Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player


Home > Türkçe > Makaleler



Gebelik Öncesi: Nelere Dikkat Etmek Gerekir ?

Prof.Dr. Semih Aydıntuğ - Meme ve Endokrin Cerrahı

Gebe kalma hazırlığı olan kadınlar.pdf

pdf, 174.2K, 05/03/12, 23 downloads

Giriş

Gebelik ve doğum fizyolojik bir  olay olarak  görünse de, gelişmiş ülkelerde anne ve bebek ölüm hızlarının düşük,  gelişmekte olan ülkelerde ise  yüksek  olduğunu biliyoruz. Ülkelerin sağlık politikalarının  zayıflığı oranında ölü  doğumlar, sakat doğumlar ve anne ölümleri  artıyor. Ayrıca sağlıksız bir bebek  dünyaya  getirmenin  faturasının da  ömür  boyu  çok yüksek değerlere ulaştığını  unutmayalım. Sağlıksız, engelli  bir çocuğun, genç insanın  problemlerini  ailesi ve  devlet ömür boyu yüklenmek  zorunda  kalıyor. Bunun da manevi ve maddi  faturası  oldukça yüksek.

Ben  21. yüzyılda  ön hazırlık  yapmadan ve  gerekli  sağlık tedbirlerini almadan, uygun vucut ağırlığına gelmeden gebe kalmanın yanlış olduğunu  düşünüyorum.  Gebelik  planlayan bir çift  gebelik oluşmadan  önce  gebelik  sırasında  anneyi ve anne karnındaki bebeği  takip edecek  Kadın – Doğum uzmanını  bulup  onun direktiflerine göre  hareket etmelidir. Günümüzde  bilinen 50 den fazla etkenin  doğumsal anomalilere (Konjenital malformasyonlar)  neden olduğu  biliniyor. Çeşitli ilaçlar, kimyasal ajanlar ( Pestisid, Bromürler, ağır  metaller,  hava  kirliliği gibi) annenin hastalıkları, infeksiyonlar, beslenme bozuklukları, radyoaktif ajanlar,  genetik  olarak  anne/babanın taşıyıcı olduğu  hastalıklar fizik ajanlar  başlıca etkenler.

Hormonlu besinler, aflatoksinli  sütler, endüstrinin  bebek mamaları konusundaki aşırı baskısı  gibi  birçok  olumsuzluklara  rağmen  basit önlemlerle  anne ve bebeği korumak  mümkün. Örneğin  gebelik öncesi yeterli  Folik asit ve  İyod  alımı,  diş problemlerini  tedavi  ettirmek  birçok  sorunu  çözebiliyor . Sağlıklı ( Fizik , nörolojik  ve mental )  bir bebeği dünyaya getirme şansını arttırıyor.

Bu yazımda  daha  çok  Kadın- doğum  uzmanlarını  doğrudan ilgilendiren  konular  dışında kalan konular  üzerinde  duracağım:

1-  Hashimoto tiroiditi (HT)  toplumda yaygın, HT çoğu kez  hipotiroidi  ile sonuçlanır. Gebelik (G)  öncesi  mutlaka Tiroid  fonksiyon testleri  yapılmalı  ( FT3, FT4, STSH)  ve  hipotiroid olanlar  Levotiroksin  ( Örneğin Euthyrox tablet )  tedavisi  görmeye başlamalıdır. Bu tedavi  Gebelik  boyunca sürdürülmelidir. 45  günde bir  Tiroid  testleri  tekrarlanmalıdır. Çünkü ihtiyaç  duyulan doz anne  kilo aldıkça  değişebilir.  Hipotiroidisi  tedavi edilmeyen anne adayları ve gebelerde, bebekte  Beyin ve sinir dokusu  gelişiminin  yetersiz  olduğu iyi bilinmektedir.

Hipotiroidi  (Tiroid bezinin  az çalışması )  kadar önemli bir sorun da  hastada  hipertiroidi olmasıdır. Hipertiroidisi olduğu bilinen bir kadın gebe kaldığı takdirde  gebelik sırasında ciddi problemlerin  yaşanılması  kaçınılmazdır. Tavsiyemiz  hipertiroid olan bir kadının gebe kalmadan önce  tedavisinin yapılmasıdır. Eğer gebelik  sırasında  hipertiroidi  gelişirse  uzman  bir endokrinolog  yardımına  ihtiyaç  vardır.  Propisil tabletten,  cerrahi  tedaviye kadar  uzanan bir tedavi  yelpazaesi vardır.  Radyoaktif  İyod  tedavisi  gebelik sırasında  kontrendikedir.

2-Geçmişte Tiroidektomi geçirmiş olan  genç anne adayları, doktorları ile  temaslarını  kaybetmemelidir. Kullandıkları  Levotiroksin  dozu  gebelik sırasında  yetmeyebilir. Kontrol gerekir.  Direkt  lineer bir ilişki  olmamakla beraber  gebe  kadın  kilo  aldıkça  ijtiyaç  duyulan  levotiroksin  dozu  artar.

3-  Papiller  Tiroid kanseri  nedeniyle  (PTC)  daha önce  Total Tiroidektomi geçiren  anne adaylarının  gebelik süresince  TSH’ları   düşük  seyretmelidir  ( Örneğin : 0.05  -  0. 09  ünite veya  bazı durumlarda 0.10  ünite). Verilen  Tiroid ilacının ( Örn  Euthyrox) ve düşük  TSH’nın bebeğe  zararı  yoktur.  Oysa TSH’nın  yükselmesi  Tiroid  kanseri  nüks  riskini  arttırır. Bu  durumda da  aralıklı  ( 1.5 ayda bir)  TFT  leri  yapılmalıdır.

PTC nedeniyle radyoaktif  Iyot  tedavisi kalmış bir anne adayı en az 1 yıl gebe kalmamalıdır. Verilen doza bağlı olarak bu iki yıla kadar uzayabilir. Bu kuralı çiğneyen hastalar, bebeklerinde  birtakım malformasyonları  göze almış olurlar. Her hasta Radyoaktif  İyod aldığı merkezden bu konuda bilgi ve izin almalıdır.

4-  Tiroid nodülü / nodülleri  olan  anne adayları  hekim kontrolünde  iseler  ve nodüllerden  kanser  açısından şüphe edilmiyorsa  gebe kalmalarında  hiçbir sorun yok.  Ancak iyi huylu nodüllerin de gebelik sırasında büyüyebileceğini bilmek gerekir. Çoğu  zaman  klinik  olarak bu durum sorun teşkil  etmez. Gebelik sırasında ortaya çıkan Tiroid kanseri gebelik sırasında cerrahi girişimle tedavi edilebilir. Ancak hastanın Radyoaktif iyot  tedavisine ihtiyacı varsa  bu gebelik sırasında yapılamaz. Doğumu beklemek gerekir. Radyoaktif Iyod tedavisi almış bir anne süt veremez, bebeğinden  Nükleer tıp uzmanının söylediği süre içinde ( 15 – 30 gün ) uzak durmalıdır.

5- Kalsiyum: Bir şekilde  Total tiroidektomi geçirmiş hastalar normal kalsiyum düzeyine sahip olsalar da, gebelik sırasında  kanda kalsiyum  düzeyinin  düştüğünü  gözlüyoruz. Jinekologların verdiği  multivitamin ve  mineral preparatlarında kalsiyum var. Ancak gene de belli  aralıklarla kalsiyum tayinleri yapılmalıdır.  Kalsiyumun  8.5 mg/dl altında olmasına  izin verilmemelidir.

6-  Gebelikten önce  Türkiyede çok yaygın olan D vitamini  eksikliği  mutlaka  düzeltilmelidir.(Bakınız Makaleler). D vitamini  eksikliğinin düzeltilmesi  ağızdan alınan  Devit-3 damla veya ampul  ile  aylarca  sürebilir. Güneşe çıkmakla D vitaminin yeterince yükselmediğini artık öğrendik.  Bunu hesaba katmak gerekir. İstenen kan  düzeyi  35 -45 ng/ml dir. Gebelik  sırasında  daha yüksek  düzeyler  ( 80 ng/ml  üstü),  yarık  dudak, damak malformasyonunu  arttırabiliyor. Ama Kalsiyum ve D vit eksikliği hem anne hem de bebek için çok daha zararlı. Sadece kemik gelişimi değil,  bağışıklık sistemi  ve beyin gelişimi bile yeterli D vitamini  kan  düzeyine  ihtiyaç  duyuyor.

7- Folik  asit:  Nöral tüp  ve  beyin gelişimi  için çok önemli olan  folat  gebelik  öncesi  normal değerlerin üst sınırına kadar yükseltilmelidir. Gebelik  oluştuktan sonra  düşük düzeyde  olan Folik  asiti  kanda  yükseltmenin  değeri  sınırlıdır.  Buna  rağmen  folik asit  gebelik sırasında da  mutlaka alınmalıdır. Folik  asit hücre çoğalması ve  sinir dokusu gelişimi için önemli bir B vit  çesididir. Birçok batı ülkesinde  gıdalara  takviye olarak  Folik asit  eklenmektedir. Bu sayede daha az sayıda nöral  tüp defektli  bebeğin doğduğu  bilinmektedir. Yeterli  folik  asit  almış  olan  annelerin çocuklarında  mental  problemler  ve davranış  bozuklukları  daha az görülmektedir.

8- Türkiye’de  yaygın olan  Demir yetmezliği anemisi  gebelik öncesi düzeltilmelidir. Hematolog gözetiminde yapılması gereken bu işlem  6 -8  ay sürer. Gebe kalmadan önce bu  tedavi süresini  hesaba katmak gerekir .  B12 vitamini de  anemi tedavisinde  bazen eklenmelidir. Aşırı  vajinal  kanama, mide-duodenum ülseri, Helicobacter  pylori  infeksiyonuna  bağlı  demir  yetmezliği anemilerinin  tek başına  demir  takviyesi  ile  düzelmesi  mümkün değildir.

9- İyot:  Bebekte  nöral tüp, beyin  gelişimi için  önemlidir. Gebelik öncesi özellikle Hashimoto  tiroiditli  hastaların  24 saatlik  idrarda  iyot ölçtürmeleri  öenmli. Çünkü  gebelik  öncesinde  kanda yetersiz  iyot olması  nöral tüp defektleri açısından  Folik asit kadar  önemli bir  element. Gebelik oluştuktan  sonra  iyot ihtiyacı zaten artıyor.  Jinekologlar  verdikleri  vitamin / mineral  tabletlerinde  iyot olmasını  istiyorlar.  Maalesef Türkiyede gebelik sırasında en sık kullanılan  bir  preparatta   iyot  yok. Anne adaylarının  bu konuyu  Jinekolgları ile konuşmaları  önemli. Bazı hastaların idrarlarında İyot miktarı çok yüksek çıkabiliyor. Bu durumda en azından ek İyot vermemek  hatta  bir süre iyotlu tuzdan vaz geçmek  uygun olur. Ama genel kural olarak  gebelik öncesinde ve gebelik sırasında ek iyot almak gerekir. Dünya sağlık teşkilatı  (WHO),  gebelerin  günde 200 mikrogram  iyot almasını gerektiğini söylüyor. Lütfen dikkat edin, bu ilaç olarak ek 200 mikrogram iyot alın demek değil. Günlük toplam doz. Ama iyotlanmış tuza rağmen Türkiye hala iyot fakiri bir Ülke olduğu için  günde 100 -150 mikrogram ek iyot almanın  zararı  yoktur. Ayrıca  Türkiye’de  iyot açlığına yol açan  Nitrat, perklorat, tiyosiyanat  gibi kimyasal ajanlar ve bazı guatrojen  besinler (Kara lahana gibi)  bolca mevcuttur. Ülkemizde Kayseri’de 2004 yılında yapılmış bir çalışmada  yeni doğan bebeklerde  ve annelerinde  İyot miktarının  olması gerekenin 5-6 misli daha az olduğunu göstermiştir. (Kurtoğlu S ve ark).

Nadir de olsa  kanda yüksek dozda iyot  olabilen durumlar vardır. Başlıca neden  fazla alımdır (İlaç, iyotlu tuz ya da  maden suyu sodası ). Bu gibi  durumlarda  anne  kanında  yeterince Selenyum varsa bebek olumsuz yönde etkilenmeyecektir.

10- Polikistik over sendromu ( PCOS):  Sık rastlanılan  bir endokrinolojik problemdir.  Hem Endokrinologların hem de Jinekologların  hem de  Diyetisyenlerin  ortak konusudur. Bazı genç kadınlar, adet görmedikleri için  gebe kalamazlar. Oral kontraseptifle adet düzeni  düzelir. Ama Oral kontraseptif alan bir kadının  gebe kalamıyacağı ortada.  Metformin  insülin direncini kıran bir ilaç olarak  harikalar  yaratabiliyor  (PCOS’nun  temelinde  insülin direnci ve androjen fazlalığı  yatıyor). PCOS’lu hastada bireysel yaklaşım çok önemli. Birçok PCOS’lu kadın  kısa süreli  Metformin tedavisinden sonra veya 3- 9 aylık oral kontraseptif tedavisinin kesilmesinden  sonra rahatlıkla gebe kalıyor. Problemi devam edenlerde jinekologların başka çözümleri de var.

Burada önemli mesaj, annelerin  kızlarının  kıllanma, aşırı kilo alma, adet düzensizliği gibi problemlerinde erken davranıp  20 yaşından önce bu probleme çözüm aramalarıdır.

11- Gebelik öncesi meme  problemi olanlar :  Günümüzde  gebelik  yaşı  kariyer yapan kadınlarda  35-40  arasına doğru hatta  tüp  bebek  uygulamaları ile  daha da yukarı yöne doğru kaydı. Bunun  bazı riskleri var. Risklerden biri meme lezyonları (Fibroadenom,  komplike kist,  glandüler doku yoğunlaşmaları,  proliferatif meme hastalıkları gibi) olan  kadınlarda  bu tip lezyonlar  gebelik sırasında büyüyebiliyor. Bu lezyonların gebelik öncesinde  ultrasonografi ya da başka bir yöntemle  tekrar  değerlendirilmesi gerekir.  Meme  kanseri  açısından  en ufak bir şüphe varsa İnce iğne  veya kalın iğne biyopsisi yapmak gerekir. Çünkü  gebelik sırasında meme kanserinin  hızlı seyrettiğine  ve fark edilemediğine dair  bilgilerimiz var. Benim  önerim  anne adayı bireysel ve ailesel  meme kanseri yüküne göre  gebelik öncesinde  meme doktoruna baş vurmalıdır. Gebelik sırasında ortaya çıkan meme kitleleri acilen bir meme doktoruna başvurmayı gerektirir. Gebelik sırasında  zorunluluk varsa cerrahi  girişim  yapılabilir. Jinekologlar  bu  konuda bir düşüğü önlemek için  yardımcı olabilirler.

Her iki memesinde estetik amaçlı implant/ protez olan kadınların durumu daha da hassastır. Bu kişilerde meme lezyonlarının saptanması daha zordur. Uzman incelenmesine ihtiyaç vardır.

Kronik  meme başı akıntıları, kronik meme  infeksiyonlarına bağlı  meme başlarında  içeri çöküklük  süt verme döneminde problem yaratacağı için  bu tür problemler  gebelik öncesinde çözülmelidir. Çünkü bazı durumlar, ufak ameliyatlarla düzeltilebilir. Bu tür girişimleri  gebelik sırasında ve laktasyon döneminde yapmak zordur.

Çok tartışmalı bir konu da  tüp bebek uygulamasının meme kanseri riskini arttırıp arttırmadığı ile ilgilidir. Bu konuda kesin veriler olmamakla beraber  jinekologların uyguladığı çok çeşitli hormonlar arasında memeye zarar verebilenler var. Ancak esas olan deneme sayısı , hastanın yaşı  ve  hastanın meme kanseri açısından  bireysel riskidir. Meme doktoru ile tüp bebek  tedavisi yapan hekimin birlikte çalışmasının hastaya yararı vardır.

12-  Jinekologlarla ilgili  tedbirler:  Anne adayının  belli bir jinekoloğu ( Obstetrik uzmanı) olmalıdır. Bu doktor çok önemlidir.  Çünkü  gebelik öncesi  muayene, PAP smear,  gebeliğe engel anatomik  problemlerin  varlığı yokluğu , PCOS  şüphesi  ve bilgilendirme  jinekolog tarafından  yapılacaktır. Daha  önemlisi gebelik sırasındaki  periyodik  muayeneler  ve en önemlisi  doğum olayı  bu hekimin sorumluluğu altında olacaktır. Normal doğum veya sezaryenmi sorusunun cevabını  birlikte arayacaklardır. Gene bu yazı içinde  yer alan veya almayan bazı konularda da jinekoloğun  değişik branşlardaki meslekdaşlarından  konsültasyon istemesi  gerekebilir. Örneğin  hem anne adayında hem de baba adayında  Tallesemi veya kan pıhtılaşması ile ilgili bir problem varsa  jinekolog  bir genetik uzmanına başvurmayı isteyebilir.

13-  Diş ve dişeti problemleri:  Kanımca en fazla ihmal edilen konulardan biri bu. Öncelikle  Diş hekimine  Dişçi dememeyi öğrenmemiz gerekiyor.  Gebelikten  önce  anne adayının diş hekimine  gitmesi çok önemli . Diş  hekimi  gebelikten önce diş  ve dişeti hastalıkları ile ilgili tedaviyi tamamlamılıdır.   Diş eti iltihabının  ( Periodontitis)  tedavi edilmediği takdirde erken doğum ve düşük  doğum ağırlıklı bebek riskinin 7 kez arttığı  bilinmektedir. Aynı mesane – idrar  yolları enfeksiyonları gibi, diş eti  infeksiyonları da  kana bakterilerin geçmesine (Bakteriyemi) dolayısı ile plasenta yoluyla bebeğe de geçip  anne karnı içinde enfeksiyonlara neden olabiliyor . Bebekte gelişmemeiş bir immün sistem olduğundan bu enfeksiyonlar, çeşitli  malformasyonlara, düşük doğum ağırlığı  ile doğuma,  erken  doğuma neden olabiliyor.  Gebelik sırasında  ortaya  çıkan  diş eti problemleri  de hemen  tedavi  edilmelidir.
14-  Mesane ve idrar yolu enfeksiyonu:  Aynı Periodontitis gibi bebekte  enfeksiyonlara  yol açması açısından çok önemli. Birçok hastanın  üriner sistem enfeksiyonunu  belirti vermeden   geçiriyor olması  konuyu daha da önemli hale getiriyor. Anne adaylarının  gebelik öncesi idrar  tetkiki yaptırmaları şart.

15- Anne adaylarının  vucutlarındaki tüm kronik enfeksiyon odaklarından kurtulmaları , tedavi  olmaları  gerekir. Daha  önce belirtildiği gibi Perioodontitis ( Diş eti iltihabı),  sinüzit, mesane enfeksiyonu,  cinsellikle bulaşan  hastalıklar , akciğer  enfeksiyonları ( Bronşiektazi  gibi)  v.s  gebelik öncesi tedavi edilmelidir. Gebelik sırasında oluşan bakteriyemi (Bakterilerin kana karışması)  malformasyonlara neden olabilir.  TORCH  grubu  enfeksiyonları kadın-doğum uzmanları  araştırmaktadır. Fakat diğer sinsi enfeksiyonların da bakteriyemi yolu ile bebeğe zarar verdiğini  bir kez daha hatırlatalım.

Kan  tetkikleri sırasında  CRP  değerinin  yüksek olması  genellikle  vucudun bir yerinde enfeksiyon  odağı  olduğu anlamına gelir. Çok yüksek  CRP  değerlerinde  ( 50 – 60 birim ve üstü) maligniteleri ve  Romatolojik hastalıkları  düşünmek gerekir.

16- Kızamıkçık başta olmak üzere jinekolğun uygun gördüğü  tüm aşılar gebelik öncesi yapılıp  gerekli antikorların oluşması için belirli bir zaman beklenmelidir.

17- Kilo fazlalığı olan anne adaylarının  Diyetisyen  kontrolünde kilo vermeleri gerekir. Ancak daha önce bahsettiğim gibi  PCOS – İnsülin direnci  ekarte edilmelidir. Bunu Diyetisyen tek başına yapamaz.  8-10 kg’lık  bir kilo verişinin yaklaşık  8 -10  ay sürebildiği  hesaba  katılmalıdır. Daha hızlı kilo vermeye kalkmak,  verilen kilolardan fazlasının  kısa bir süre sonra geri alınması ile sonuçlanıyor. Obez annelerin  veya gebelik sırasında  çok kilo annelerin  bebekleri, yüksek kilo ile doğmakta, obezite ve Diyabet adayı olmaktadırlar. İnsülin  direnci, Leptin  fazlalığı, bebekte hipotalamik değişiklikler, bilinen başlıca mekanizmalar. Sonuç olarak  obez bir anne adayı  hem kendini ( Gestasyonel diyabet  gelişimi açısından) hem de bebeğini (  Obez bir çocuk  ve DM’a eğilimli bir çocuk ) risk altına soktuğunu  bilmelidir.

18 -  Diyabetli anneler: Anne yaşı ilerledikçe  Tip II  Diyabet  oranı  obeziteye paralel olarak artıyor.  Kuzey Amerikada,  İnsülin direnci  ve diyabetiklerin toplamı, nufusun % 35’ni oluşturuyor. Bunun  yarısı  kadın olsa  51 milyonluk  insan  topluluğundan söz ediyoruz. Bu rakamın yarısı  doğurganlık çağında olsa  25 milyon  insan  eder. Türkiye’de de bu  oranlar  biraz daha az olmakla beraber benzer durumda. Dolayısı ile ciddi bir problemle karşı karşıya olduğumuz  ortada. DM’lu anne adayları  gebelik öncesi  tokluk kan şekerleri  ve HBA1c  değerlerini kabul edilebilir sınırlara indirmelidirler. Gebelik sırasında  DM’un kontrolunun zorlaşacağı hatta  insülin direnci olanalrın  gebelik DM’na ( Gestationel gebelik)  dönüşeceği biliniyor.

19-  Sigara  içen kadınlar sigarayı mutlaka bırakmalıdır.  Gebelik oluşuktan sonra  embriyo  sigara nedeniyle hipoksik (Yetersiz  oksijen)  kalacağı için  ve ayrıca sigaranın çok sayıdaki zararlarından  etkileneceği için  düşük, düşük doğum ağırlıklı bebek,  fizik ve sinirsel gelişmede  gerilik  beklenen  komplikasyonlardır.

20- Alkol  ve diğer  uyuşturucu  maddeler. Yapılan  araştırmalar, kendini sosyal içici olarak adlandıran  birçok kişinin  ciddi miktarda  alkol tükettiğini  ortaya koymuştur. Karaciğer  hasarı,  enzim yükselmeleri bir yana, alkol alışkanlığında birçok ilacın metabolizması da değişiyor. Gebelik sırasında alkol alımının devam etmesi  uygun değil. Bu nedenle  alkol problemi olan anne adaylarının gebelik  öncesi  tedavi görmeleri  şart.

Diazepam türevleri,  Barbütüratlar, morfin, kokain, eroin  gibi  toksik maddelere gelince, batı dünyasında bu hastalara metadon vererek  gebeliğin  devam edebileceği söyleniyor. Ama ben kişisel olarak  bu problemi olan kadınların gebe kalmamalarının hem kendileri, hem bebek hem de toplum açısından çok daha uygun olacağını düşünüyorum.

Sanırım burada en önemli nokta  Kadın-doğum hekiminin ve ilgili diğer doktora  doğru bilgi verilmemesi. Bağımlılığın gizlenmesi  ve hekimin  bilmeden ciddi bir sorumluluk altına girmesi  hekime yapılan ciddi bir haksızlıktır.

21-Depresyon:  Gebelik  öncesi  ve gebelik sırasında Depresyon  nadir  değildir.  Batı dünyasında  bu  oran  % 20  olarak  veriliyor.  Antidepressan  ilaç kullanımı  emniyetli olarak  nitelendiriliyor. Hangi  antidepressanın  emniyetli  olacağına, nasıl kullanılacağına  psikiyatrist  karar  vermeli. 

22- Epilepsi: Nadir bir problem değil.  Hindistanda  doğurganlık çağında  olup, epilepsisi olan kadın  sayısı  1,5  milyon  olarak  biliniyor. Gebelikte artan  östrojen  ve  progesteron  epileptik atak  geçirme  riskini arttırıyor. Epileptik  gebe kadınlarda  doğumda fark edilen  ciddi  malformasyon  oranı % 10  kadar. Sodyum  valproate ( Depakin )  ve  Fenobarbital          özellikle  birlikte kullanıldığında  bebekte  malformasyon  riski  artıyor.  Uzmanlar  gene de  nörolog  ve  jinekolog  rehberliğinde  gebeliklerin  % 90’nın  sorunsuz  seyredebileceğini  söylüyorlar.  Folik  asit  takviyesinin  epileptik  kadınlarda da koruyucu  etkisi  var.

23-  Kronik  hastalıklarda  kullanılan  ilaçlar.  Kronik hastalıklarda  (DM, epilepsi  hipertansiyon  v.s)  kullanılan  ilaçlar  gebelikte de  kullanılacaktır. Bu ilaçlar  eğer  bebekte  malformasyon riskini arttırıyorsa  gebelik kategorisi daha düşük ilaçlara  çevrilmelidir. Teratojenik  etkili ilaçlardan  vaz geçilmelidir.  

24- Genetik konsültasyon:  Genetik  meme kanseri, Thallesemi,  Pıhtılaşma eğilimi olan  genetik geçişli  hastalıklar, FMF, Ataksi- Telenjiektazi, Medüller tiroid kanseri, Nörofibromatozis  gibi belki de sadece  % 10’nu sayabildiğim   durumlarda  hastalığın otozomal  geçişli  olup  olmadığı, anne babada kan akrabalığı, anne ve baba  aynı olumsuz genetik yükü taşıyorsa, heterozigot  olup olmadıkları  bir genetik  uzmanınca değerlendirilmelidir.  Bu konuda  bir zorlama  yok. Bütün dünyada motosiklet kullanmak için bile ehliyet  gerekirken, evlenmek ve çocuk yapmak için ehliyet  gerekmiyor. Bu ironik durum sayesinde bazen  görsel basında görüyoruz: Çiftin 6 çocuğu var. Altısının da kemikleri 5 yaş cıvarında kırılıyor. Ama bilinçli  anne ve baba adayların aile hikayelerinde sağlık problemi varsa  gebelik öncesi  klinik bilgisi olan bir genetik uzmanına görünmelerinde büyük fayda var.

25-  Son olarak  anne ve bebek sağlığını ciddi şekilde etkileyen  kronik  hastalıkları ( Yukarda  bahsetmediklerim, daha az görülen hastalıklar) sıralıyorum. Bu kronik hastalıkların da  gebelik öncesi optimal tedavilerinin yapılması, gebelik sırasında  iyi takip edilmeleri  gerekiyor:

  • Hipertansiyon  ( Gençlerde yeni ortaya çıkan  hipertansiyonda  Feokromasitoma, Böbrek arterlerinde  darlık ,  hiperaldosteronizm, Cushing  sendromu  mutlaka ekarte edilmelidir )
  • Tromboembolik hst  ( Pulmoner emboli riski )
  • Astım
  • SLE  ( Sistemik  lupus  eritematozus )
  • Romatolojik  diğer hastalıklar ve kortizon, metotreksat, plaquenil, Colşisin  gibi bebek açısından  riskli ilaçları  kullananlar
  • Hematolojik problemler
  • Hipertansiyon dışı Kardiyak hst  ( Geçirilmiş  Romatizmal  kalp hastalığı gibi)
  • GIS hast.  ( Kanayan  dudenum ülseri,  Reflux  özefajit, gluten enteropatisi)
  • Kronik  Böbrek  yetmezliği (KBY):  KBY’si olan bir anne adayı olabilir. Ama hasta ister hemodiyalizde olsun, ister  transplantasyon geçirmiş olsun  risk  oldukça yüksek
  • Meme kanseri tedavisi  geçirmiş  hasta:  Spontan  gebelik  kural olarak gebe kalmaya  engel değil. Burada bir sorun yok.  Birçok hasta  uzun süren Kemoterapiler sonunda  erken yaşta menopoza giriyor .  Tamoksifen,   Arimidex  gibi  ilaçlar kullanıyor. Bu hastalar  spontan  hamile kalamazlar  zaten.  Kemoterapi öncesi yumurta dondurmak mümkün. Bu şekilde hamilelikte,  hamileliğin devamı için nasıl  bir hormonal manüplasyon  yapılacağı  tarfımızdan bilinmeli. Bazıları  meme kanserinin nüks riskini arttırdığı için tarafımızdan kabul edilemez  çünkü çok risklidir.
    Ama daha  önce  söylediğim gibi meme kanseri tedavisi bittikten sonra  kendi kendine, yardımsız gebe kalmak   günümüzde riskli olarak görülmüyor.

Sonuç olarak gebelik öncesi  hazırlaklara  bakarsanız, Satürn’e  uzay gemisi göndermek gebe kalmaktan daha kolay diye düşünebilirsiniz. Hem  bunlar olmadan  Dünya nufusu  7 milyarı geçmedimi ? Geçti tabii. Ama ateş düştüğü yeri yakıyor. Afrikanın  birçok yerinde  gördüğümüz şiş karınlı, koca gözlü,  yüz kasları nerdeyse olmayan çocukları görünce  üzülüp  ağlıyoruz. Ama onun çok daha hafif versiyonu olan  çocukları  sokakta gördüğümüzde  fark etmiyoruz bile.


Önlenebileceği hade  zamanında tedavi görmeyen  bir bebek  maddi  manevi yıkımlara neden oluyor. 


Bir de klinik olarak fark etmediğimiz binlerce  algılama kapasitesi daha düşük, kronik hastalıklara erken  yakalanan, başarıları daha düşük  insanlar var. Bunun temelinde gebelik öncesi yetersiz hazırlığın  önemli bir yer tuttuğunu siz okuyucularım artık biliyorsunuz.  Bu önlemlerin pahalı önlemler olmadığını da fark  etmişsinizdir


Artık  kadın kocasına  benim adetim  1.5 ay geçtiği zaman kocanın depresyona girme dönemi kapanıyor.   Bebek 5,5 kg doğduğunda  üzüleceğimize gürbüz bebek doğdu diye sevinme dönemi de bitiyor.


Klinik olarak  hasta olduğu belirgin şekilde görülen ve  erişkin yaşlarda bile sağlık problemlerinin dğumla birlikte başladığı  fark edilmeyen insanlar  gebelik öncesi  uygun kurallarla  iyi bir ortamda anne karnında büyüyüp doğsalardı  daha iyi olmaz mıydı ?

* Bu makale 18 Nisan 2012 tarihlerinde Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanmıştır.




Share