  almayı gerektiren tip ) , Graves hastalığı (  Değişik bir  Hipertiroidi  şekli) , Hashimoto tiroiditi   ( Tiroid bezine karşı antikorlar  gelişir  ve tiroid bezi  yetmezliğe girer ), Myastenia Gravis (  Kas, sinir yetmezliği ),  Ig A  nefropatisi, membranöz  nefropati ( Son ikisi sonunda böbrek yetmezliğine neden olur), pernisiyöz anemi ( Eritrositlerin  volümlerinin arttığı  bir kansızlık  türü ). Okuyucunun dikkat etmesi gereken önemli bir nokta yukarda sayılan tüm bu hastalıklar  Kan  hücreleri  arasında yer alan  LENFOSİTLERLE  ilişkilidir. T tipi lenfositlerin alt grubunu oluşturan  CD8 + tipi lenfositlerin kanda azalması  bu hastalıkları  başlatır  ( AİDS ise  CD4+ tipi lenfositlerin hasarı ile gelişiyor) . CD8+  T lenfositleri  azalınca Otoimmün hastalıklar  başlıyor. Bu tip lenfositlerin azalmasında  D vitamini  eksikliği  önemli bir rol oynuyor.  Unutmayalım ki insan organizması kadar  karışık ve kendini tamir edebilen bir makinada bir hastalığın tek nedeni yoktur.  Örneğin özellikle gelişmekte olan toplunlarda çok  yaygın olan EBV         ( Epstein – Barr virüsü  ile oluşan infeksiosuz mononukleozis ) de  CD8+  T lenfositlerini azaltmakatadır. Fakat  sonuç  olarak yukarda sayılan tüm bu hastalıklarda  CD8 + tipi  T lenfositleri  düşük  olarak  bulunmaktadır. Onların sayıca  düşmesinde D vitaminin  de bir rolü olduğu  bilinmektedir.

Okuyucunun  bilmesi gereken bir konu da, bir hastalığın oluşması için ,  insana saldıran iç ve dış kuvvetlerin toplamı , savunma mekanizmalarını aşabilmesi  gerekliliğidir. Bu  denge hastalığın oluşması kadar, kaç yaşında oluşacağı ( Belki hasta o yaşa gelmeden başka bir nedenle ölecektir) , ne şiddette  seyredeceği, tedaviye ne kadar  yanıt vereceği,  erken ve doğru  tanı konup  konmadığı  ile de yakından ilgilidir. Hepsinden önemlisi  genetik alt yapı ve eşlik eden başka hastalıklar, sigara ve kronik stres gibi  zararlı etkenlerin de olayın içinde olup  olmadığı  gidişatı  tayin edecektir.

5-    Bağışıklık  sisteminin  temelinde,  vücudumuza  burun,  barsak, vajen, meme başı, yaralanmalar  gibi birçok doğal ve hastalık  sonucu  oluşan  kapılardan giren  düşman  mikroorganizmaları  etkisiz hale getirmek  vardır. İşte bu mekanizmalardan  birisi olan Fagositoz  (Mikrobun  büyük  bazı özel hücreler tarafından yutulup  yok edilmesi) D vit tarafından etkin hale getirilir.

Bağışıklık  sisteminin  temel yapılarından olan  monosit  ve  lenfosit  adlı  kemik iliği  hücrelerinin  kaliteli  ve yeterli  fonksiyon  görebilmeleri  için aktif D vit gerekir.
Kathelcidin  isminde bir biyomolekül  D vit  tarafından  daha fazla  üretilmektedir. Bu biyomolekül, bakteri, virus ve mantarların  fagosite edilmesini kolaylaştırmaktadır.

6-    Kanserler: Kanada  Kanser  Derneği  bilimsel  verilerin ışığı altında  sonbahar ve kış aylarında her gün  1000 ünite  D vit almayı  tavsiye etmektedir.  Çünkü Kolon,  Meme, Prostat,  Over (Yumurtalık) , Pankreas  kanserleri başta olmak  üzere birçok kanser gelişiminin  düşük  D vitamini düzeyleri ile ilgisi bulunmuştur. Hatta  meme kanseri tedavisi görmüş hastalarda düşük D vitamini  düzeylerinin devamı halinde nüks ihtimali artar. Tabii kanser gelişiminde  tek faktör D vitamini olamaz.  Genetik faktörlerin önemli olduğunu biliyoruz. Genetik bilmi  hızla ilerliyor  ve kanserden sorumlu genleri tespit ediyor.  Nerdeyse hergün belli  kanser türü  gelişimini başlatma açısından sorumlu bir geninin keşfedildiği bir yüzyıldayız.

D vitaminini  kanser  dünyasına yerleştirmek için  kısa bir  “Biyoloji” yolculuğu gerekiyor :

İnsan  vucudunda nerdeyse her saniye hücre çoğalması  sırasında  kusurlu ve  hatalı bölünen     hücreler ortaya çıkıyor. (Hayatın  devamı için hücrelerin kontrollü olarak çoğalması ve yenilenmesi şarttır). Bu hücreler  uygun genetik ortamda ve  sigara gibi zararlı  etkenler altında  kontrolsüz bir şekilde büyümeye devam ediyorlar. Hatta kendi kan damarlarını kendileri yaratıyorlar.  Buna kanser deniyor.  İşte Apoptozis  denilen bir mekanizma,  hasarlı hücre ve  hücre kırıntılarını yok edebiliyor. Vücudun kanserden korunma mekanizmalarından en önemlisi olan apoptozisi  arttıran ve azaltan birçok  madde vardır. D vitamini  Apoptozisi  arttıran güçlendiren faktölerden biridir. Kanser yapıcı genler de apoptozu durdururlar. Tabii  kanserden korunma için vucudun  başka savunma sistemleri de vardır. Ama Apoptoz çok önemlidir D vitamini  Apoptozu arttıran bir özelliğe  sahiptir.

Bu  anlatılanlardan anlıyoruz ki   D vit  kanserli  hücreleri  de yok edebiliyor.

7-  Çağımızın en ciddi problemlerinden biri olan  Şeker hastalığı ( Diabet  –  DM )  ile   düşük   D vit düzeyleri arasında ilişki  bilinmektedir.  Gene DM ’ un gelişiminin de çok faktörlü bir hadise olduğunu unutmayalım. Örneğin  şişmanlık arttıkça  DM artıyor.  Enteresan olan  Obez insanlarda  D vitamini düzeyleri, Diyabetik olmayan bireylere göre  çok daha düşük düzeylerde  seyrediyor.

Gidişat  o ki, obezite artıyor,  D vit düzeyleri azalıyor. Kanser ve  DM  artıyor. Kötü bir kısır döngü değilmi?

Tip I  diyabet  dediğimiz ve çocuk – gençlik  yaşalarında ortaya  çıkan  aslında otoimmün  bir hastalık  olan  olan DM   çeşidi  ile D vitamini  arasındaki  ilişki  uzun süredir  iyi  bilinmektedir.  Türkiyeden  yapılan bir yayında Tunç ve arkadaşları  Tip I diyabeti olan çocuk ve gençlerde D vitamini yetmezliği olanlarda  günlük İnsülin  dozunun belirgin olarak daha yüksek olması gerektiğini bulmuşlardır.

8-  D vitamini  ve kas  gücü, yapısı arasında ilişki bulunmuştur. Düşük D vit  kas gücünü  azaltmaktadır. Hatta yaşlılarda  kemik kırıklarının  fazla olmasının  bir nedeninin ( Osteoporoz  dışında ) kas zaafiyeti  nedeniyle  artan  düşmeler  olduğu  söylenmektedir. Kas gücü yeterli olmayan insanların dengelerini sağlamakta güçlük çekecekleri açıktır.

9-   İnfeksiyonlar:  D vit  ve  Fagositoz arasındaki  pozitif ilişki  birçok  infeksiyona      ( Gripal  inf.  İnfluenza,  Tuberküloz  v.b)  karşı  vücudu  korumaktadır. Etyopya da  1997 de yapılan  bir  araştırmada  D vit eksikliği  nedeniyle Raşitizm  gelişen çocuklarla, Raşitizmi  olmayan  çocuklar  karşılaştırılmış. Raşitik  çocuklarda pnömoni ( Akciğer  enfeksiyonu) görülme sıklığı   13 kez fazla  bulunmuş.

D vitamini  düzeyi çok düşük iken  ek  D vitamini  ile  normale dönen  hastalarımdan bazıları, eskiden çok fazla üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiklerini ama artık geçirmediklerini  söylemektedirler. Ama tabii  bunun bilimsel bir veri olmadığını  sadece bir gözlem olduğunu  söylemek  gerekir.

10-  Multipl  skleroz (MS):  Çağımızın  korkunç hastalıklarından biri  olan MS ile  D vitamini arasında ilişki bulunmuştur. 2006  yılında ciddi bir bilimsel  makalede  yayınlanmıştır. Tabii  burada  ince nokta şudur: D vit düzeyi düşük olan hastalar  birçok kanser türüne, MS’ e, Romatoid artrit’e  v.b gibi  birçok  hastalığa daha kolay  yakalanıyorlar.  Bu tamam  ama  hastalık  başladıktan sonra  D vitamini  düzeyini  arttırmaya  yönelik  tedaviler  ilgili  hastalığın  gidişini  ne kadar  etkiliyor?  Bunu tam olarak  bilmiyoruz. Ya da nasıl bir D vitamini  şekli (Örneğin Kalsitriol?)  ne kadar  dozda  kullanılmalıdır? Bunu da şu anda bilmiyoruz. İyisi mi biz  hastalıklar başlamadan   D vit  düzeyimizi  yükseltelim.

2011 yılında Almanyada yapılmaya  başlanan bir çalışma MS  hastalarında D vit düzeylerinin çok düşük olduğunu tesbit ettikten sonra  hastalarını iki gruba ayırmış. Birinci gruba  gün aşırı  20.400 ünite gibi yüksek bir doz  D vitamini  veriliyor. İkinci gruba gün aşırı  400  ünite gibi “ Normal ” bir  D vitamini  ek desteği  veriliyor.  Çalışma halen devam ediyor. Amaç  inflamatuar bir  otoimmün sisnir hastalığı olan  MS’in  Yüksek D vit ile tedavi edilip edilmeyeceğini görmek. Bu çalışmanın ilginç yanı, yazarların  bilimsel veriler çerçevesinde en azından bu kadar  yüksek D vitamini  kullanmayı uygun bulmaları. Ayrıca bu çalışmanın  birçok etik kurul tarafından da yapılmasına izin verilmiş olması da önemlidir.

11- Diş  eti  hastalıkları

12- Parkinson  hastalığı  (Şüpheli)

13- Genel  olarak  ölüm  riski: Bu konuda yapılan çalışmaların  güvenilirliği  şüpheli  olmakla  beraber  D vitamini  düşük bireylerin  yaşam sürelerinin daha kısa olduğu  tespit edilmiş. Tabii burada  sigara kullanımı, alkol tüketimi, Diyabet, fizik egzersiz yapmamak  gibi  negatif  faktörler devre dışı  bırakılmalıdır.  Böyle bir çalışma Albert Einstein Tıp Fakültesinde 20 yaşından yaşlı  13.331 Amerikalı  üzerinde yapılmış. Deneklerden 1988 – 1994 arasında  D vitamini düzeyleri toplanmış. 2000 yılına kadar izlenmişler. Düşük D vit düzeyi  olanlarda ölüm riski  % 26  daha yüksek bulunmuş. Çarpıcı bir sonuç olduğunu  kabul etmek  gerekiyor.

14-  Yüksek  D vit düzeylerinin  yaşlanmayı  geciktirdiğini  ve bu nedenle  yaşlanmaya bağlı  hastalıkların daha az görüldüğünü  düşünen ve çalışmalarında gösteren bilim adamları  vardır.

D vitamini eksikliğinin  yaygınlık derecesi nedir?

Amerika  Birleşik  Devletlerinde  eksikliği  en yaygın  besin  ögesi  D vit olarak  tesbit  edilmiştir.

Türkiyede  de bu oran % 90’nın  üzerindedir.  Yani  halkımızın hemen tamamında az ya da çok ağır D vit  yetmezliği vardır. Bunu kendi tespitlerimden  ( 3000’nin üzerinde ölçüm yaptım)  ve  Türkiye’de yayınlanan makalelerde  görüyoruz.  Ankara Dişkapı  hst. Çocuk  kliniğinden , Tunç ve arkadaşlarının  yayınında  TİP I DM’lu çocuk – gençlerde  D vit yetmezliği  % 70 cıvarında bulunmuş. Ancak , normal D vit düzeyini   35 – 55 ng / ml olarak alırsak  onların  yetersizlik rakamları da muhtemelen  daha  yüksek  çıkacaktı.  Dünyanın geri kalanının da durumu da hiç parlak değil. Örneğin  hayvanlarının beslenmesine özen gösteren ve çok süt ürünü tüketen İrlanda da bu oran % 50 civarında.  Bizim ülkemizde hayvanlar  Mera görmedikleri için  yonca da yemiyorlar. Dolayısı ile süt ve ürünlerinde  D vit ve Omega -3 yağ asiti  bulunmuyor.  Aflatoksin meselesini bir tarafa bırakısak, Prof. Dr. Kenan  Demirkolun  dediği  gibi  “ Şu  an marketlerden aldığımız  süte, süt bile diyemeyiz” . Dediğim gibi  İrlandayı bir tarafa bırakırsak  dünyanın geri kalan kısmı  da hiç iyi değil.  A.B. D’de Atlanta da yoğun bakımda yatan hastalarda yapılan bir çalışmada, hastaların sadece  % 1.2’sinde kanlarında D vitamini düzeyi yeterli  bulunmuş ( A.B.D  satılan sütlere ek olarak  D vit katılmasına  rağmen ! )

Paradoksal olarak  daha fazla güneş ışığı olan  güney ülkeleri, kuzey ülkeleri ile karşılaştırılınca durum  D vit  açısından  daha da vahim.  Bunun mantıklı açıklaması,  süt ve süt ürünleri  tüketiminin  Kuzey  ülkelerinde  çok daha fazla olması  ve Kuzey ülkelerinin genel olarak  ekonomik durumlarının daha iyi olması sonucunda daha iyi beslenmeleridir. Yani  güneş işığı  tek çözüm değil. Zaten  fakir insanların ne kadar güneş ışığı görebildikleri de ayrı bir tartışma konusu.

D vitamini  doğal yollardan nasıl alınabilir ?

Pratikte  yeterli  miktarda alınamadığını  bütün dünya biliyor.  Ama özellikle  peynir yemek,  sürekli aynı peyniri yememek,  günde 15 -20  dk  öğlen güneşi almak  (Ultra viole B ışınları öğlen güneşinde var).

Kısa süreli güneş  ışını alırken  koruyucu krem sürmemek. Yüz  ve eller  ile sırt’tan alınan UV B ışınları  yeterlidir. Bunun haftada iki kez olması yeterlidir. Daha uzun süre güneşte kalmak  deride D vitamini  dönüşümünü  arttırmaz, bilakis azaltır. Koyu derili insanlarda da  bu dönüşüm azdır. Melanin  pigmenti  arttıkça  UV- B  ışınlarına  maruz  kalma  süresi  artmalıdır. Bu nedenle  New York’ta yaşayan bir zencinin  kanında aktif  D vit  düzeyinin  çok düşük olması hiç şaşırtıcı  değildir.

Güneş kremleri  bu dönüşümü tamamen yok eder. Zaten saatlerce güneş altında kalanların koruyucu krem sürmeleri deri kanseri gelişiminin  önlenmesi  açısından  bir gerekliliktir.

D vitamini  eksikliğinin belirtileri  nelerdir ?
Kısa süre  içinde  belirti vermeyebilir.   Ancak çok düşük değerlerde, hastaların  sürekli halsizlik ve yorgunluktan şikayet ettiklerini, sabah yataktan çıkmakta zorlandıklarını  biliyoruz. Yaşlı  hastalar yaygın kemik ağrılarından şikayet edebiliyorlar. Tabii  bu belirtiler spesifik değil. Örneğin kemik ve eklem ağrıları  romatolojik hastalıklarda veya multipl myelomda da (Bir tür kemik iliği  kaynaklı tümör) olabilir. Sabah yataktan çıkamamak,  hipotiroidi (Tiroid bezinin az çalışması)  veya  depresyonda da görülebilir.

Bu nedenle  hekimin  hastasını değerlendirirken çok yönlü düşünmesi ve D vitaminini  biyokimyasal olarak tayin etmesi gerekir. Düşük  değerlerde  tedavinin nasıl sonuç verdiğine bakılır. Genellikle  1-2 ay içinde  semptomlar D vitamini eksikliğine bağlı  ise düzelir.  Ancak burada en önemli nokta , Türkiyede % 90-95  yaygınlığı olan bir hastalıkta  her belirtiyi  buna bağlamamak gerekir. B12 vitamini eksikliği, demir yetmezliğine bağlı kansızlık da benzer şikayetlere  neden olabileceği gibi, çok daha ciddi hastalıklar da  benzer semptomlar verebilir.

Çok ağır  D vitamini  yetmezliği  hekimler  tarafından  tanınabilir. Hipokalsemi (Kalsiyumun düşmesi) ve Parathormonun  yükselmesi  (Sekonder hiperparatiroidizm) ağır D vitamini  yüksekliği belirtileridir  ve kan tetkikleri ile  tanınabilir. Bazen Alkalenfosfataz da yükselebilir.

D vitaminin  normal  değerleri  nedir?
Tam bir fikir birliği olmamakla beraber,  yarı aktif  D3  vit’nin  kan düzeyi 35 – 55 ng /ml  olması  gerekir.  25 nanaogram  altı  ciddi  D vitamini yetmezliğidir. 15 ng/ ml altındaki değerler çok şiddetli D vitamini eksikliği  olarak  kabul  edilir. D vit  80 ng/ml  üzerine çıktığı zaman  ilaç olarak “Ek” alımı  bir süre durdurulmalıdır.  Ancak  benim  tespitlerimde  fazla ek D vitamini alan hastalarımda bazen  125  ng/ ml gibi  değerler  ölçtüğüm  oluyor. Herhangi bir hastalık tablosu gelişmiyor. Ancak bunu önlemek için  ek D vitamini  (Devit–3 ampülun  kırılarak  içilmesi  veya  intramuskuler yoldan  vücuda  iğneyle zerk  edilmesi)  Türkiye’de  Temmuz  ve  Ağustos aylarında  uygulanmamalıdır. Tabii  bazen  özel  gereksinmeler olabiliyor. Bunu  anlamak için  kanda  D vit düzeyi  ölçülmelidir. Ölçüm  için tercih ettiğimiz yöntem  pahalı olmakla beraber  yüksek  performanslı  likid  kromotografi  yöntemidir (HPLC). Ne yazık ki  ek D vit alanlar  yılda veya en geç 2 yılda 1 kanda D vitamini düzeylerini  ölçtürmelidirler.

D vitaminini  daha da düşüren haller nelerdir?
Sigara  içmek, kronik  hastalıklar  (Böbrek, karaciğer, kalp v.b), şişmanlık, kış mevsimi, hava kirliliği, sisli- puslu  hava, başta peynir olmak üzere süt ürünleri  tüketmemek, ileri yaş, adölesan çağ ( 13 – 17 yaş), kara derili  olmak (Deride melanin  pigmenti  fazlalığı), vegan  olmak.

İleri  yaş  üzerinde biraz durmak  gerekiyor: Kronik  hastalıklar, Alzheimer  hastalığı  gibi  durumlar  hem yaşlıları  yatağa bağlıyor, beslenmelerini  dolayısı ile  D vitamini alımlarını engelliyor. Bir de buna  diş sorunları nedeniyle  beslenememek, ekonomik sorunlar ve  güneş ışığı  azlığını  eklersek durumun vahim olduğunu  söyleyebiliriz. Önemli bir etken de yeterli D vitamini alınsa bile  yaşlı insanların barsaklarından  D vitamini  emiliminin  yeterli olmasıdır.

Ne kadar Batı ülkesi olduğumuz  tartışmalı  olmakla beraber, bizim de  Almanya, İsveç’ de olduğu  gibi  yaşlı insan nüfusumuz  hızla artıyor. Bu insanlara karşı toplumsal borcumuzu yerine getirmek zorundayız. En azından kaliteli bir yaşam sağlamak  ilk görevimiz. Bu görevimize düzgün beslenmeyle  yüksek  D vit düzeylerini sağlamakla başlayabiliriz. Tabii  yaşlı  bakım evinde kim, nasıl  kontrol edecek, bu büyük bir soru işareti olarak kalacaktır. Kağıt üzerinde  Avrupa’da  bulunan birçok  sistemi  ithal ettik. Nasıl işlediğini  bir de bana sorun (Huzur evlerini kast ediyorum)

Bazı  ilaçlar  D vitaminine zarar  verebilir: İzoniazid (TBC ilacı), Barbituratlar, D-fenilhidantoin (Epilepsi  ilaçları), Rifampin (TBC  ilacı), Ketokanazol (Mantar  ilacı). Bu ilaçları  mecburi olarak kullanması gerekenler, daha  fazla  D vit almalıdırlar.

Tabii en önemlisi bu kadar yaygın bir hastalıkta dışardan ek D vitamini tableti ya da  damlası almamak.  Birçok  batı ülkesinde besinlere ek katkı maddesi olarak  aynı tuza İyod katar gibi  D vit de katılmaktadır. Ama faydası şüphelidir. Çünkü bu yolla yeterli D vit almak için de yeterli  beslenmek  gerekiyor.

Burada  şişmanlığın  D vitamini düzeyini  düşüren önemli bir faktör olduğunu bir kez daha vurgulamak gerekir. Çünkü 21. yüzyıl  bilim adamlarının tahminin  aksine  kişiye göre ilaç  uygulaması  çağı olmaktan çok,  şişmanlık ve Diyabet  çağı olma  yolunda hızla ilerliyor.

D vitamini  düşüklüğü  açısından  en riskli insanlar  kimlerdir ?
Toplumumuzun  % 90 -95’i  D vitamini eksikliği  çekiyor. Bunu unutmayalım. Ama bazı insanlar  daha ağır D vit  yetmezliği ile karşı karşıyalar :

  • Gebeler:  Hem kendileri  hem taşıdıkları bebek/ bebekler  risk altındadır. Gebelikte D vitamini ve kalsiyum ihtiyacı daha da artar.
  • Yoğun çalışan, kötü beslenen, güneş ışığı göremeyenler
  • Yaşlı  insanlar
  • Menopoza girmiş kadınlar  ( Osteoporozun  geciktirilmesi  açısından  yeterli Kalsiyum ve D vit alması gereken  en önemli  gruptur)
  • Çocuklar ve özellikle  hızlı büyüme çağına giren  adölesanlar
  • Şişmanlar – Obezler
  • Yağlı Balık (Somon) ve süt ürünlerini  reddeden  veganlar  veya gelir düzeyi bu ürünlere ulaşmasına yetmeyen insanlar
  • Kronik  diyaresi  olanlar (İshal nedeniyle kalsiyum ve D vitamini  emilimi  bozulur)
  •   Kronik  hastalıklar  nedeniyle yeterli beslenemeyen, D vitamini ihtiyacı  artmış  hastalar
  • Kronik  hastalıklar arasında,  Kronik  Böbrek  yetmezliğini  ayırmak  gerekir. Çünkü  Hemodiyaliz  ihtiyacı olacak kadar  böbrekleri  yetersizliğe düşmüş  bir hasta , vücuduna giren  yarı aktif  D vit’ni  aktif D vit’ne (Kalsitriol) çeviremez. Bu nedenle bu hastaların hepsine aktif  D vit verilmektedir (Rocaltrol caps)

Ek D vitamini  almayan  hemen  hemen bütün  insanlar(Özellikle  Kış  aylarında)

Fazla  D vitamini  alınırsa ne  olur ?
D vitamini  yağda eriyen bir vitamin olduğu için vücutta birikir. Yarılanma ömrü  20 -30  gündür. Yani  kurşun, civa, kadmium  gibi  ömür boyu kalmaz. Ama 1 ay gene de birçok ilaçla kıyaslanınca  uzun bir süre sayılır. Teorik olarak D vitamini  intoksiksikasyonu  olabilir.  Ama nadirdir. Ek  D vitamini  alarak  intoksikasyon  görülmesi çok zordur. Çünkü   vücutta bir sigorta sistemi  olarak  depolanan Dvit  inaktiftir.  Eğer  Böbrek ve  Karaciğer rezervi sınırlı, ek olarak ayrıca hergün kalsiyum alan bir hastaya  her ay  300.000 ünite  D3  vitamini  (Devit -3 ampul) verilirse  3-4 ayda toksik  düzeylere  ulaşılabilir. Birçok  insan  2 ayda  bir, 1 ampul Devit–3  içtiğinde  yeterli  D vit düzeyini  korur. Bu dozda  alınan D vitaminine  Kalsiyum  eklenmesi (Özellikle Menopoz çağındaki kadınlarda) mahsurlu değildir.  Daha önce söylediğim  gibi  ezbere D vitamini  almak  yerine D vit  düzeyini  kanda ölçmek  gerekir.  Verilen  bilgiler  erişkinler için  geçerlidir.
En büyük tehlike,  doktoruna  bilgi vermeden  başka D vitamini içeren  vitamin   tabletleri alan hastalardan  gelmektedir. Ağızdan Tablet olarak  alınan  Kalsiyum +  D vitamini  tabletlerinin  barsaktan emilimlerinin çok  iyi olmadığını  biliyoruz. Ama   D vit  damla veya ampul içilmesi ile beraber  D vitamini  tableti  almak  tehlikeli derecede  yüksek  değerlere ulaşmaya neden olabilir.
Fazla  güneş  ışınından  D vitamini zehirlenmesi  olamaz. Sadece Deri  kanseri  olursunuz. Ama fazla güneş ışını ve   Devit -3 ampulu düzenli kullanıyorsanız  tehlikeli  düzeylere  ulaşabilirsiniz
Bugünkü  bilgilere göre  günde  10.000 ünite (250  mikrogram)  D vit  almak emniyetlidir. 1 amp  Devit–3 de  300.000 ünite   D vit vardır.  O nedenle  birçok  hastaya  2 ayda bir, 1 ampul  Devit-3 içmek  yeterli  gelmektedir. Ölçümlere göre daha sık veya  3 ayda bir, 1 ampul  içmesi gereken hastalar da olabilmektedir. Yeni doğan  bebeklerin ve çocukların  günde 1000 ünite (25mikrogram)  D vitamini almaları gerekir.
Kan  ölçüm sonucu  üst  sınır olan 80 ng / ml  düzeyini  15  kez geçen insanlarda  toksisite  gelişmektedir. En korkulan  yan etkiler  Hiper kalsemi (Kalsiyumun  10.5 mg/dl  üstüne çıkması),  uykuya eğilim,  çok fazla idrara  çıkarak su kaybetmek, başka nörolojik belirtilerdir. Hipertansiyon, bulantı, kusma, kaşıntı  ve en ağır şekli ile böbrek yetmezliği  gelişebilir.
Yüksek  değerlerde  ilk yapılması  gereken, alınan  sıvı  miktarını  arttırmak,  güneşe  çıkmamak,  ek  kalsiyum  almamaktır. Parenteral  kortizon  ve  Zoledronik asit (Zometa), fazla D vitamini, fazla Kalsiyum  düzeyini  hızla  düşürür.

Sonuç:
D vitamini  sağlıklı bir yaşamın ayrılmaz parçasıdır. 21. yüzyılda  bazı  hastalıklar artarken aynı zamanda da D vitamini düzeylerinin  düşüyor olması  bilim adamlarının dikkatini çekmiştir ve birçok araştırma  yapılmış ve yapılmaya devam edilmektedir. Veriler  birçok hastalığın D vit eksikliği ile bağlantılı olduğunu ortaya çıkartmıştır.

Her sağlık sorununu D vit ile açıklamak tabii ki mümkün değildir. Ama  Dünya genelinde yaşlı insan sayısı  arttıkça, gelir dağılımı bozukluğu nedeniyle  beslenme bozukluğu  geniş kitlelerde artmaya devam ettikçe sorun da büyüyecektir. Sonuç olarak 100 yıl önce fark etmediğimiz sağlık sorunları ( D vitamini  düzeylerinin daha yeterli olduğu, dünya nufusunun  daha çok köylerde yaşadığı  ve relatif olarak daha iyi beslendiği  dönemler)  bugün fark ediliyor. Önlem almaya çalışıyoruz.

Dengeli ve yeterli beslendiğimizi   düşünsek bile  dışardan  ek D vitamini  ve duruma göre  kalsiyum almak gerekiyor.  Ek D vitamini alımı  çocuk yaşlardan itibaren başlamalı ve ömür boyu  sürdürülmelidir.  Ekonomik nedenlerden dolayı tartışmalı olmakla beraber  D vitamininin kandaki değerinin ölçülmesi  uygun  olur. Ölçme yöntemi  HPLC  yöntemi ile yapılmalıdır. Ne yazıkki bu yöntem pahalıdır ve  Ülkemizde pek az laboratuarda mevcuttur.

Derimizin güneş ışını alması da çok önemli. Bu asla  Güneş altında bütün gün kavrulmak anlamına gelmiyor. İnsan esmerleştikçe  derinin , D vit ön madde sentezleme yeteneği de azalıyor.

Sağlık politikası  olarak, hükümete düşen  önemli görevler  var. Unutmayalım ki sağlıksız anneden sağlıklı bebek doğmaz. Mümkün olan her besin D vitamini açısından zenginleştirilmelidir. Bunun ön çalışmalarını yapmak ve etkinliğini ölçmek sağlık Bakanlığının görevidir. Sütleri ve süt ürünlerini  tüketilebilir  hale getirmek  hükümetin görevidir. Unutmayalım şimdinin sağlıksız bebeği  20 yıl sonra hepimize çok pahalıya mal oluyor.

Sağlık bakanlığına düşen bir görev de  zor olmakla beraber D vit  ölçümlerini  yaygınlaştırmak, denetlemek, sübvansiyon  sağlayarak  ucuzlatmaya  çalışmaktır. Tam kan gibi, Tiroid fonksiyon testleri gibi, D vitamini ölçümü de standart tetkikler grubuna sokulmalıdır

Dikkat:

Hiperkalsemisi olanlar, Karaciğer, Böbrek,  kemik iliği  rahatsızlıkları  olanlar,  sarkoidoz  hastalığı  olanlar  Yüksek doz D vitamini almamalıdırlar. Bunun için hekime danışmak gerekir. Gene gebelik ve emzirme dönemi sırasında D vitamini ihtiyacının  arttığını söylemiştik. Ama çok yüksek doz D vitamini toleransının azaldığını hatırlatmamız gerekir. Hipervitaminoz  bebekte  dudak damak yarığına neden olabilir. Gene sürekli Böbrek taşı düşürenler  ek  kalsiyum +  yüksek doz D vitamini almaktan kaçınmalıdırlar. Böyle bir gereksinim varsa  hekim kontrolu gerekir.

Son sayılan durumlar nadir durumlardır. Geniş halk kitleleri için konuşursak  hemen herkes  ek  D vitamini almalıdır. Özellikle kışın  doz artmalıdır. Yazın güneş  ışınlarından  makul bir  şekilde yararlanmak  önemlidir.

Prof. Dr. Semih  Aydıntuğ

* Bu makale 7 Mart – 14 Mart 2012 tarihlerinde Cumhuriyet Gazetesinde 2 Bölüm halinde yayınlanmıştır.