Makaleler

Meme Kanseri ve Beslenme

Giriş

Meme kanseri kadınlar arasında en sık rastlanan kanserdir ve sıklığı giderek artmaktadır. Bugün Kuzey Amerika’da her 8 – 9  kadından birinin, ömrü boyunca meme kanseri ile karşılaşacağı bilinmektedir. Bu gerçekten yüksek bir orandır. Kadınlar arasında, akciğer kanserinden sonra ikinci sıklıkta ölüme neden olan kanserdir. ABD’de yılda 1 milyondan fazla kadının meme kanserine yakalandığı sanılmaktadır.

Ülkemizde de durum benzerdir. Meme kanserinden ölümler, kadınlar arasındaki ölümlerin % 25’ine yakın kısmını oluşturmaktadır. Ülkemizde meme kanserinin, batı dünyasına kıyasla daha hızlı bir artış içinde olduğunu tahmin etmekteyiz. Bu doğruysa bunun mantıklı nedenleri olabilir; ülkemizde kadınların yaşam süresi uzuyor, sigara ve alkol tüketimi artıyor, optimali 21 yaş olan ilk doğum yaşı hızla ileri yaşlara kayıyor.

Yüksek doğum ağırlıklı bebekler, meme kanseri açısından daha fazla risk altındadırlar. Meme kanseri gibi heterojen davranışlı  bir hastalığın anne karnında şekillenmeye başlaması aslında pek de şaşırtıcı sayılmaz. Bu durumu genler yoluyla nakledilen meme kanseri tiplerinden ayırmak gerekir. Genetik geçişli meme kanseri, tüm meme kanserlerinin % 10’unu aşmaz. Ancak genetik geçişin gücü bile dış etkenlerle (toksinler, beslenme şekli, yaşam şekli, beden kitle indeksi vs.) değişebilir. Örneğin, meme kanseri gelişiminde tanımlanmış en önemli genetik risk faktörlerinden biri olan BRCA1 mutasyonu saptanan bir kadının hayat boyu meme kanseri olma riski % 100 değildir. Bu oran % 50-80 arasında değişir. Bu hastalara uygulanan ooferektomi (yumurtalıkların alınması) meme kanseri riskini yarı yarıya azaltır.

Bilindiği gibi; beslenme, obezite ve kanserler arasında bağlantı olduğuna dair çok sayıda yayın mevcuttur. İşte biz de; kendisi  çok heterojen bir topluluk olan meme kanser(leri)inde beslenmeyi ön planda tutarak, meme kanseri öncesinde, sırasında ve sonrasında dikkat edilmesi gereken noktaları tartıştık.

Konuya girmeden önce “ Nutrigenomics” kavramını hatırlamak gerekiyor. Nutrigenomics; besinlerin veya  izole besin ögelerinin genetik yapı üzerine olan etkisini inceleyen bir bilimdir. Tersine bireyin genetik yapısına göre, bazı besinlerden faydalanırken bazılarından faydalanamaması da bu kavram içine girer. Nutrigenomics’te en önemli düşünce aktif besin ögelerinin vücut hücrelerinde bir sensörle farkedilmesi ve bunun sonucunda genin yapısının değiştirebilmesidir. Bu olayın tersi de gösterilebilmiştir. Örneğin,  Leptin hormonunu salgılayan genin polimorfizmi (çeşitlilik)sonucu obezite ortaya çıkmaktadır. Yine folik asit metabolizması ile ilgili de bireysel farklılıklar mevcuttur.

Beslenme ve genetik yapımızın, dolayısı ile fenotipimizin (çevresel etkenlerin yarattığı özelliklerin dış görünüşe yansımaları) içiçe olduğunu artık fark etmiş bulunmaktayız. Bunun meme kanseri ile ilişkisi konusunda çeşitli araştırmalardan derlenmiş pratik uygulama şeklini anlatmaya çalıştık.

Bu  yazımızda  konuyu iki ayrı bölüm halinde incelemeyi uygun bulduk. Birinci bölümde  Meme kanserinden korunma,  meme kanserli hastada tedavi sırasında  ve tedavi bitiminden sonra beslenme açısından  dikkat edilecek konuları pratik yaklaşıma uygun bir dille aktarmaya çalıştık. İkinci  bölümde meme kanserinin hazırlayıcı  faktörlerini daha teorik bir yaklaşımla aktarmaya çalıştık

I – Bölüm

Uygun Beslenme İle Meme Kanserinden Korunma 

Meme kanseri 50’li yaşlardan sonra artış gösterir. Temellleri muhtemelen çok daha önce atılmaktadır. Meme kanseri gelişimini etkileyen faktörler incelenirken bilimsel makalelerin çoğunda menopoz öncesi ve menopoz sonrası kanserin ayrıldığını görüyoruz. Örneğin şişmanlık premenopozal (menopoz öncesi) meme kanseri üzerinde etkili değilmiş gibi görünürken, postmenopozal (menopoz sonrası) meme kanserini arttırdığına dair birçok yayın var. Bunun izahını yapmak kolay değil ama pratik olarak, hayat boyu zayıf kalmaya çalışmak en doğru yol gibi görünüyor. Bunun için de; günde az ama 6 öğün yemek,  yağ       dengelerini gözetmek (günde 2-3 gram balık yağı tüketmek) önerilir.

Yeterince folik asit ve D vitamini almak beslenmede önemlidir. Özellikle kanda D vitamini düzeyi 35 ng/ml civarında olmalıdır. Bu düzey,  bütün yıl  yaz-kış korunmalıdır. Kanda  D vitamini (Vit D3) düzeyi ölçülmeli, düşük olan durumlarda, tercihan kas içi enjeksiyon şeklinde,  D3 vitamini kullanılmalıdır. Düşük D vitamini düzeyleri  ile  Meme kanseri arasında ilişki olduğunu gösteren çok sayıda yayın vardır.

Selenyum, Çinko, B12 vitamini, A vitamini gibi birçok nutrientle ilgili binlerce araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarda özet olarak antioksidanların  “Ek ilaç” biçiminde alınmasının koruyucu olarak etkili olduğunu kesin olarak gösteren bir klinik çalışma yoktur. Ortorektik (Sağlıklı beslenmeyi hayatının merkezi olarak görüp bunu hastalık derecesinde takıntı  haline getirmiş olan) bir kişiliğe sahip olmak ve mega dozlarda vitamin ve eser element almak  zararlıdır. Genel kural, bir insanın günlük  vitamin veya eser  element ( Çinko, Selenyum,  krom, v.s ) ihtiyacının % 50 fazlasından daha fazla “Ek” vitamin ve  eser  element  almamasıdır.

Meme Kanseri Tedavi Sürecinde Uygun Beslenme Şekli

Meme kanseri tanısı konduğu andan itibaren  oluşan psikolojik çöküntü nedeniyle hastanın beslenme alışkanlığının olumsuz yönde etkilenmesi çok muhtemeldir. Hekimlerin bu konuda bilgili ve ilgili olmaları önemlidir. Çünkü hastaya verilecek net mesaj; “Asıl şimdi beslenmene dikkat etmelisin, çünkü şu ana kadar yaptıkların en azından faydalı değildi, belki de zararlıydı” şeklinde olmalıdır. Örneğin hasta hiç fizik egzersiz yapmayan, çok sigara içen, yoğun çalışma temposu içinde, çok kötü beslenen bir hasta olabilir. Bu kötü alışkanlıkların  değiştirilmesinin   yıllarca süren tedavi ve takip sürecinde çok önemli olduğunu önce hekim kabul etmeli, sonra da hastasına kabul ettirebilmelidir.

Meme kanserli hastaların önemli bir kısmı  Kemoterapi (KT) ve Radyoterapi (RT) tedavisi görürler. KT’ye genellikle cerrahi sonrası başlanır ancak  primer olarak  ameliyat öncesi KT alan hastalar da vardır. KT sırasında hastaların çoğu kilo alırlar. Bunun nedeni tam olarak bilinmemektedir ancak çok faktörlü olma ihtimali yüksektir. Hastaların daha az hareket etmeleri ( Fiziki yetersizlik  ve  psikolojik  isteksizlik), KT’ye ait doğrudan etki    (Tuz ve su tutulumu)  veya depresyon (klasik olarak iştahsızlık nedeniyle kilo kaybına neden olur ama bazı hastalarda şeker ve yağ içeriği yüksek besinlerin tüketilmesinin hastalarda  psikolojik gerginliği azalttığını da biliyoruz)  etkili olabilir. Kilo alımının önlenebilir ve önemli bir nedeni de bizzat  sağlık personeli ve hasta yakınları tarafından tetiklenen kısmıdır. Bazen  pekmez yenilmesinin, hekimler tarafından önerildiğini gözlemliyoruz. Muhtemelen hekim, pekmezi anti-oksidan özellikleri ve demir kaynağı olarak düşündüğü için önermektedir. Ancak miktar ile ilgili net bir rakam ortaya konmadığı için ve bütün bitkisel kaynaklı ilaçlarda “Ne kadar çok alırsam o kadar iyi olur”öforizması nedeniyle hastalar 5-6 ayda bazen 10-15 kilo almaktadırlar. Bunun faydalı olmadığı kesindir. Bu tür besinlerin aşırı miktarlarda alınması durumunda karaciğer enzimlerinde değişiklikler ortaya çıkabildiği gibi bazen glukoz toleransında bozulma da izlenebilir. İşin kötüsü bu dönemde alınan kilolar genellikle bir daha  geri verilemez. Hastaların büyük bir kısmı  ya menopoz döneminde oldukları ya da KT nedeniyle menopoza girdikleri için tehlike büyümektedir. Çünkü postmenopozal dönemde obezite ile meme kanseri nüksü arasında olumsuz bir ilişki olduğu bilinmektedir. Menopozda olan sağlıklı bir  kadının bile kilo vermesinin ne kadar zor olduğu bilinmektedir

Meme kanseri “Tedavisi” sırasındaki en büyük tartışma KT ve/veya RT alan hastalarda anti-oksidan kullanımı ile ilgili olanıdır. Anti-oksidanlar koyu renkli, kırmızı  renkli sebze ve meyvelerde bol miktarda olduğu gibi, “ilaç” olarak  A vitamini, C vitamini, E vitamini, çinko, selenyum, flavonoidler gibi tek başlarına veya kombinasyonlar olarak yüzlerce şekilde karşımıza çıkarlar.

Tedavi sırasında  antioksidan kullanımının mantığı  kemoterapi, kanser  hücrelerini yok ederken,  sağlam hücre ve organların KT’den etkilenmesini önlemektir. Antioksidan maddeler  sağlam hücreleri  dış  zararlı etkenlerden korurular. KT’de aslında “ Zararlı bir dış etken” dir.  Doğru gibi görünen bu düşüncenin zayıf ve çok tartışılan noktaları vardır. Bazı KT ilaçları oksidatif stres mekanizması aktif iken apoptozu (programlı hücre ölümü) hızlandırmak yoluyla kanserli hücreleri yok ederler. Bu sırada verilen antioksidan ajanlar  ise tedavinin asıl amacını yok etmiş olmaktadır. Literatürde 2005 yılından beri yoğun bir şekilde tartışılan bu konu doğal olarak  “Anti-oksidan verilmelidir”  ve “Anti-oksidan verilmemelidir” takımları yaratmıştır. Tabii ki  kanıta dayalı tıp açısından böyle karmaşık ve çok faktörlü  yönleri olan bir konuda bir sonuca ulaşmak pek de mümkün değildir. Ama 2008 yılında çıkan bir meta-analizde  KT ve RT sırasında anti-oksidan kullanımı konusunda hekimler  KT ve RT alan hastalarda anti-oksidan madde kullanımı ile ilgili olarak uyarılmakta ve lehte kesin delillerin oluşmadığı vurgulanmaktadır.

Tedavi sırasında menopoza giren kadınlarda menopoz semptomlarını gidermek için veya başka nedenlerle fito-östrojen  alması tavsiye edilen hastalar olabilir. Bilindiği gibi fito-östrojenler bitkisel kaynaklı östrojenlerdir. Bunların etkinlik güçleri Östrodiole göre çok düşüktür. Tabiatta çok sayıda fito-östrojen vardır. En tanınmışı soya bazlı olandır.  Soya fasülyesi ürünlerinin  östrojenik etkisi zayıf da olsa  meme kanserinin tedavisi sırasında kullanılması  doğru değildir.

Tedavi Sonrasında Meme Kanserli Hastanın Uygun Beslenmesi 

Bazı hastalar, meme kanserinin cerrahi tedavisi ve  KT – RT bittikten sonra hormonoterapi (HT) alırlar. Bu hastalardan bir kısmı menopozdadır  veya tedavi ile birlikte menopoza girmişlerdir. Daha az syıda olan genç  hastalarda ise  mensturasyon normal şekilde devam ediyordur. Menopozda olmayan bir hastanın hormon reseptörleri (Ösrojen Reseptörü-ER, Progesteron Reseptörü-PR) uygun olsa da “Aromataz İnhibitörlerini (Aromasin, Arimidex, Femara)” kullanması söz konusu değildir.  Böyle bir hasta Tamoksifen kullanabilir.

Meme kanserli bir hastanın tedavi sonrası dönemi, çok  uzun süren bir dönemdir ve hekimin primer amacı hastalıksız sağ kalım süresini mümkün olduğunca kaliteli bir şekilde uzatmaktır. Bu bağlamda hekimlerin bu dönemde de koruyucu hekimlik hizmetlerini yerine getirmeleri gerektirir. Koruyucu hekimliği iki ayrı dalda düşünebiliriz. Birincisi; meme kanserinin nüksünü önlemeye yönelik beslenme ve hayat biçimi ile ilgili önlemler, ikincisi; kullanılan ilaçlarla ilgili yan etkilerinin önlenmesi ve tedavisi ile ilgili olanıdır.

Özellikle Hormonal tedavide kullanılan aromataz inhibitörleri ciddi oranda osteoporoza neden olurlar. Yeterli kalsiyum alımı (günde 1000 mg – 1200 mg), yeterli serum D vitamini düzeyi (35 ng/ ml), yeterince yürümek osteoporozun önlenmesi ve tedavisi  açısından önemlidir. Tedavide kalsiyum, D vitamini, Bisfosfonatların rolü olduğu bilinmektedir.  Kemik Mineral Dansitometre (KMD) ölçümlerin  giderek bozulduğu hastalarda  Kalsiyum, D vitamini ve Oral Bisfosfonatların ( Fosamax , Bonviva v.s)  yerine  belli aralıklarla damar içi enjeksiyon şeklinde “Zoledronik asit” ( Zometa) kullanımı daha uygun olabilir.  Tabii ki  D vitamini alımı ( Tercihan IM enjeksiyon)  ve kalsiyum alımı hiçbir zaman  kesilmemelidir.

Meme kanseri nüksü ve beslenme ile ilgili yapılacak olanlar, ilk bölümde anlatılan önleme çalışmalarına benzer şekildedir. Zararlı faktörlerden uzaklaşma konusunda maksimum dikkati gösterilirken faydalı olduğu saptanmış yöntemlerin uygulanma konusunda da dikkat sarf etmek gerekir.

Sigara içilmemelidir. Sigara, oksidatif stresi ciddi şekilde arttıran bir etken olduğu gibi, bağışıklık sistemini de genel olarak negatif etkileyen bir faktördür. Ayrıca KT ve RT almış veya “Trastuzumab” ( Herceptin) benzeri maddelerle tedavi görmüş hastalarda gelişebilen kalp ve akciğer hastalığını daha da şiddetlendiren bir toksindir.  Aşırı alkol tüketimi de en azından folik asitin tüketimine neden olduğu için zararlıdır. Diyabeti olan veya tedavi sonrası diyabet gelişmiş hastalarda kan şekeri düzenlenmesi iyi yapılmadığı takdirde nüks artabilir. Son yıllarda bazı oral antidiyabetik ilaçların meme kanseri tedavisi sırasında  kullanılmasının yararları ile ilgili çalışmalara rastlanmaktadır. Meme kanserli hastalarda kan şekerinin normal sınırlarda seyretmesi her dönemde son derece önemlidir.

Meme kanseri nüksünün azaltılabilmesi için nutrisyonel açıdan yapılacaklarla ilgili elimizde kanıtlanmış çok fazla bilgi olmamakla birlikte yine de ana prensipleri izlemekte yarar vardır. Özellikle menopoza girmiş kadının kilosunu koruması gerektiği bilinmektedir. Besin ögeleri arasında maksimum günlük ihtiyacın  % 50’den fazlasını geçmemek üzere vitamin ve eser element takviyesi uygun bir davranış olarak görülmektedir. Yeterli folik asit, D vitamini, kalsiyum, A vitamini (sigara içenler almamalıdır), E vitamini, B12 ve diğer B vitaminleri, Çinko ve Selenyum alınmalıdır.

II- Bölüm

 Not: Östrojen / Fitoöstrojen  ve meme kanserinden söz ederken okuyucunun bilmesi gereken önemli bir nokta ;  Meme kanserlerinin  çoğunun  Östrojene duyarlı  olduğudur. Ama % 30 kadarı hormonal manüplasyona cevap vermez. Bu nedenle biz konuşmalarımızı hemen daima östrojene duyarlı meme kanserleri üzerinde yapıyoruz. Bu bilgi önemlidir. Östrojene duyarlı olmayan meme kanserleri ve besin ögeleri arasındaki bilgi ise maalesef çok kısıtlıdır.

 

Meme Kanseri Gelişiminde Rol Oynayan Faktörler:

 1-Hayat Stili -Beslenme / Gross Faktörler
A- Vücut Büyüklüğü  ve Antropometri: 
Annenin fazla enerji almasına bağlı bebeğin yüksek doğum ağırlığı ile doğması meme kanseri riskini arttırmaktadır. Bir çalışmaya göre bebeğinin doğum ağırlığı  4000 gramdan yüksek olan premenopozal kadınlarda doğum ağırlığı düşük olanlara göre 5 misline yakın artmış bir meme kanseri söz konusudur. Bebebeğin doğum ağırlığının yüksek olması, bebeğin de ömür boyu meme kanseri riskini arttırmaktadır.

Premenopozal kadınlarda boy uzadıkça meme kanseri ile karşılaşma ihtimali artmaktadır. Paradoksal olarak uzun boy ile birlikte “Beden Kitle İndeksi-BKİ”  fazla ise meme kanseri ihtimalini azaltır. Postmenopozal kadınlarda  ise tersine BKİ arttıkça meme kanseri ihtimali artmaktadır. Özellikle postmenopozal kadınlarda kilo alımı ve vücut yağ kitlesinin artması meme kanseri riskini arttırırken, tersine kilo vermek bu riski azaltmaktadır. “Neden ?” sorusuna çeşitli yanıtlar bulunmuştur. Obez insanlarda kanda dolaşan seks hormonları, insülin ve “İnsülin Benzeri Büyüme Faktörleri” artar. Bu hormonlar ve biyomoleküller meme kanseri riskini arttırır. Fakat  2009 da yayınlanan  bazı makalelerde  IGF-I ve IGFBP3  yüksekliği ile  meme kanseri  arasında ilişki  bulunamamıştır. Mekanizma tartışmalı da olsa menopoz sonrası dönemde kilo almak ve yağ dokusu artımı meme kanserini arttıran bir faktör olarak kesinlik kazanmıştır. Enteresan bir şekilde ailesinde meme kanseri olan kadınlarda, karın çevresi yağ dokusunun artması meme kanseri riskini arttırmaktadır.

B- Alkol Tüketimi:

Çok fazla alkol tüketenlerde meme kanseri riski artmaktadır. Relatif riskin alkol almayan kadınlara göre 1.06 kez fazla olduğu düşünülmektedir.Alkol çeşidiyle meme kanseri arasında bir ilişki kurulamamıştır. Alkol alımı folat eksikliğine neden olabilir. Folat eksikliği ile meme kanseri riskinde artış arasında ilişki olduğu sanılmaktadır. Alkol alan kadınlar yeterli veya yüksek dozda folat almalıdırlar. Ayrıca alkol alımı  yüksek olan kadınlarda  yağ dokusu artışı olduğunu ve normal beslenmenin de kesintiye uğradığını biliyoruz.

C- Egzersiz ve Fizik Aktivite:

Obezitenin önlemesi bakımından yararlı olduğu için faydalı olabilir. Fakat araştırmalar çelişkilidir. Bu çelişkinin nedenlerinden birisi  Fizik aktivetenini  tanımı ile ilgili karmaşadır. Bir de  Fizik egzersiz’e 2 yıl önce başlayan kadınla bunu 40 yıldır yapan kadının karşılaştırılmasına dayanarak sonuca varmak herhalde hatalıdır. Ayrıca Aerobik egzersiz yapan çok az sayıda kadın olduğunu sanıyorum. Aerobik egzersizin tanımı  en az  35 – 40 dakika süreyle  nabız sayısının belli bir düzeyde olmasıdır.  Bunun bir formülü vardır. Örneğin  50 yaşında bir kadında  nabız sayısı şöyle hesaplanır: 220 – 50  = 170.

Kişinin vucut performasına göre bunun % 60 veya  % 70’i alınır. Yani  böyle bir hanımın  35 – 40 dakika süreyle nabzı  102 – 119  arasında olmalıdır. Hiçbir şekilde 100’ün altına inmemelidir.

D – Sigara / Tütün Kullanımı:

Özellikle 17 yaşından önce sigara içmeye başlayan kadınlarda meme kanseri riski artmaktadır. N-asetiltranseferaz-2 (NAT2) enzimi tütündeki karsinojenlerini aktive eden enzim olarak  bilinir. Bir çalışmada NAT2’nin  meme kanseri ile ilişkisi olmadığı bulunmuştur. Ancak sigaranın vücutta  oksidatif stres yarattığı  hatırlanırsa meme kanseri oluşumunda ve özellikle KT alan hastalarda zararlı olabileceği düşünülmelidir.

E – Menopoz Sonrası Hormon Replasman Tedavisi (HRT) :

Menopoz sonrasında özellikle  östrojen ve progesteron türevlerini birlikte uzun süre (5 yıldan uzun) kullanmak meme kanseri riskini arttırmaktadır. Ancak bu artış  abartılmaktadır. Fayda zarar hesabı yapılarak, yüksek risk grubunda olmayan kadınlarda  rahatlıkla  hekim kontrolünde  kullanılabilir. Süre önemlidir. Beş yılı aşmamaya çalışmakta fayda vardır.

F- Oral Kontraseptifler-OK (Doğum Kontrol İlaçları ):

Meme kanseri ile ilişki çok zayıftır. Sadece birinci dereceden akrabalarında meme kanseri olan ve genç yaşta OK kullanan hastalarda  risk artmıştır. On yıl gibi uzun süre kullanımda risk artabilir. Burada dikkat edilecek tek konu. Polikistik over sendromu nedeniyle adet düzensizliği olan adölesan yaştaki genç kızlarda  meme gelişimi tamamlanmadan adet düzenleyici olarak OK lerden kaçınmakta fayda vardır. Çünkü  bu dönemde meme parankimi, hormonal manüplasyona ve radyasyona çok duyarlıdır.

G- Diyetsel Faktörler:

Diyet içine giren nütrientlerin  alınış şekli, dozu, kullanım şekli, vücudun cevabı birbirleri ile etkileşen besin ögelerinin varlığı kanıta dayalı tıp açısından kesin hükümlere varmayı zorlaştırmaktadır. Okuyucunun diyetsel faktörler ile ilgili bilgiyi değerlendirirken bu problemi göz ardı etmemesi gerekir. Besin ögeleri ve meme kanseri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi açısından besin ögelerine aşağıda tek tek değinilmiştir.

a)Enerji  alımı: Özellikle endüstrileşmiş toplumlarda kadınlar yüksek oranda enerji alırlar. Bu alım hem karbonhidrat hem de yağ alımı şeklindedir. Ömür boyu yüksek enerji alımı yumurtalık kaynaklı seks hormonlarının kanda yüksek düzeyde bulunmasına neden olur. Bunun meme kanseri açısından risk faktörü olduğu bilinmektedir.

b)Yağ tüketimi:Yapılan çalışmalarda yağ tüketimi  ile meme kanseri riski arasında bir ilişki bulanamamıştır. Total yağ, çoklu doymamış yağ (balık yağı, zeytin yağı, ay çiçeği yağı v.b), doymuş yağ (hayvani kökenli yağlar) ve tekli doymamış yağ (bitkisel yağ) türevleri arasında bir fark bulunamamıştır. Hatta yağ tüketimi total enerjinin %15’nin altına düştüğünde tehlike başlamaktadır. Alınan  yağlar arasındaki denge önemli olabilir  ama bu konu ile ilgili fazla bilgi yoktur.  Ülkemizde Balık yağı tüketimi çok düşüktür. Bunu biliyoruz. Balık yağının yani omega – 3 yağ asitlerinin günlük diyette arttırılmasının önemi başka sağlık problemleri açısından oldukça önemlidir.

Balık yağı kapsüllerinin  meme kanseri tedavisi sırasında  günde 2000 – 3000 mg tüketilmesi gerektiğini savunan çok sayıda yayın vardır.

c) Fito-östrojenler: Fito-östrojenler; soya, rafine edilmemiş arpa, buğday, mısır gibi bitkilerde bulunan ve östrojen benzeri aktiviteleri olan maddelerdir. Asyalı kadınların bebeklik çağından itibaren çok fito-östrojen tüketmelerinin meme kanseri riskini azalttığına dair genel bir inanış vardır. Amerikalı kadınlarda yapılan çalışmalarda fito-östrojen tüketiminin en azından meme kanseri riskini arttırmadığı saptanmıştır. Bir  metaanalizde fito-östrojen tüketimi ile meme kanseri gelişimi arasında açık bir ilişki bulunamamıştır. Ancak  meme kanseri tedavisi sırasında ve sonrasında fitoöstrojen kullanımı uygun değildir.

d)Karotenoidler: Meyve ve sebze tüketmenin bazı kanserlere karşı koruyucu etkisi olduğu bilinmektedir. Bu durum meme kanseri için çok belirgin değildir. Karatenoidler meyve ve sebzelerde bulunurlar. Anti-oksidan etkileri vardır. Karotenoidler ile birlikte meyve ve sebze tüketimi hastalarda meme kanseri nüksünü azaltmaktadır. Bir meyvenin içinde 500’e yakın anti-oksidan madde vardır ve bunlar insan vücudunda karotenoidler ile birlikte hareket ederler.

e) Folat: Folat seviyesinin düşüklüğü meme kanseri riskini özellikle postmenopozal kadınlarda arttırmaktadır. Folat eksikliğnde genellikle ER negatif meme tümörleri görülür. ER negatif tümörler daha kötü seyredebilir ya da en azından hormon tedavisine cevap vermezler. Özellikle çok alkol alan kadınlarda kanda folat seviyesi düşmektedir. Yüksek dozda folat alımı, alkole bağlı artmış olan meme kanseri riskini azaltmaktadır. Dolayısı ile alkolden vazgeçemeyen kadınlar destek olarak folat almalıdırlar. Günlük alınması gereken folat miktarı 400 mikrogram kadardır.  İlaç olarak dışardan folik asit alımı halinde,  kanda folik asit düzeyi belli aralıklarla ölçülmelidir  çünkü üst sınırı aşan folik asit düzeylerine çok çabuk ulaşılabilmektedir.

g) Keten tohumu yağı: Özellikle meme kanseri tedavisi sırasında günde 25 gr keten tohumu alan hastalarda tümör büyüme potansiyelinin azaldığı gösterilmiştir. Ancak bizce bizim toplumumuzda kadınların keten tohumu yağı tüketmek için ek çaba sarfetmesine gerek yoktur. Çünkü bu yağın bileşiminde olan yağ asitlerinden ikisini zeytin yağı ve tereyağında zaten bol miktarda tüketiyoruz.  Ayrıca keten tohumu da bir cins fitoöstrojendir.

h) Omega 3-yağ asidi (balık yağı ): Bu konuda tartışmalı bilgiler vardır. 300 000’den fazla Norveçli kadın üzerinde yapılan bir  çalışmada balık tüketimi ile meme kanseri riski arasında bir ilişki bulunamamıştır. Ancak meme kanseri tedavisi sırasında KT’nin olumsuz etkilerinden korunmak için yararlı olabilir.  Daha önce de belirtildiği gibi son yıllarda balık yağı alımının faydaları  ile ilgili yayın sayısı giderek artmaktadır.

i)Lif: Lif olarak adlandırılan besin ögelerinin çoğu kalın barsakta bakteriler tarafından parçalanabilen ve bakteriler için besin kaynağı olan maddelerdir. Yapılan bir çalışmada diyetlerinde yeterli ve arttırılmış  miktarda lif bulunan  meme kanserli kadınların tümörlerinin, yetersiz lif  alanlara göre daha  iyi seyrettiği  saptanmıştır.

j) Kalsiyum ve Vitamin D Alımı: Kuzey Amerika’da 68 000’den fazla postmenopozal kadın üzerinde yapılan bir çalışmada günde 1250 mg ve üzeri kalsiyum alan kadınlarda meme kanseri günde 500 mg’dan az kalsiyum alanlara göre  daha az görülmüştür. Tabii bu sonuç fazla kalsiyum alan kadınların genel olarak daha sağlıklı beslenmeleri ile  ilişkili de olabilir. Sonuç güvenilir olsa bile pek çok faktör ile ilişkili olma  ihtimali yüksektir. En azından postmenopozal kadınlara günde 1000 mg dan fazla kalsiyum almaları önerilebilir. Düşük D vitamini düzeylerinin meme kanseri ve diğer kanserlerle ilişkisinin gösterildiği yüzlerce çalışma mevcuttur. Asıl sorun ülkemizde D vitamini düzeylerinin çok düşük olmasıdır.Yaptığımız gözlemlere göre D vitamini düzeyi hastaların %90’ında düşük ve %40’ında ise 15 ng/ml’nin altındadır ( Çok düşük ).  D vitamini düzeyinin kanda 35 ng/ml nin altında olmaması  gerekir.

k)Resveratrol: Üzümde ve kabuğunda bol miktarda bulunur. Antikanser bir ajan olduğu gibi meme kanserinde risk düşürücü bir etkisinin olduğu da sanılmaktadır. Aynı zamanda fito-östrojen olarak kabul edilir. Yapılan bir çalışmada  resveratrol tüketimi artmış kadınlarda kontrol grubuna göre meme kanseri daha az görülmektedir. Resveratrolun etkisi; üzüm tüketenlerde ortaya çıkarken, kırmızı şarap tüketenlerde ortaya çıkmamaktadır.

l) Curcumin: Baharatlarda bulunan Turmeric maddesinin ana bileşenidir. Bilinen en kuvvetli anti-oksidan  maddelerden  biridir. Hindistanda yüksek  miktarlarda  tüketilmektedir. Curcuminin anti-oksidan etkisini oluşturmak için kullandığı yol aynı zamanda KT ilaçlarının bazılarının tümör hücresini öldürmek için kullandığı yoldur. Dolayısı ile KT alan  hastalarda curcumin gibi bir anti-oksidanın alınması zararlı olabilir.

Ülkemizde son yıllarda Zerdeçal ve Hint safranı diye birçok kişinin tanıdığı bir madde olarak popüler olmuştur.  Herzamanki gibi niye popüler olduğu bilinmemektedir. Geçmişte de Zakkum  ve Isırgan otu  çok popülerdi. Şimdi unutuldu. Isırgan otu sadece erkeklerde prostat hipertrofisi için yararlı bir bitki olmasına rağmen her türlü kanserde kadınlar da bol miktarda ısırgan  kullanmışlardır.

m) Diğer vitaminler: Retinoik asit,askorbik asit ve E vitamin meme kanserinin oluşumunu ve gelişimini önleme kapasitesine sahiptirler.  Tabii bunları  tıbbi dozların üzerinde almamak gerekir. Ayrıca daha önce belirtildiği gibi anti-oksidan özellikli bu maddeler  Kemoterapi konusunda güvenle kullanılabilirmi sorusu, hala ortadadır

2- Hücre seviyesinde oluşan biyokimyasal değişiklikler

 a)Östrojen ve seks steroidleri düzeyleri: Özellikle yaşlı postmenopozal hastalarda kanda yüksek düzeyde östrojen ve androjen gibi hormonların seviyeleri ile meme kanseri arasında ilişki vardır. Yumurtalık fonksiyonu tükenmiş hastalarda böbrek üstü bezinden salgılanan androjen hormonları meme kanseri için risk faktörüdür. Kanda progesteron hormonunun premenopozal kadınlarda yükse düzeyde olması ise meme kanseri riskini azaltmaktadır.

b)Catechol – O – Metiltransferaz (COMT) enzimi: Bu enzimle ilgili genetik polimorfizm (val108met) enzim aktivitesini ciddi  şekilde  azaltabilmektedir. Bunun  sonucunda meme kanseri riski artmaktadır. Folat eksikliğinin de COMT  üzerine  aktivite azaltıcı etkileri vardır

c)Transforming  Growth  Faktör – β1 (TGF – β1): TGF; her türlü büyümeyi çok yönlü kontrol eden bir büyüme faktörüdür.TGF-β1 açısından genotip olarak C/C olan kadınlarda meme kanseri riski daha yüksektir.

d)İnsülin direnci ve meme kanseri: İnsülin direnci varlığında, kanda östrojen düzeyi ve İnsülin Benzeri Büyüme Faktörü (IGF- I) arttığı  için, meme kanseri için bir risk faktörü olabilir. İnsülin direnci, obezite, hipertansiyon ve dislipidemi ile ilişkilidir. Bu bağlamda nütrisyonel bakış açısı  ile; obezite  arttıkça  meme  kanseri  riskinin artıyor  olması gerekir. Nitekim bu durum postmenopozal kadınlarda  gösterilmiştir.  Ancak meme kanseri kitlesinin 1 cm çapa ulaşması için geçen zamanın en az 5 yıl olduğunu hatırlarsak,  menopoz öncesinde birçok patolojinin gelişmeye başlamış olması beklenir.

e)Neoangiogenezis – Vasküler Endotelial Growth Faktör (VEGF): Damar oluşumunu arttıran bir büyüme faktörüdür.Yeni damar oluşumu, tümör gelişimi ve ilerlemesi için gereklidir. Birçok tümör  bu  amaçla VEGF üretirler ve  salgılarlar. Yapılan çalışmalarda bazı besin ögelerinin(E vitamini) tümör hücrelerinden VEGF  salınmasını engellediği saptanmıştır. Metastatik meme kanserlerinde kullanılan  yeni geliştirilen birçok ilacın etki mekanizmalarından biri  bu yolakla tümörü kanlanmasız bırakmak ve büyümesini durdurmaktır. Ancak çok pahalı olan bu ilaçlar  belirgin bir fayda sağlayamamışlardır.

Bunları Biliyor musunuz?

 1- Premenopozal ve post menopozal meme kanseri farklı oluşum ve davranış biçimleri sergilerler. Bu nedenle bazı araştırma sonuçları bu iki kanser için farklı hatta bazen tamamen zıt çıkmaktadır. Bu durum nütrisyonel faktörleri de içermektedir. Okuyucunun bu konuya dikkat etmesi gerekir.

2-  Genetik pleomorfizm daima dikkate alınması gereken bir konudur. Örneğin folik asit eksikliği  her insanda meme kanseri riskini arttırmaz.

3- Meme kanseri tedavisi sırasında birçok hasta KT görmektedir. KT sırasında kullanılan bazı özel besin ögeleri  beklenen “Tümör öldürme”  faydasını azaltabilirler. KT yan etkilerini azaltmak için özel besin ögelerinin hastalar tarafından sıkça  kullanıldığı  bilinmektedir . Bu uygulamalar  KT etkinliğini değiştirebilir. Tedaviden sorumlu hekime danışmak gerekir.

4- İnsanlar diyetlerini çevresel koşullara bağlı olarak sık sık değiştirebilirler. Dolayısı ile genetik polimorfizm yanında süre, doz, başka besin ögeleri ile etkileşim gibi daha birçok faktör, bu konuyu bilimsel bir platforma oturtmanın ne kadar zor olduğunu gösterir.

6- Meme kanseri aile hikayesi olan kadınlarda  karın çevresi  yağ dokusunun  artması meme kanseri riskini arttırmaktadır. Burada  aerobik egzersiz ve beslenmenin önemi ortadır

7- Sigara içen bir kişi A vitamini kullanmamalıdır.

8- Meme kanseri kitlesinin 1 cm çap’a ulaşması için geçen zaman en az 5 yıldır.

Kaynaklar

1-Ceber E, Soğukpınar N, Mermer G, Aydemir G. Nutr Cancer. 2005. 53 (2): 152-9
2- Thull DL. Vogel VG.  Recognition  and  management  of  hereditary  Breast Cancer  Syndromes. Tthe  Oncologist  2004. 9: 13- 24
3- Vogel VG. Epidemiology  of  Breast  Cancer. In: The Breast. Eds: Kirby I Bland, Edward M. Copeland III. Third  edition  Saunders  company, Elsevier 2004. page: 341
4- Branda  RF, Naud SJ, Brooks EM, Chen Z, Muss  H. Effect of vitamin B12, folate, and  dietary supplements on  breast carcinoma  chemotherapy-induced mucositis  and  neutropenia. Cancer. 2004 Sep 1 101 (5): 1058-64
5- Lagiou  P, Lagiou  A, Samoli  E, Hsieh  CC, Adami HO, Trichopulos  D. Diet  during  pregnancy  and levels of maternal  pregnancy  hormones in relation to the risk  of  breast  cancer in the  offspring. Eur J. Cancer prev. 2006 Feb; 15 (1): 20-6
6- Forman MR, Cantwell MM, Roncers C, Zhang Y. Through the looking glass at  early-life ezpousers and  breast  cancer  risk. Cancer Invest. 2005; 23 ( 7): 609 -24
7- Feigelson  HS, Patel  AV, Teras LR, Gansler T, Thun MJ, Calle EE. Adult weight  gain  and  histopathologic  characteristcs  of  breast  cancer  among  postmenopausal  women. Cancer 2006  May  22, ( Epub ahead of  print )
8- Castro  GD, de Castro CR, Maciel ME, Fanelli SL, de Ferreyra EC, Gomez MI, Castro JA. Ethanol induced  oxidative  stress  and  acetaldehyde  formation  in rat  mammary tissue: potential factors  involved  in alcohol  drinking  promotion  of  breast  cancer. Toxicology. 2006  Feb 15; 219 ( 1-3): 208 – 219.
9 – Maskarinec G, Takata Y, Pagano I, Wilkens LR, Kolonel LN. Alcohol consumption and mammographic  density  in a multiethnic population.  PMID: 16380998  ( PubMed- indexed for  MEDLİNE)
10- Suijkerbuijk  KP, Van Duijnhoven FJ, Van Gils  CH, Van  Noord  PA, Peeters PH, Fridenreich CM, Monninkof  EM. Physical  activity in relation to mammographic  density in the  dutch  prospect-European  prospective  investigation  into cancer and nutrition cohort. Cancer   Epidemiyol Biomarkers Prev   2006 Mar; 15 (3): 456 –60
11- Thomson  CA, Giuliana AR, Shaw JW, Rock  CL, Ritenbaugh  CK, Hakim IA, Hollenbach KA, Alberts DS, Pierce JP.  Diet and biomarkers of oxidative damage in previously treated  for  breast  cancer. Nutr Cancer. 2005. 51 (2): 146-54
12- Hilakivi-Clarke L, Olivo S, Shajahan A, Khan G, Zhu Y, Zwart A, Cho E, Clarke  R. Mechanisms  mediating  the  effects  of  prepubertal ( n-3) polyunsaturated  fatty  acid  diet  on  breast  cancer  risk  in rats. J Nutr.  2005  Dec; 135 ( 12 Suppl ) : 2946S – 2952S
13- Huth PJ, Dirienzo DB, Miller  GD. Major  scientific  advances  with dairy foods  in  nutrition  and  health. J Dairy Sci. 2006 Apr. 89(4): 1207-21
14- Menendez  JA, Vellon L, Colomer R, Lupu  R.  Effect  of gamma –linolenik acid on the  transcriptional  activity  of the Her-2/neu (erbB-2) oncogene. J Natl Cancer  Inst. 2005 Nov 2. 97(21): 1611 – 5
15- Thiebaut  AC, Chajes V, Clavel-Chapelon F, Gerber M. Unsaturated fatty  acids  intake  and  breast  cancer  risk: epidemiological  data  review. Bull Cancer 2005 Jul 92 ( 7): 658-69
16- Nkondjock A, Ghadirian P. Intake  of specific  Carotenoids  and  essential  fatty  acids and  breast  cancer  risk in Montral, Canada. Am J Clin Nutr. 2004 May. 79 (5): 857 -64
17- Gikas PD, Mokbel K. Phytoestrogens  and the  risk of breast  cancer: a review  of  the  literature. Int J Fertil Womens Med. 2005. 50 (6) 250 – 8.
18- Boyapati  SM, Shu XO, Ruan ZX, Dai Q, Cai Q, Gao  YT, Zheng  W. Soyfood  intake  and  breast  cancer  survival: a  followup of  the Shangai Breast  Cancer  Study. Breast  Cancer Res Treat. 2005  jul; 92 (1): 11-7
19-  Wood CE, Register TC, Franke  AA, Anthony MS, Cline  JM.  Dietary soy  isoflavones  inhibit  estrgen  effects  in  the  postmenopausal  breast. Cancer  Res. 2006 Jan 15; 66 (2): 1241 – 9
20-  Rock  CL, Flatt SW, Natarajan  L, Thomson  CA, Bardwell WA, Newman  VA, Hollenbach  KA, Jones L, Caan BJ, Pierce  JP. Plasma  carotenoids and  recurrnce – free  survival  in women with a  history  of  breast cancer. J. Clin Oncol. 2005 Sep 20; 23 (27): 6631-8
21-  Zhang  SM, Hankinson  SE, Hunter  DJ, Giovanucci  EL, Colditz  GA, Willett  WC. Folate  intake  and  risk of  breast  cancer characterized  by  hormon  receptor  status. Cancer Epidemiol Biomarkers  prev. 2005  Aug; 14 (8): 2004-8
22- Thompson  LU, Chen JM, Li T, Strasser-Weippl K, Goss PE. Dietary  flaxseed alters  tumor  biological  markers  in  postmenopausal  breast  cancer. Clin  Cancer Res. 2005 May  15; 11 (10): 3828 – 35
23- Engest D, Riboli E. et all. Fish  consumption and  breast  cancer  risk. The European  Prospective  Investigation  into  Cancer  and  Nutrition ( EPIC). Int J Cancer 2006 jul; 119 (1): 175-82
24- Giles  GG, Simpson JA, English DR, Hodge AM, Gertig DM, Macinnis  RJ, Hopper JL. Dietary  carbohydrate, fibre, glycaemic index, glycaemic load and  the risk of  postmenopausal  breast cancer. Int  J Cancer. 2006 Apr 1; 118 (7): 1843 – 7
25- Mccullogh  ML,  Rodriguez  C, Diver WR, Feigelson  HS, Stevens VL, Thun  MJ, Calle  EE. Dairy, calcium and vitamin D intake and  postmenopausal  breast cancer  risk in the  Cancer  Prevention Study II Nutrition Cohort. Cancer epidemiol Biomarkers Prev. 2005 Dec; 14 (12): 2898 – 904
26- Levi F, Pasche C, Luchini  F,Ghidoni R, Ferraroni M, La Vecchia C. Resveratrol  and breast  cancer risk. Eur J Cancer  Prev. 2005 Apr; 14 (2) : 139 – 42
27- Vyas s, Asmerom Y, De Leon  DD. Reveratrol  regulates  insulin-like  growth  factor-II in breast  cancer  cells. Endocrinology, 2005 Oct; 146 (10): 4224 -33
28- Garvin  S, Ollinger K, Dabrosin C. Resveratrol  induces apoptozis  and inhibits  angiogenezis  in human  breast  cancer xenografts in  vivo. Cancer Lett. 2006 Jan 8; 231 (1): 113-22
29-  Somasundaram  S, Edmund NA, Moore DT, Small GW, Shi YY, Orlowski RZ. Dietary  curcumin  inhibits  chemoterapy – induced  apoptozis  in models  of human  breast  cancer. Cancer  Res.  2002 Jul  2003  Aug. 15; 63 (16): 5165 -6
30- Kim KN, Pie  JE, Park   JH, Kim HW, Kim MK. Retinoic  acid  and  ascorbic  acid act  synergistically  in inhibiting  human  breast cancer cell proliferation. J Nutr Biochem. Aug  17 (7): 454-62
31- Kaaks R, Riboli E. et all. Serum  sex  steroids in premenopozal women and  breast  cancer  risk  within the European  Prospective Investigation into  Cancer  and  Nutrition ( EPIC). J Natl Cancer Inst. 2005 May 18; 97 (10): 755 – 65
32- Kaaks R, Riboli E, et all. Postmenauposal  serum  androgens, oestrogens  and  breast  cancer  risk: the  European  prospective investigation  into cancer  and  nutrition. Endocr Relat Cancer 2005  Dec; 12 (14): 1071 – 82
33- Canzian F, Kaaks R  et all. Polimorphisms of  genes coding  for  IGF-1  and its major  binding  proteins,  circulating  levels of  IGF-1 and IGFB3  and  breast  cancer risk : results  from the  EPİC  study. Br J Cancer  2006 Jan 30; 94 (2): 299 – 307
34- Rinaldi S, Kaaks R, et all. IGF-I, IGFB-3  and  breast vancer in women : The  European prospective  Investigation  into Cancer  and  Nutrition (EPIC).Endocr  Relat  Cancer   2006  jun; 13 ( 2) : 593 -605
35- Shindler R, Mentlein R.  Flavonoids  and  vitamin e reduce the  release of  the angiogenic peptide  vascular  endothelial  growth  factor from  human  tumor  cells. J Nutr. 2006 Jun; 136 (6): 1477 – 82
36- Jacops EJ, Feigelson HS, Bain EB, Brady KA, Rodrguez C, Stevens VL, Patel AV, Thun MJ, Calle EE. Polymorfizms  in  the  VEGF  gene and  breast cancer  in the Cancer prevention Study II cohort. Breast Cancer  resaerch. 2006  Apr 13; 8 (22): R22 ( Repub ahead  of print)
37- Nableh Z, Tabarra IA. Complementary and  alternative  medicine in breast  cancer  patients. Pallitiv Support  Care. 2003 sep; 1 (3) : 267 – 73
38- Lawenda B.D. Should supplemental antioxidant administration be avoided during chemotherapy and radiation therapy ? JNCI 2008. 1000 (11)  773
39- Genetics and Nutrition. Paoloni- Giacobino A, Grimble R. Pichard C. Clin Nutr. 2003 Oct: 22 (5)  429