Makaleler

Diyet Denen Saçmalık

Prof.Dr. Semih Aydıntuğ – Meme ve Endokrin Cerrahı

Sevgili okurlar, Dünyanın yarısı açlıktan  erken ölürken , öbür yarısı da  şişmanlıktan erken ölüyor. Dünyamız  paradokslar / çelişkiler dünyası. Alışmaya çalışıyoruz. Ancak gün geçtikçealışamayanların sayısı artıyor. Vahşi kapitalizm bunu henüz fark etmedi. Fark etmesi de mümkün değil. Çünkü vahşi kapitalizmin bir beyni yoktur. Vahşi kapitalizmde sadece  firmalar vardır. Firmaların beyni  vardır.  Bu  beyinler,  ön plana geçip rakiplerini yemeye çalışan her firma gibi  ayrı bir sinir hücresi şeklindedir. Bu  sinir  hücreleri  arasında bir  bağ,  bir  etkileşim  yoktur.   Sinir hücresi yığınından beyin çıkmaz. Aynı karıncalar, arılar dünyası gibi. Onların da  bir beyni yoktur. Genetik emirlerine göre hareket ederler. Ne yaptıklarının aslında farkında değildirler. En iyi örnek Amerikada ve Türkiyede arıların bilinmeyen bir nedenle hızla tükenmesidir. Arıların buna karşı bir politika, yeni bir davranış geliştirdiğini görmedik. Daha akıllı gibi görünen insanoğlu arıları treylerle oradan oraya taşıyor. Çünkü konuyu bilmeyen birine “Arı” dendiğinde aklına “Bal” gelebilir. Oysa arılar yok olursa insanlık da yok olacak, çünkü arılar tarım için vazgeçilmez yaratıklar. Arılar olmazsa bitkiler de yok olacak ve açlıktan öleceğiz.Arılar  neden  yok olduklarını bilmiyorlar, Onları  vahşi  kapitalizmin  kurallarına uyarak yok eden  insanlar da ayrıntılarla meşgul. Herhalde  klonlanmış arı geliştirme programları  çok gizli bir şekilde yürütülüyordur.

Vahşi kapitalizm de arılar gibi beyinsiz. Arıları ordan oraya taşıyarak bitkilerin üremesini devam ettirmeye çalışıyor. Ama arıların neden öldüğü ile meşgul değil. Patlamak üzere olan bir barajda su seviyesini düşüreceğine, sızıntıları çamurla kapamakla meşgul.

Besin  endüstrisi de aynı beyinsizlikle işine devam ediyor. Rekabet, firmaları daha da saçmalatıyor. A firması tuzlu ve şekerli kızarmış patatesin kilosunu 1 liraya satarken, komşu B firması 95 kuruşa satıyor, birde 2 tane alırsan üçüncüsü bedava diyor. Yetersiz eğitim almış, televizyondan başka iletişim bilmeyen ( Çok akıllı telefonların hakkını yediysem özür dilerim) , TV ‘de de  yarışma ve evlendirme programından başka  program izlemeyen, izlerse fenalık geçiren kitleler de TV karşısında patates yiyip  bütün gün  oturuyorlar. Şişmanladıkça şişmanlıyorlar.

Türkiye, kilo artımı, şişmanlık konusunda  birçok ülkeyi geride bırakacak şekilde  çok  hızla ilerliyor. Sigaraya ciddi engeller getirildi. Tuz alımına karşı da çalışmalar var. Bunlar çok olumlu ama fazla kalori alımı ve hareketsizlik konusunda bir sağlık politikası yok.

Hiç dikkatinizi çektimi ?  Sosyo – ekonomik – kültürel düzeyi daha iyi olan  insanlar normal kiloya daha yakın. Hatta zayıf grubuna giriyorlar. Tersi de doğru, eğitim düzeyi düştükçe, ekonomik alım gücü düştükçe obezite artıyor. Obezitenin çocuk ve gençler arasında  büyük  bir  hızla artması ise çok daha ciddi bir problem. 16 – 17  yaşında  110  –  150  kg  ağırlığında çok sayıda  genç  görüyorum.  Elbise bulamıyorlar,  ayakkabı  bulamıyorlar.  Bir  sürü  sağlık  problemi zaten  başlamış  oluyor.

Tabii obez çocuklar,  erişkinler topluma çok pahalıya mal oluyor.  Psikolojik problemler,  hipertansiyon, diyabet, kalp krizleri, eklem problemlerini bir şekilde hepimiz ödüyoruz. Az yiyen biri olarak ben, şişmanın artmış faturasını da güzelce ödüyorum. Bildiğiniz gibi buna sosyal adalet deniyor. Neyse ana konuya henüz geçemedim.

Büyük rezalet nerde ? Büyük rezalet, insanları fazla yedirip obez hale getirdikten sonra zayıflatmak için yeni bir endüstri dalı oluşturmak. Aynı, insanlara sigara içirip, Akciğer kanseri olunca çok pahalı ilaçlar sunmak gibi. En pahalı ilaçla ömrü 3 aydan çok uzatamayacağınızı bile bile !

Büyük rezalet nasıl çalışıyor ? Büyük rezalet  “ Diyet “ gibi sihirli bir sözcük aracılığı ile çalışıyor. Diyet yoğurt, diyet pasta,  Diyet peynir, yağı azaltılmış salam, diyet cola ( Bu doğru galiba, yıllardır onu içerim, kilo almıyorum ama sakarinden ne zaman Alzheimer olacağım onu bilmiyorum).  Bazı Doktorlar, bazı  diyetisyenler de bu “Yalan endüstrisini” sonuna kadar destekliyor. Eee para tatlı. Herkes kazanıyor. Güzel bir logo : Diyetisyenim mükemmel biri,herşeyi sınırsız yiyebiliyorum. Ama onunönerdiği besin maddelerini  yemem lazımmış(!).  Bazıları muayenehane altında kendi dükkanlarında kendi ürünlerini satıyor.  Bunları yersen Nirvanaya ulaşırsın, yemezsen mahvolursun. İyi bir Pazar. Yakında yaşam koçları gibi yeme koçları da çıkarsa şaşırmayın. 95 kiloluk bir yeme koçum olsun isterdim. Hiç olmazsa yap dediklerini yapmazsam paçamı kurtarma şansım olurdu.

Yağ yakan besinler varmış !. Evet kokain, sibutramin, amfetamin , ekstazy, yağ yakmaz ama yerinizde duramadığınız için yemek yemeği unuttuğunuz için kilo verirsiniz. Geçmişte Lida diye bir hap vardı. Yüksek doz sibutramin içeriyordu. Merak edip ben de denedim. Çok etkili. Yemek yemeği unutuyorsunuz. Durmadan su içmek istiyorsunuz. Sanıyorum Lida dan en fazla yarar görenler, bu nedenle ölenler oldu.Eee mezarda çürüyünce geriye sadece 10-15 kg kemik kalıyor.

Neyseki herkes sapıtıp Lida  içmedi ya da İstanbuldaki çok meşhur klinikte ölmedi ya da sakat kalmadı.  Mesleğini dürüst icra eden Diyetisyenlere giden çok sayıda insan da oldu, hala da var. Benim Diyetisyen / hasta ilişkisinde  gözlemlerim çok iyi değil maalesef. Şöylekiobez kadının derdi yazın bikini giyebilmek. Bunun için Mart ayında  Diyetisyenini sıkıştırıyor, zorluyor. Şok diyetler var. Aç kal kilo ver, bikini giy, sonbaharda tekrar 75 kilo ol. Kışın 80 kg ol. Başlangıç kilosu neydi ?  70 kg dı. Peki bu nasıl olur ? Kötü diyetisyen bana 2 ayda 8 kg verdirdi. Sonra ben başlangıç kilomun da üstüne çıktım. Burada kötü olan Diyetisyen değil. Kötü olan onu bilim dışı davranmaya iten müşteri / hasta. Tabii Diyetisyenin bu oyuna  gelmeside bence etik değil.  Ama doğru söyleyeni 9 köyden kovarlar darb’ı meseli ( Öz deyiş ) burada da geçerli.Ayda  düzenli bir biçimde 2-3 kg verdiren diyetisyen makbul  değil. İnsanlar mucize  peşinde.15  yılda  15 – 20  kg alan  bir hasta  fazla  kilolarını 6  ayda  vermek  istiyor. Bu istek  ona göre çok normal. Çünkü  falanca  kişi, filanca  kişiye  söylemiş. Oluyormuş. Hiç  kıpırdamadan, kulağına iğne saplıyorlarmış, bir de diyet  broşürü veriyorlarmış. 2 ayda incecik  oluyormuşsun. Adamın muayanehanesinde iğne atsan yere düşmüyormuş ( Buna inanırım işte) . 2 yıl sonra ne oluyormuş ? Orayı karıştırmayalım lütfen.
Şok diyetlere deyinmeden geçemeyeceğim: Kısa süreli yarar birçok şok diyetle mümkün. Mesela, bir zamanlar proteinden çok zengin diyetler meşhurdu. İnsan metabolizmasını bir süre yanıltıp yağ yakılmasını arttırmak mümkün. Ama insan organizması birkaç ay sonra yeni bir kompansazyon sistemi geliştirerek eskiye dönüyor. Tabii bu sırada kalıcı bir zarar da gelişmiş olabiliyor.  Yani sürekliliği gösterilememiş yöntemler.

Herkesin bildiği, karbonhidratı ve şekeri azaltmak / kesmek. Tabii bu etkili, hem de çok etkili. Meşhur olmak için bu temel  kavrama , günde 4 yumurta ekleyen var. Kusana kadar tereyağ ye diyen var. Herneyse herkes zeka düzeyine göre değişen bir süre  sonra  uyanıp, günde 4 yumurta yemekten vaz geçiyor. Fakat şeker, karbonhidrat,  yağ  kısıtlamasına uyum sağlarsa, uzun süreli fayda görmek mümkün.


“Beyin” düğümlemeye çalışan diyetler beni en çok güldüren  diyetlerdir. Örnek: sabah bir kibrit kutusunun yarısı kadar yumuşak ama çok da yumuşak olmayan az tuzlu ile tuzsuz arası beyaz peynir. 1,5 zeytin. Ama ne tam siyah ne tam yeşil zeytin. İkisinin arası bir şey işte. Organik salatalık ( Miktar belirtilmemiş, bilahare öğretilecek) bir kalem ucu kadar bal. Ama organik bal ( İsveçe ihraç edilip gümrükten geri dönenlerden değil ).  Açık  yarım bardak yeşil çay. İçine şeker atalımmı ? Mümkünse kahverengi yarım şekerden fazla olmasın. Ekmek yarım dilim, ama kızarmış olacak. Yulaf tercihimizdir. Yumurtaya gelince işte asıl düğüm burda !   Ya 4 yumurta alınacak 3 ünün beyazı yenip sarısı atılacak, 4.nün sarısı yenip beyazı atılacak. Böyle diyetlerden çok sayıda var. Olayı çok ciddiye alırsanız, bir de psikiyatriste gider onun kilo aldıran ilaçlarını yutmaya başlarsınız. Neyse bu beyin düğümleyen diyetlerden uzak durmakta yarar var.

Biz gerçeğe dönelim:
Bence diyetlere fazla bulaşmadan, önemli olan hastalanmadan yani şişmanlamadan önlem almaktır. Önlem ömür boyu sürmelidir.

Zayıf  kalmak için Neler yapılmalıdır :

Not: Şişmanladıktan sonra geri  dönüş çok zor. Bu gerçeği söylemek kimsenin işine gelmiyor. Diyetetik yöntemlerin Fizik egzersizle birleştirilmemesi halinde başarı  şansı  çok az.Şişmanlık süresi uzadıkça normale dönme ihtimali zayıflıyor.

Şimdilerde cerrahi  yöntemler öne çıkmaya başladı. Henüz yakın dönem sonuçları bile tam olarak elimizde değil. Ama yalansız dolansız olumlu bir sonuç çıkarsa, besin endüstrisi ve ona yardım eden tıp dünyası  bayram yapacak. Yiyin, yiyebildiğiniz kadar. Biz keser atarız. 40 kilo verirsiniz, 1 kat merdiven çıkacak haliniz kalmaz,  2 yıldır görüşmediğiniz çocukluk arkadaşınız sizi tanıyamıyabilir. Nasıl olmuşum deyip hızlıca dönmeye kalkmayın,  vücudunuz dönerken, deriniz o hıza yetişemeyebilir. Garip bir görüntü  ortaya çıkabilir. Hele sakın öne doğru aniden eğilmeyin içinizde ne varsa ağızınızdan fışkırır. Buna kusma denmiyor çünkü kusma öğürmeyle olur. Burada öğürmeye gerek yok. Öne eğilin yeter. Dökülen saçlar hiç problem değil, saç ektirirsiniz. Neyse henüz cerrahi yöntemlerin kalıcı ve sağlıklı bir şekilde  işe yaradığını söylemek mümkün değil. Yarasa bile bunun bir insana sigara içirtip akciğer kanseri olunca da tedavi etmekten çok  farkı yok.  Asıl  amaç şişmanlamamak, zayıf ve fit kalmak olmalıdır.

2008 yılına kadar 10 yıl süre ile Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde  beslenmedestek timinin başkanlığını yaptım. Görevimiz hasta insanları beslemekti. Çoğunlukla ameliyat ya da kanser nedeniyle kilo vermiş insanları normal kilolarına getirmekti. Yani malnütrisyonu tedavi etmekti. Şişmanlık da bir malnütrisyon çeşidi olduğu için inanın bana ne söylediğimi iyi biliyorum.

Sonra 59 yaşında biri olarak  çok uzun yıllardır 75 – 76 kiloyum. Boyum 1.79m. Sigarayı bıraktığım dönemlerde en çok 2 kilo aldım. Sonra verdim. Yani bana güvenebilirsiniz.

Önlemler  çocukluk çağında  başlar:

•    Çocuklarınızı yemeye zorlamayın. Yemekten kaçan çocuk akıllı çocuktur. Ama protein, vitamin açığı geliştiğini düşünürseniz  yardım isteyin. Boy uzaması normal, aktivitesi yerindeyse büyük ihtimalle herşey yolundadır. Genede çocukların D vitamini takviyesi başta olmak üzere ek vitamin ve mineral ihtiyaçları olduğunu bilin.
•    Çocuğunuz yemek ve tatlı peşindeyse korkun. Hem yiyor hem de oturuyorsa çok korkun. Cep telefonundan başka bir meşgalesi yoksa felaket kapıda demektir.
•    Çocuğu susturmak için hem tuz hem şeker hem de mayonez (Yağ) içeren besinlerden asla faydalanmayın. Tuz – şeker – yağ karışımları,  tütün kadar hızlı bağımlılık yapar. Geri dönüş olmaz. Bol mayonezli, ketchuplı hamburger kokainden daha kötü bir zehirdir.
•    Yaş günü kutlamalarına pasta bombardımanı ile katılmayın. Göz  alışkanlığı  çok  önemli.  Cicili biçili  kutular  içindeki  hazır  yiyecekler  ne yazıkki   1  kilo elmadan, portakaldan daha  çekici  ve alışkanlık  yaptırıcı. Okuma  yazma bilmeyen  çocuk  göz alışkanlığı ile TV reklamında  gördüğü  hazır yiyeceği sokakta  tanıyor. Annesinin  eteğini çekmeği öğreniyor. Hele Hamburgerin yanında  oyuncak  hediye  ediliyorsa vay  halinize !
•    Devamlı  hamburger  yedirmek  çok  hatalı. Ama  haftada 1 kez  “ Ödül töreni” gibi hamburger günü yapmak  daha tehlikeli.  Nadir de olsa birlikte yiyin. Kendiniz “ Amma yağlıyymış”  deyip hamburgeri  yarım  bırakın.  Çocuğunuz da seyretsin. Farkındalık  yaratın.
•    Çocuğun yemeğini bitirmeden kalkması kötü bir davranış. Ama ona bitiremiyeceği kadar çok yemek koymak daha kötü bir davranış. Öyle  bir  konuma  geldikki, anne anne, baba anne çocuğun ihtiyacını  daha iyi  ön görür  oldu.
•    Çocuk evde bir bayan  yardımcı  tarafından  besleniyorsa dikkatli  olun. Çok yiyen  çocuk uslu oturur, uyur. Bu yardımcının  işine  gelebilir. Hayatı  mahvolan  sizin  çocuğunuz.
•    Çocuk yetiştiği evde, tuzu, ketchup’ıtanımadan  büyümelidir.
•    Çukulatadan şişmanlamak zordur. Ama Gofretten şişmanlanır. Çünkü gofrette hem karbonhidrat hem de bol miktarda yağ vardır.Muhtemelen  tuz  ve şeker  birliktedir.
•    Anne babanın temel görevlerinden biri çocuklarını düzenli spora alıştırmaktır. Düzenli spor yapan çocuğun kendine güveni artar, disiplini artar. Yemesi düzene girer.Düzenli  spor  yapan çocuğun  fazla  yemesi  pek  mümkün  değildir.
•    Hırslı anne babalar, hırslı spor antrenörleri de çocuk için çok büyük bir tehlike. Bazen hastalarımdan duyuyorum, çocuk  piyano, tenis, bale ve yüzmeye birlikte gönderiliyor. Okul ve dersane zaten var. Böyle bir tempoya kim uyum sağlayabilir ki ?Robo-cop’u filmlerde görüyoruz. Robo-çocuk  gerçek hayatta var ! Spor antrenörleri de bazen çocuğun performansını  kendi profesyonel hayatları için kullanıyorlar. Ne kadar şampiyon yetiştirirse kendi işi de o kadar garanti altında. Her çocuk her konuda birinci olamaz. Araba lastiğini çok şişirirseniz patlar. Çocuğun patlaması sessiz oluyor. Çocuğunuzu çok şişirmeyin. Az, orta, çok  her çocuk için farklıdır.  Çocuğun sanal dünyaya yönlenmesi  “Patlama” anlamına  gelebilir.
•    Düzenli uyku çocuk için son derece önemli. Uykusundan fedakarlık yapıp gece 02’ ye kadar bilgisayarla oynayan çocuğunuzun bilgisayarını duvara atıp parçalarsanız sizi katiyyen kınamam.Üstelik  gece yarısı  siz  uyurken  abur cubur  yiyor olması da çok muhtemeldir.
•    Çocuklarınızın okulda, dersanelerde yemek yemelerine izin vermeyin. Evde hazırladığınız az yağlı, az tuzlu, bol proteinli sandviçi alüminyum yaprağa sarın. Tabii onu utandırmayın. Arkadaşları alay edebilir. Deyin ki kızım, oğlum, aptallarla tartışma bir süre sonra, seyredenler kimin aptal kimin akıllı olduğunu karıştırır.  Zor bir konu olduğunu biliyorum. Ama çocuk sizin. Dünyaya getirdiniz birkere. Yağlı tuzlu, acılı patates ve hamburger yemesine razı mı olacaksınız ?Bonzai  içmekle, hamburger yemek  arasında fazla fark yok. Bunu önce ebeveyinlerin anlaması lazım.
Hükümetin okul  kantinlerinde zararlı bazı yiyicekler için yasak getirdiğini biliyorum. Ama ayrıntıyı bilmiyorum. Ama çocukların bu engeli aşabileceğinden endişe ederim. Gene de iyi bir başlangıç. Okul dışına da yayılabilir.
•    Evde  olduğu  süre içinde  çocuk  yemek adabına  uymalıdır. Herkesle  birlikte  yemeğe  oturup  kalkmalıdır. Daha düzenli ve dengeli / yeterli beslencektir.    Asker  ocağını düşünün. Zayıflar  kilo alır. Şişmanlar zayıflar. Bu nerdeyse  kuraldır. Binlerce  yıllık uygulamanın gök  yüzünden düşütüğünü sanmayın.

NEJM ( New England Journal of Medicine)’de  Nisan 2016 da yayınlanan bir makalede İsrail de 1967 – 2011 arasında 23 milyon genç  üzerinde yapılan   bir araştırma var.  Araştırmaya tabi edilen kişiler  16 -19 yaşında. Bu çocukların / gençlerin  beden kitle indeksi hesaplanmış  ve 30’lu yaşalardan  sonra ölüm, kalb hastalıklarına yakalanma oranları  araştırımış.  Sonuç fena: Şişmanlarda  kalb hastalıkları yüksek, kalb hastalıklarından ölüm de yüksek. Yani herşey çocuklukta belirleniyor.

Sonuç:
* Hamburger  ve  gofret  çocuğunun  geleceği  karanlık
* Hareket etmeyen  akıllı telefonuyla sürekli oyun oynayan  çocuğun  durumu  karanlık
*Bu durumun ciddiyetini kavramayan anne babanın  durumu  çok daha karanlık


Erişkinlikte:

•    Açlık çekenleri tabiiki hariç tutuyorum ( Ne yazık ki tok, açın halinden hiçbir zaman anlamamıştır, anlamayacaktır da zaten ) Ama yiyecek  açlık çekmeyen insanlar için potansiyel bir zehirdir. İnsan besin endüstrisinin  baskısı ile kolaylıkla fazla tüketmeye alışmaktadır. Geri dönüşün çok zor olduğunu unutmayın.
•    Cephedeki asker de ne zaman fırsat bulursa yer, ne zaman su bulursa içer, ne zaman uygunsa uyur.  Cephedeki  askerin  beslenmesi çok  çok önemli bir mesele olmasına rağmen bu yazının konusu değil.
•    Alım gücü çok düşük insanların temel besini ekmek. Ekmek  zenginleştirilmeli. İçine folik asit katılmalı, D vitamini katılmalı v.s . Sigara konusunda  başarılı olan hükümetin bu konuyu da gündemine alması gerekirdi. Sadece “ekmek” kongresi yapılsa hiç gülünç olmaz.  Bu yazının konusu değil.
•    Sivil hayatta aç kalmaktan korkmayın, açlık dürtüsünü kafanızdan uzaklaştırın. Bir öğün atladıysanız, çok muhtemelen fayda gördünüz.Atladığınız  öğünü  bir  sonraki öğüne  katıp  2 öğünü birden yemek zorunda değilsiniz. Böyle  bir kanun henüz  çıkmadı.
•    Büyük tabak kullanmayın
•    Yemek yapmayı sakın bir hobi haline getirmeyin.
•    Mümkünse evde mutfağa bile az girin.
•    Mutfağınız,  buz  dolabınız yemekle dolu olmasın
•    Süpermarkette alış veriş yaparken listenizde ne varsa onu alın. Başka besin maddelerine gözünüz takılmasın. Gofretlerin, patates cipslerinin, yağlı, tuzlu, şekerli  keklerin önünden geçmeyin.
•    Zengin çeşitleri olan , büyük bir süpermarkete girerseniz, geçici olarak “Paranoid” olabilirsiniz. Ben izin veriyorum. Beni zehirlemek için kumpas kurmuşlar, beni zehirlemek için kumpas kurmuşlar diye diye gezebilirsiniz. Tabii bağırmayın, içinizden söyleyin. Oradan geçen bir görevliye de kumpasçı başı senmisin diye sormayın. Ne me lazım. Gerçek bir soru olduğunu anlayabilir. Başınız derde girebilir.
•    Kuruyemiş alacaksanız, tuzsuz kuruyemiş alın. Bulamıyorsanız  tuzlu kuruyemişi evde suda bekletip tuzunu akıtın. Bu zihni sinir projesini yıllardır uygularım. Hatta sucuk pişirdiğim zaman ortaya çıkan yağı, havlu kağıdla süzerim.
•    Yemeğe davetliyseniz çok yavaş yiyin. Tabağınızı asla bitirmeyin. Türk adetlerine göre nasılsa fazla miktarda yiyecek gelecektir. Zorlarlarsa atın bişey işte, mideniz ağırsın, doktorunuz yasaklasın falan filan
•    Ara öğünler çok özel durumlar dışında ( Ağır fonksiyonel hipoglisemik kişiler, hemen hepsi genç kadınlardır)  zararlıdır. Elma sadece acıktırır. Öğlen yemeğine  aç kurt gibi saldırırsınız.
•    Günde 5 kez yemek yenecek diyen kim bilmiyorum ama ( Muhtemelen bir bisküvit fabrikatörüdür) bilimsel bir tarafı yok. Günde 3 kez yemek yenmesi bile muhtemelen abartı. Eh sabah kahvaltısı ve akşam yemeğine bir diyeceğim yok.
•     İnsülin kullanılan diyabetikler ara öğün  yemek  zorundalar.
•    Ben ömrümün çoğunu günde 1 kez yiyerek geçirdim. Kahvaltı ve öğlen yemeği yemem. Akşam yerim. Ama akşam erken yemeğe çalışırım. Geç vakit yemek yemek zararlı. Kahvaltıyı sadece yurt dışında ve Türkiyede kongreye, tatile  gittiğim zamanlar yaparım. Pazar günleri özellikle  kahvaltı yapmamaya çalışırım. Pazar günleri  fazla kalori  almak için çok uygun ve  tehlikeli bir gün.
•    Kırmızı biberleahtapot kolunu birlikte yiyin kilo almazsınız gibi formüllerin hepsi saçma. Ne yerseniz yiyin. Az yiyin.
•    Hızlı mı yiyelim ? Yavaş mı yiyelim ?. Ben hızlı yiyip masadan hızlı kalkmaktan yanayım.
•    Yemekten tat almaya çalışmayın. Tat almaya başlarsanız kilo da alırsınız.
•    Yemek, hayatta kalmak içindir. Yaşam tarzı olamaz. Gurme dediğimiz büyük filozofların ne demek istediğini anlamıyorsanız, inanın büyük bir kaybınız olmayacaktır. Zaten 12 ay taze patlıcan yenebilen bir dünyada, bütün tohumlar GDO’lu ise, anlasanız ne olur, anlamasanız ne olur.
•    Tekrar ediyorum: Tuz, şeker, yağ karışımı çok tehlikeli.
•  Diyet mutfağı denen ne olduğu belirsiz ürünler daha da tehlikeli. Saman  tadında hazırlanmış ürünler açlığı bastıracağına daha da acıktırıyor. Diyet mutfağı  denen kavramdan  uzak durun.
•    Televizyonda yemek programlarını seyretmeyin. Seyredenlerin kaç kilo olduğuna bakın. 10 yılda bu kadar çok dahi Gurme nerde yetişti anlamakta çok zorlanıyorum. Bir de İzlanda mutfağı gibi saçmalıklar var ya, insan neresi ile güleceğini şaşırıyor. Anadolu mutfağından daha zengin bir mutfak ne yazık ki yok.  Ne yazık ki diyorum çünkü  zengin mutfak  yedirir ve şişmanlatır.
•    Televizyon reklamlarını zaten seyretmeyin de. Yemek, gofret reklamlarını hiç seyretmeyin. Yarabbi bir gofret nelere kadirmiş. Kaç aile kuruldu o sayede.
•    Yemeği fazla kaçırmak üzere olduğunuzu hissederseniz  gözünüzün önüne çok şişman bir kedi, bir insan figürü getirin. Mesela vinçle yatağından kaldırılıp hastaneye taşınan birini televizyonda mutlaka görmüşsünüzdür. Onu düşünün iştahınız gider.
•    Televizyon seyrederken yemek yemeyin. Yanınızda kuruyemiş kovaları olmasın.
•    Yağlı, acılı, tuzlu, kızarmış patatesin katresi dahi herkese yasak. Düşmanınıza bile ikram etmeyin.
•     Geleneksel Türk tatlıları çok tehlikeli. Çok fazla şeker ve yağ içeriyorlar. Sütlaç ya da saf çukulata daha güvenli. Ben hemen hemen hiç tatlı yemem. Yemek sonunda kahve içersem onu da tatlandırıcı ile içerim. Size tatlandırıcı kullanın demiyorum. Mümkünse şekersiz çay ya da kahve için.
•    Meyve yemek, ne kadar meyve yemek meselesi çok tartışmalı bir konu.  2 kg portakalı bir oturuşta yiyemezseniz. Bunun kocaman bir yaş pastayı ya da 4 tane kocaman lahmucunu  10dakikada tüketmekten  hiç  farkı  yoktur. Portakal, havuç v.b gibi çok fazla früktoz içeren ve glisemik indeksi yüksek  meyveler  mümkün olduğunca az tüketilmelidir. Hiç tüketilmezse bu meyvelerin antioksidan özelliklerinden, kalın barsak için çok faydalı olan “Lif “ içeriğinden de vaz geçmiş oluruz. Domates,  ıspanak,  karnabahar  gibi  sebzelerde  fazla tüketme sorunu  çok  daha  düşük.  Fazla meyve  tüketerek çok güzel  kilo alan insanlar  biliyorum.
•    Yemeğin   nasıl pişirildiğinin önemi  büyük.  Hastalarım  bana her  yemeğe zeytin  yağı kattıklarını  ya da  bütün yemeklerini  zeytin  yağı  ile  pişirdiklerini   söylüyorlar.  Ama  ne kadar  zeytin   yağı  kattıklarını  söylemiyorlar.  Ben yediğim yemekte tuz, yağ ve şeker  tadını  hissediyorsam bir problem  olduğunu   düşünürüm.  Yağların  1 gramının   insan organizmasında  tam  kullanıldığı  zaman   9 kilokalori enerji  verdiğini  unutmayın. Bu şekerin kalorisinin kabaca  2 misli fazlası  demektir.
•    Restoranda, davette, yemeği tatmadan  tuz  eklemek  hem ayıptır  hem de  zararlıdır. Ayıptır çünkü  yemeği yapan  tuz koymayı bilmiyor demektir. Zararlıdır  çünkü ortalama bir Türk  vatandaşı  normalden  5 – 7 kez fazla  tüketiyor. Fazla Tuz’un  da daha fazla yemek  yedirdiğini  unutmayın.

•    Ben hiç alışamadım ama Çorba çok yararlı bir besin. Anadolunun birçok yerinde sabah kahvaltısında da çorba içiliyor. Bu kültür Almanyada yok. Anadolu insanı 25 yıl önce zayıfken Almanlar da şişmanlık çoktan başlamıştı. Bir Almanın 25 yıl önce kahvaltıda yediğini 3  Türk ancak yerdi. Ama bugün durum tersine döndü. Okumuş, genç  Almanlar ( Otellerde 18 bira içip hangi gezegende olduğunu karıştıranları kast etmiyorum) kahvaltıda az yiyor. Biz ( Otellede izliyorum) yakında iki katlı tabağı icad ederiz sanıyorum. Bir de kalınan otelin mutfağının ne kadar zayıf olduğundan yakınılıyor. Sadece 4 çeşit peynir varmış. 4 çeşit zeytin varmış ama bir Kalamati zeytini yokmuş. Böyle şey olurmuymuş. Sabah dondurmalı krep yemek gerekirmiş bu otelde yokmuş.  İskoçyada bir otelin sabah kahvaltısını görenler vardır. Görenler görmeyelere anlatsın. İlk bakışta gerçekten o ülkede kıtlık varmış sanırsınız. Ama 1 gün sonra alışıyorsunuz. 

•    Yemek yerken, yemek bulamayan insanları hatırlayın, tabağınızı küçük tutun. Endüstri sizi alıştırmasın, siz endüstriyi terbiye edin. Otellerde çöpe giden yiyecekler, otel sahibinin umurunda değil çünkü onu zaten o kadar ucuza mal ediyor ki dert etmiyor. Dert ettiği, eğer mutfağın zenginliğini beğenmezlerse müşteri kaybedebilir. O da konaklama fiyatını arttırıp size sunuyor. Yani milletçe kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz gibi.
•    Tartılmaktan kaçmayın, sabah  akşam  farkları olabilir. Özellikle kadınlarda akşamları 500 – 700 gram fazlalık  olabilir. Düzenli  tartılmak   yararlıdır.  Nereden  nereye  doğru  gittiğinizi  görürsünüz.  Tabii  tartılmayı  bir  akli  takıntı  haline  getirmekten  kaçınmak  gerekir.
•    En  büyük  yalan: Tatilden sonra diyete başlayacağım. Şimdi tatildeyim.“ Allesinklusive”  zaten, bu otelin aşçısı da iyiymiş. Bu  hafta  yiyeceğim. Dünyaya kaç  kere geliniyor ki zaten ?. 7 günde 3 kilo alırsanız, 3 yılda verirsiniz.
•    Alkol : Tehlikeli bir konu. Rakıya dayanan akşamcılıkta, meze ve bol yemek kültürü var. Bence çok tehlikeli. İnce kollar, ince bacaklar, orantısız kocaman bir göbek bana nedense bu kültürü  hatırlatıyor. Ben sadece kırmızı şarap tüketirim. Osmanlı dedelerimiz söylemiş zaten: Kırmızı şarap şifa için, beyaz şarap sefa için. Onlardan daha mı iyi bileceksiniz yani.  Bence Alkolun tehlikeli yanı kendisinin bizzat yüksek kalori içermesi değil. Tehlikeli olan iştah açması. Yavaş içilen alkol, masada uzun süre kalmayı gerektiriyor. İçecekseniz hızlı için, çabuk yiyin ve masayı terk edin. Masada  uzun  süre  kalmak  zorunda iseniz  az için, yavaş yiyin, bırakın  yarı  dolu  tabağınızı götürsünler. İsraf  hoş bir şey değil. Ama en büyük israf  insanın  kendisini  ısraf  etmesi  bence.
•    Ara öğünlere  kural  olarak  karşıyım, Ara öğün kavramı  yanlış biliniyor, çok yanlış uygulanıyor. Ara öğün ağır fonksiyonel hipoglisemisi olan  ve  DM nedeniyle insülin kullanmak zorunda  olan  insanlar  dışında hemen hemen hiç  bir  erişkine  faydalı olmaz. ( Çocuklar hariç,  Çocukları  öğünlerle sınırlamayın!)
•    Öğlene  doğru, ya da saat  16.00  civarında  çok acıktığınızı  hissederseniz  ve  beyniniz, hipotalamusunuza “Açlığı bastırmak konusunda”  söz geçiremezse  ara öğün denen ne olduğu belirsiz yönteme hemen başvurmayın. Önce  1 tablet Çinko ( 22 – 25 mg)  yutun, üstüne kocaman bir bardak su için. Hafif mide bulantısı açlık hissini giderecektir. Başka bir metod daha var. Oturduğunuz  yerden kalkın, 2 kat merdiven çıkın inin, kısa süreli ani fizik egzersiz, kortizol ve adrenalin salgısına neden olur. Açlık  duygusu  gider.  İş yerinize kuracağınız   basit egzersiz  aletleri  ( Mesela, sanki  merdiven çıkıyormuş gibi bacak egzersizi yaptıran basit ve sessiz bir cihaz veya el yayı)  de aynı işi  görür. Amaç vücuda bir miktar geçici, kısa süreli kortizol ve adrenalin salgılatmaktır. Başarılı olamazsanız ( Ki ben metabolik bir hastalığı olmayan insanın başarılı olacağını düşünüyorum ) o zaman yarım muz, 3 ceviz, yarım elma, küçük  bir bardak süt , azcık  yoğurt  gibi  minimal  miktarda yemek yöntemine  başvurmayın. Doğru dürüst hızlı bir şekilde yiyin ve doyun. Uykunuz gelebilir. Ama hiç olmazsa asıl öğünü ileri doğru itebilirsiniz. Bu sistem sizde çalışmıyorsa ardından gelen ana öğünü de büyük bir iştahla yiyorsanız, profesyonel yardıma  ihtiyacınız var demektir. Problem ciddi demektir. İnsülin  direnci  bunlardan  biri  olabilir.
•    Yazın  su kaybı  çok fazla  olduğu malum. Su kaybı,  su, sulandırılmış  ayran ile giderilebilir.  Sadece su  tuz kaybını karşılamaz. Tuzlu ayran günlük tuz  yükünü  arttırır. Gece ayran ya da yoğurt tüketmek uykuyu kolaylaştırır. Normal  Kola, fanta, şekerli gazoz gibi içeceklere  çok  dikkat  edin. Çünkü  gündüz  ve  gece  içecekseniz. 24  saatte   5 – 6   Kola, birkaç litre  Fanta  içmek demek ciddi  bir  şeker  yükü  yüklenmek  demektir.  Yazın bişey yemeden şekerli gazozdan  çok  güzel  kilo alabilirsininz.  Kola gce içildiğinde uykuyu  kaçırabilir. Çay içen biriyseniz  limonlu  çay  için. Limonlu  çay  demir emiliminin bozulmasını önler.
•    İnsülin direncinizi tedavi ettirmeden  diyete başlamayın.  İnsülin  direnci  8 –  10  saatlik bir açlıktan  sonra  Açlık  insülininin 15 – 17 mikro IU/ml’nin üstünde olması demektir. Normal  insanda  açlık  insülini  5 – 9  seviyelerindedir.   İnsülin  direncinin  Açlık kan  şekeri  ile de ilgisi  vardır.  Bir formülle  İnsülin direnci (IR)  hesaplanır.  Sağlıklı  zayıf  insanlarda IR :  1- 1.5 cıvarındadır.  1,7 ve üzeri bütün dünyada  metabolik  sendrom  olarak  kabul  ediliyor. 2.7 den  daha  büyük  bir  değere  sahipseniz  İnsülin direnciniz  var  demektir. Eğer  değer  3.5 üzerinde  ise  Metformin  almadan,  fizik egzersiz  yapmadan,  yemeği kısmadan  IR’yi  normal  sınırlara  indirmeniz  çok zor  demektir. IR yüksek  insanların hemen hepsi  obezite sınırına dayanmış  ve / veya karın  çevresi  tekerlek  şeklinde  yağlanmış  insanlardır. Yüksek  IR, obezite dışında  birçok tıbbi probleme yataklık  yaptığı  için çözülmesi  gereken  bir  durumdur.Sonuç  olarak  insülin  direnci  kavramı aklınızda bulunsun. Doktorunuzdan ya da Diyetisyeninizden  bu konuya  eğilmesini  isteyin. İnsülin direnci kırılmadan  Diyetisyeninizin başarı  şansı yüksek olamaz, aerobik  fizik egzersiz  insülin direncini kısmen geriletir.
•    Sigara insülin  direncini arttıran  önemli  bir  faktördür.
•    Yağ dokusu  arttıkça D vitamini düzeyleri düşer. D vitamini düzeylerinin düşmesinin metabolik problemler dışında onlarca olumsuz etkilere neden olduğunu biliyoruz. Konumuzla ilgili olan en önemli  olumsuzluk, düşük  D  vitamini  düzeylerinin  fizik egzersiz  arzusunu kırmasıdır. Çünkü  düşük  D vitamini düzeyleri  halsizlik,   yorgunluk  nedenidir.
•   Sigara  D vitaminini de düşüren bir  faktördür.
•   Sigara  fizik egzersiz isteğini de azaltan bir nedendir.
•  Sigara akciğer ve kas gücünü azalttığı için fizik egzersiz  performansını negatif  etkiler, aerobik  egzersiz yapmayı zorlaştırır
•  Sigara içenler daha çok solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşırlar. Bu nedenle spora daha sık ara vermek zorunda kalırlar.
•    Sigaranın iştah duygusunu azalttığı bir gerçektir. Ancak günde 1 paket aşıldığında kötü beslenme, sıfıra yakın hareket nedeniyle, ağır tiryakilerin yağlandığı, kilo akdıkları  bilimsel  olarak  gösterilmiştir.
•    Yani  kilo almak,  şişmanlamak  istemiyorsanız , depresyona girmek  istemiyorsanız sigara  içimeyin.
•    Sigarayı bırakan orta yaşlı bir kadının ortalama 4 kg aldığı hesaplanmış. Sigarayı bırakan birinin 10 kg alması  halinde başka bir neden olmalı
•    Hipotiroidiniz varsa, Tiroid hormonu kullanıyorsanız hem bir diyetisyene hem de metabolizma uzmanı bir tıp doktoruna ihtiyacınız var demektir.Levotiroksin ( Levtothyron,  Euthyrox ) kullanan kadınların kilo açısından işleri zordur. Çünkü  sabahaç olarak günde bir  kerede  verilen  Levothroxin ( Euthyroxv.s )  endokrin sistemdeki günlük  dalgalanmaları  taklit edemez. Yani normal insan 24 saat içinde, soğuk, sıcak, açlık,   tokluk , başka  fizik stressler gibi birçok nedenle her saat  farklı miktarda tiroid hormonunu , Tiroidglandından salgılar.  Bunu  sağlayan sağlıklı bir  Hipotalamus –  Hipofiz  aksıdır.  Oysa biz dışardan günde  bir kez sabit bir dozda tiroid  hormonu vererek bu dinamik  sistemi bozuyoruz. Hastalar da muhtemelen bu yüzden  kilo veremiyorlar. Öncelikle  TSH  hormonunun   1 – 1.5  ünite cıvarında olması sğlanmalıdır. Yani  TSH’yı bu düzeye indirecek  kadar  yeterli Tiroid hormonu verilmelidir. Ondan  sonra az yemesi öğütlenen hastaya  mutlaka aerobik spor yapması  gerektiği hatırlatılmalıdır.
•    Menopoza girdikten sonra kilo almak doğaldır.  Östrojen  eksikliği bazal metabolizma hızını düşürür. Zor  bir   durumdur. Kişinin  kilosunu  koruması  için çok  çaba  sarfetmesi   gerekir. Yani  dengeli ve  yeterli  beslenme yanında  düzenli  aerobik  egzersize  ihtiyaç  vardır.  Kadın menopoza girdiğinde  zaten fazla  kilolu ise metabolizma uzmanının yardımına ihtiyaç var demektir.  Bir de  menopoz ve Tiroid  hormon  kullanımı  birlikte  ise  problem  büyük  demektir.
•    Erkeklerde de  Testesteron  düşüklüğü  –  Andropoz,  şişmanlamak için  ciddi  bir nedendir.  İnsülin direncinin artması,  depresyon  benzeri  semptomlar, kas erimesi  ve yağlanma  kilo  alımı  ile  karakterize  bir durumdur. Hastaların  fizik  egzersiz  isteği çok  azalmıştır.  Hekimler  ve  hastalar  tarafından  çok  dikkat  çekmediğini  düşünüyorum.  Kimin  dışardan hormon  desteği  alması  gerektiği konusu  hassas  bir  konudur,  Ürolog  ve  endokrinolog  birlikte karar vermelidir. Kadında  uygulanan östrojen –  progesteron  tedavisi gibi  komplikasyonları  vardır ( Prostat  kanseri,  Hemoglobin  artışı  v.s ) .  Düzenli  Testesteron  replasmanına  başlandığında  geri  dönüş de  zordur.
•    İşini bilimsel kurallara uygun biçimde yapan diyetisyenleri tercih edin.
•    Diyetisyeninizden mucize beklemeyin. Tıpta mucizeler nadirdir. Onlar da renkli gazetelerin boşluklarını doldurur.
•    Diyet ve fizik egzersiz kombine edilmeden bir yere varılmaz, kalıcı kilo verilemez  ya da  mevcut  kilo  korunamaz.
•    Yaş  ilerledikçe   kilo  alımının  kolaylaştığını  biliyoruz. Dolayısı ile  yaş  ilerledikçe  kilo  vermeye  çalışmak  kadar,  mevcut  kiloyu  korumanın da  çok önemli  olduğunu  hatırlamalıyız.
•    Bazen diyetisyen bsşlangıçta sizi daha fazla yedirir. Hareket edebilecek güce ulaştıktan sonra kalori ve yağ kısıtlaması ile kilo vermeye başlarsınız. Diyetisyeninize güvenmezseniz  su içsem yarıyor konumunda hayatınız geçmeye  devam  eder.
•    En kötü meslek Bankacılık: Bankacı dahi sabah 15 dk merdiven inip çıkabilir ( Aşağıda  fotoğrafı  var ). Bankacılık  özellikle  kadınlar  açısından kötü  çünkü,  çalışma  koşulları  ağır. Uzun, stressli  çalışma saatleri  ve ev işleri  Pazar günü bile  fizik egzersiz  yapma  isteğini  ve enerjisini  alıp  götürüyor.  Gene de suya düşünce yüzme bilmiyorum demenin faydası  yok.  Bankacı ve buna çok benzeyen hareketsiz, uazun ve stressli  çalışma saatlerine mecbur olan  kadınlar ve erkekler  mutlaka  kısa süre de olsa    ( 15 dakika)  nabız  sayılarını arttıracak  düzeyde  fizik egzersiz  yapmak  zorundalar.
•    Çok seyahat edenler: Durumu en zor olan erkek ve kadın grubu  olduğunu düşünüyorum. Kilo kontrolü zordur. Düzensiz hayat içinde ne bulurlarsa onu yemek zorundalar. Çok  seyahat  edenlerin düzenli uyku uyumaları da zor.  Uçakta  uzun süre hareketsiz  kalmak,  zaman dilimi  değişiklikleri,  ulaştığı  yerin şartlarını iyi bilmiyor olmak  v.s. Bütün bunlar  kilo kontrolunu  zorlaştırıyor.  En azından bu grup insanların kilo kontrolü  başta olmak üzere birçok nedenle  yüksek  risk altında olduklarını bilmeleri yararlıdır. Problemi tesbit  edince çözüm  yolu  aramak daha  kolay.
•    Düzenli uyku:  Genel  sağlık  açısından  zararlı  alışkanlıklardan  uzak  durmak,  fizik  egzersiz,  sağlıklı ve dengeli  beslenmek, düzenli  uyku bütün  otoriteler tarafından dile getirilir.  Bunun tartışması  yoktur. Karanlıkta uyumak  Melatonin  salgısını arttırıyor. Muhtemelen  başka  “Normal” endokrinolojik  cevaplara da yol açıyor. Özellikle küçük çocukların sabah  saat  7 de giyinmiş ve hazır bir  biçimde sokakta  okul  servisini  bekliyor  görmek, içimi  acıtıyor. Konuşurken hep  aynı  fikirdeyiz. Ama çözüme gelince hep  duraksıyoruz. Bilimsel  olmayabilir. Ama bir erişkinin bir  iki gün uykusuz  kaldıktan  sonra üçüncü  gün  uykusunu telafi etmesi  bence bir zarar değil. Yaşlandıkça uyku süresinin azalması da fizyolojik  bir olay. Potansiyel  problem  geç yatıp, yatmadan hemen önce yemek yemek  olabilir. Çok zordaysanız  yoğurt  yiyin. Uyku getirir.
•    Düzenli  gece uykusu ile ilgili önemli  bir bilimsel  araştırma:  Gece  vardiyası ve değişen  vardiyalarda çalışan kadınlar, 9 – 1700çalışan  kadınlara  göre  daha fazla meme kanseri  oluyorlar
•    Gece yarısı ikide buzdolabı soygununa çıkanlar: Muhtemelen ciddi insülin direnciniz var. Hemen  doktora gidin  ( Gebeler  hariç, gece vardiyasında çalışanlar  hariç )
•    Kilo aldıran ilaçlar: Hormonlar, antidepressif ilaçlar.  Tiroid  ilaçlarından, yetersiz östrojen  ve  testesteron ( Menopoz, Andropoz ) dan kısmen bahsettik.  Hormonal  sistemle oynamak tehlikeli. Doktorlar da bunu zevk  için yapmıyorlar. Ama uzun süren Tüp bebek denemeleri,  perimenopozu  uzatmak  için uzun süre progesteron kullanılmasının  bir faturasının olduğu  unutulmamalıdır. Antidepressanların da kilo aldırdığı belli. Problem bu tür ilaçlar  uygun endikasyonla  ve uygun  süre ile mi  veriliyor  yoksa  abartı  ve  suiistimal mi  var. Bugün  Türkiyede bırakın Psikiyatristin  reçetesi, reçetesiz her antidepressanı  alabilirsiniz. Sonuç  olarak  kilo  aldıran  ilaçlardan mümkün  olduğunca  uzak  durmak  gerekir.
•    Son  yıllarda  erişkinlerde Gluten  enteropatisinin  hızla  arttığını  sanıyorum. Nedenini bilmiyorum. Belki   GDO’  lu İsrail, Hollanda  tohumu Anadolu  insanının  barsağına  iyi  gelmiyor. Buğdayda bulunan “Gluten” proteinin  barsak  mukozasında alerjik  reaksiyona neden olması  çocuklarda nadir  değil  ve  bazen  ağır  seyrediyor. Bunun için Türkiyede dernekler kuruldu. Glutensiz  besinler  ebeveyinler  tarafından  iyi  biliniyor.                                                                                                                             Erişkinlerde  ( Bazen  40  –  50  yaşında  başlayabiliyor ) Gluten  allerjisi  geç  tanınıyor. Hasta  makarna, ekmek  yedikten sonra  karın  şişliği  ve  hazımsızlıktan  şikayet  ediyor. Nedenini  bilmediği  için  ve çare  araması  gerektiğini  bilmediği  için  beslenme şekli  bozuluyor. Erişkinlerde benim  gördüğüm kadarı  ile bu  beslenme  bozukluğu  hastayı  zayıflatacağına  şişmanlatıyor. Karın şişliği ve bütün vücuttaki  ödem dışında  ( Su  kilosu ), hasta  yağlanıyor. Bunun nedenini bu konunun uzmanları  anlatabilir. Ben bilmiyorum.  Ama  bildiğim  şu:  Yemekten  sonra  karın şişliği,  hazımsızlık  şikayeti  olanlarda gastrit yanında  Gluten  enteropatisi olabileceği  düşünülmelidir. Glutensiz  buğday  çok tatsız  olduğu  için ,  ekmek , makarna gibi besinler de yasak  olduğu  için  tanısı konan ve  uygun beslenmeye geçen  hastaların  kilo verdiğini  ve yaşam kalitelerinin yükseldiğini  görüyorum.

Fizik egzersiz:
•    Fizik  egzersiz  alışkanlığı  10 –  12  yaş  cıvarında  başlayıp, ölünceye  kadar  devam  etmelidir. 50  yaşından sonra  başlanan fizik  egzersiz  tabiiki  olumludur. Ama etkisi  nedir ?  Bilmiyorum.
•    Altmış yaşından  sonra fizik egzersizle desteklenmeyen  çok düşük kalorili diyetler  yağ dokusundan çok kas kaybına neden olur. Kas dokusu  kaybına  sarkopeni  ismi  verilir. Sarkopeni korkulacak bir durumdur. Çünkü  sarkopeni  fizyolojik  olarak  70’li 80’li yaşlarda belirginleşir. Hatalı işlemlerle buna daha önce neden olmak kişiyi  erken  yaşlandırmak  demektir. Ayrıca kas  kaybı  kişide giderek artan fizik egzersiz sonrası  yorgunluğa neden olur. Bırakın kol  bacak kaslarını, solunum  kasları  bile  eriyebilir. Bu  nedenle  60 – 65  yaşından sonra  çok  düşük kalorili  diyetlerden  çok ama çok uzak  durmak  gerekir. Fizik  egzersiz ve         uygun / beslenme  birlikteliği  altmışlı  yaşlarda,  gençlere  göre  çok  daha  önemlidir.

Fizik  egzersiz  nedir ?
Önce  Fizikegzersiz’in  tanımını  yapmak  gerekir. Aerobik  egzersiz  demek  insan  organizmasında yağların yakılmasını  sağlayacak  düzeyde  egzersiz  yapmak  demektir.  Yürümek, koşmak, yüzmek, pilatesv.s ile buna ulaşmak mümkün. Ama ne çeşit egzersiz  yaparsanız  yapın  temel şart “Nabız sayısı”. Nabız sayısının aerobik egzersiz düzeyine kadar yükselmesi ve bu yüksek nabzın en az 25 – 30 dakika sürdürülmesi  gerekiyor. Gücü yeten  haftada 3 kez 1 saat’de  yapabilir. Nabız sayısı kişinin yaşına göre belirlenir.  Dünyada kullanılan iki formül hemen hemen aynı değeri vermektedir. Dakikadaki nabız sayısı  orta yaşlı bir insan için 110 – 120 arasındadır. Yani 110 – 120  nabız sayısını yarım saat kadar koruyarak  fizik egzersiz  yapacaksınız. Tabii, 10 – 15 dakikalık bir ısınma periyodu önemle tavsiye edilir. Sonra yüksek nabız sayısına  geçersiniz.  Aerobik egzersiz bitiminde yaktığınız  kalori sandığınızdan çok azdır. Fizik egzersiz sırasında kalori yakmak için ya sırtınızda 20 – 30 kilo yükle dağa çıkacaksınız, ya maraton koşacaksınız, ya da 15 – 17 derecelik soğuk suda en az 30 dakika yüzeceksiniz. Profesyonel sporcuların  bisiklet,  boks, güreş gibi etkinlikleri de kalori yaktırır. Bizim amacımız kalori yaktırmak değil. Bizim  amacımız  bir manada vücudu aldatmak. Şöyleki: Aerobik egzersiz yapan vücut,  spor sırasında besin alınmadığı  için, sress altında olduğunu hisseder ve karaciğerdeki glikojen depolarını tüketmeden önce yağ depolarını mobilize eder  yani yağ yakar. Kana keton cisimcikleri geçer. Egzersiz bittiğinde, organizmanın yükselmiş olan bazal metabolizması 10 – 12 saat kadar yüksek kalır, sonra istirahat haline  döner. Bu dnemde ilk birkaç saat insanlar açlık hissi duymazlar, hafif bulantıları vardır. Tabii su kaybından dolayı su içimek isterler. Sıvı açığını kapatmak  gerekir (Sıvı açığını 1.5 litre taze sıkılmış portakalla kapatırsanız  bütün kazanımınız çöpe gider). Basit bir belirti daha  fizik egzersizden sonra acıkıyorsanız aerobik spor yapmadığınızı söyleyebilirim. Yağlarınız mobilize olmamış, kanınızda keton cisimcikleri dolaşmıyor demektir. Aerobik egzersizin temeli, artmış bazal metabolizma, yağ yakılması, yükselmiş  bazal metabolizmanın 10 – 12 saat sürdürülmesidir.

Benim  gözlemime  göre  düzenli  fizik  egzersiz  yaptığını  söyleyen  hastalarım,  aslında  aerobik  egzersiz  yapmıyorlar. Bu  konuda  bilgilendirilmediklerini  görüyorum.

•    Aerobik egzersiz  yapamıyorsanız, ya da hiç kıpırdıyamıyorsanız: İş yerinde ya da  evinizde  her zaman  yapabileceğiniz   fizik  egzersiz  şekilleri  mevcut.  Aşağıda  resimleri görünen  cihazları kullanabilirsiniz. Aklınıza  geldikçe  yapmanız, günde  birkaç  kere  yapmanız  yeterli.  Önemli  olan  kendinize   hedef   belirlemeniz  ve bunu  uygulamanız .  Örneğin  el  yayını  30  kez  yapacağım,  yerinde  merdiven  çıkma cihazında  150  tekrar  yapacağım  gibi.  Hedefinizin  altına inmemeye  özen  gösterin. Bu tür fizik  aktivite  en  çok  5 – 15  dakika  sürecektir.  Doğal  olarak  aerobik  egzersiz   düzeyine çıkması  beklenemez. Ancak bu kadarcık  egzersizin bile  endokrin ve  immün sistemde aktivasyona neden olduğunu biliyoruz. Alınan besin  ögelerinin vücutta  doğru şekilde kullanılmasında da önemli etkisi  vardır.  Bu tür  fizik  aktivite  yöntemi  zamanla alışkanlık  yaratır.  Kişi yapmadığı  zaman  bunun  eksikliğini  hissedecektir.  Bunu ben  icat  etmedim. Çinde Mao zamanında  insanlar  parklarda zorla  “ Kültür  fizik “  denen yöntemle  buna benzer  şekilde  sportik  aktiviteye alıştırıldı.   73 milyon  ölüme neden olarak  tarihe  geçmiş  ( Hangi  sayfaya gitti  bilmiyorum, aklıma gelen  sayfayı yazmasam daha  iyi ) olan Mao’nun kemikleri  çürüdü gitti. Ama  bugün  hala  Çinde parklarda açık havada çok sayıda insan sabahları  fizik egzersiz  yapıyor. Hollanda başta olmak üzere bütün Avrupa  bisiklete biniyor. Hollanda da Amsterdamda  sokaklarda  şişman insan görmek çok  sık  rastlanan bir problem değil. Tabii  gerçek rakkamları bilmeden yorum yapmak  hatalı olabilr. Ama bildiğim  gördüğüm  her yer bisiklet  dolu.
Türkiyede de bildiğim  kadarı  ile  Konya, Adana gibi  şehirlerde  bisiklet  yaygın. Tabii  yazın çok  sıcak  olması, trafik  karmaşası işleri  zorlaştırıyor  olabilir.
Fizik  egzersiz  bazen  “  Partner “ gerektiriyor.  Yalnız  başına  fizik  egzersize  başlayacak  gücü bulamayınca  kolaylıkla  vaz  geçebiliyorsunuz. Ama  birine söz  verdiyseniz   utanma belası yataktan  çıkıp  spor  partnerinizle  buluşup koşmaya ya da yüksek  tempolu  yürümeye  başlıyorsunuz.
Örnek – 1

Prof.Dr.Semih Aydıntug01

Gücü /  şiddeti  ayarlanabilir  el  yayı. Dediğim  gibi  bununla  aerobik  egzersiz  yapamazsanız  ama  bir  gün  içinde 100 lerce kez tekrarlayarak hem  fizik egzersiz  iştahınızı  arttırır  hem  de  endokrin / immünolojik sisteminizi  uyarabilirsiniz.

Örnek – 2a

Prof.Dr.Semih Aydıntug_2

Örnek  2-b

Prof.Dr.Semih Aydıntug_3

Örnek – 2 c

Prof.Dr.Semih Aydıntug_4

Bence bu aleti  hem  evinize  hem  işyerinize  alın. Ucuz, yer tutmuyor, gürültüsü yok, bazen  yağlamak gerekiyor. Hızlı yaparsanız  10  dakikada  nabız  sayınız istenen düzeye  yükseliyor. Optimal  olmamakla  beraber bu egzersiz  sırasında telefonla  konuşabilir, TV  seyredebilir  hatta  eşinizle  kavga  etmeye devam edebilirsiniz.
•    Aşırı ve riskli  sporlar, fizik egzersiz  biçimleri  nadir olmayarak  sakatlanmalara  yol  açıyorlar. Böyle hastalarım  oldu. Bu sefer  yaralanmalar, kırıklar nedeniyle  spor yapamıyorlar. 3 ay yatmak zorunda kalan ve 10 kilo alan hastalarım oldu. Psikolojileri de bozuldu. Çocukluğunuzdan beri  düzenli spor yapmıyorsanız, kayak en başta olmak  üzere tehlikeli sporlardan uzak durun. Küçücük halı sahada futbol oynayıp dizini parçalayan çok insan tanıdım. Diz, ayak bileği, kalça, bel bölgesi  sakatlıkları bazen  2 yılda geçiyor  o da sekel bırakarak geçiyor. Bunu unutmayın.  Bir  ayak  bileği   burkulması nedeniyle 9 ay koşamamıştım. 25 yıl geçti  hala unutamıyorum.

•    Cinsel  Yaşam:  Cinsellik , hormonları  harekete geçiriyor. Anabolizan  hormonların düzeyi  yükseliyor. Bir kere Dr. Mehmet  Öz  spor  yapamıyorsanız  sex de mi yapamıyorunuz  şeklinde bir cümle kurmuştu. Haklı  olduğunu  düşünüyorum.  Tabii cinselliğin  tanımı da önemli  5 dk süren ilişki  neye yarar  bilmiyorum. Bir de cinsellik  sonrası  acıkma duygusunu bastırmak  çok  önemli. Bu erkeklerde galiba daha sıkıntılı bir konu.


Sonuç:

•    Herşey   çocukluk  çağında  obeziteden  korunmakla  başlar.
•    Çocukluktan  itibaren dengeli ve yeterli beslenerek, sportif aktivite yaparak  yaşamayı öğrenmek  gerekiyor.
•    Besin  endüstrisinin tuzaklarına düşmemek gerekiyor. Bunun için de extra bir dikkat  gerekiyor.
•    Besin  endüstrisi için  hepimiz  birer  hedefiz
•    Giyim  endüstrisi için de hepimiz birer  hedefiz.  Giyimde  görebileceğimiz en büyük zarar, ucuzladı diye aynı elbiseden 3 tane  almak. Oysa besin endüstrisinin  bize  vereceği  zarar  çok  büyük. Ürünlerini aynı vücuda  sokuyor. Tüm ailenin geleceğini tehlikeye atıyor.
•    Besin  endüstrisi ve kullandığı  silahlar ( TV, promosyonlar, “yeni”         “çok yeni” terimleri, güvenilir olduğunu sandığımız  diyetisyen, doktorları kullanmak  v.s ) çok tehlikelidir.
•     Şok  diyetler, yağ yakan diyetler  yalan.Bunlar  ancak  birkaç ay etkili olabiliyor.
•    Bilimsel dengeli ve yeterli  beslenme programları  kilo vermek  için  6-8 ayda faydasını ortaya çıkarıp kalıcı olabilir. İdeal kiloya  yaklaşabilirsiniz. Fizik egzersizin devamı  ideal kiloyu perçinler.  Bu  sırada B vitaminleri, D vitamini, C vitamini, Folik  asit, özellikle B12 vitamini gibi mikronutrient alımı  bozulabilir. Bunları  ilave olarak  almak  gerekebilir.
•     Diyetisyeninizin kendini meşhur etmeye çalışan biri olup olmadığına dikkat  edin. Size değil de kendine çalışan  doktor, diyetisyen  herkesten  uzak durun.
•    TV sağlık programları  hiç  güvenilir  değil. Anlatılanlar “ Genelde” doğru  ama  her birey için geçerli  değil. Bazı  bireyler için tehlikeli de olabilir.
•    Fizik  egzersizi  aerobik  düzeyde yapın. Bunu yapmaya engel  bir sağlık durumunuz varmı diye  araştırmanız  gerekebilir.  Dengeli  ve yeterli  beslenme ile  Fizik  egzersiz  birbirinden ayrılmaz paçalardır.
•    Acıkma  şehir hayatında, masa başı çalışan insanlarda çoğu  zaman “Yalancı”  bir duygudur.  Yemek  yemeden  geçiştirmeye  çalışın.
•    Çok acıkmadan  yemek yemek  kişinin kendi ayağına  kurşun  sıkmasıdır.
•    Acıkma ile baş edemeyeceğiniz  durumlar  olabilir, bazal  metabolizmanızı çok  düşüren  endokrin  proplemleriniz olabilir.  Metabolizma ve Endokrin uzmanına  ihtiyaç  olabilir. Tiroid  yetmezliği, insülin  direnci, menopoz,  andropoz,  glüten enteropatisi  bunlardan bazılarıdır.
•    Önce çocuklar. Kilo aldırmayın
•    Sonra erişkinler.  Zayıfsanız  kilonuzu koruyun.  40 – 45  yaşından sonra  kilonuzu korumak  zorlaşacak
•    Obez birinin zayıflatılması  hiç  kolay  değildir. Bunu unutmayın,  zaman, enerji, istikrar, disiplin  gerektirir.
Dünya  ulusları  ile tarih  boyunca acımadan oynayan  ama kendi  içinde  en köklü  demokrasiye  sahip  olan  İngilizler  birkaç  gün  önce şekerli  içeceklere  şeker  vergisi getirdiler.  Yani 3.5 litrelik  kolalar pahalılandı.  Kola Endüstrisi çıldırdı. Çıldırsın. Zamanında Sigara firmaları da çıldırmıştı.   Ne oldu? Batı  ülkeleri  sigarayı yok etti. Bugün büyük Pazar Çin  ve Hindistan.