Makaleler

Sigara ve Tütün Tiryakiliğinden Kurtulamayan Hastalarda, Tütün Kullanımının Zararlarını Azaltmaya Yönelik Tedbirler

Prof. Dr. Semih Aydıntuğ | Genel Cerrahi Uzmanı; İlgi alanı : Meme ve Endokrin Cerrahisi

Sevgili okurlar, ben de bir sigara tiryakisiyim,  59 yaşındayım. Üniversite yıllarında sigara içmedim. Cerrahi kliniğinde başlayan asistanlık/doktorluk hayatım sigara alışkanığını da başlattı. Paket taşımaya sanıyorum 1983-84  yılında başladım ve bugüne kadar kesintilerle tütün tiryakiliği devam etti. Sigarayı çoğunlukla  severek içmedim.Stress’denkurtulma , stressi geçiştirme aracı olarak düşündüm.  Kurtulmak için çok çabaladım. Ara ara başarılı da oldum. 5 yıl, birkaç kez 1yıl, birkaç kez 6 ay sigarayı bırakabildim. Şu anda tekrar iki aydır sigarayı bırakmış durumdayım.

Tütün  bağımlılığın bütün Dünyada çok ciddi  bir sorun olduğu ve günümüzde bağımlılığın 12-13 yaşındaki çocuklara kadar indiği biliniyor (Yaşasın vahşi kapitalizmin tütün kartelleri!) . Özellikle gelişmekte / gelişemeyen  ülkelerde sigara giderek artan bir sorun olarak gündemdedir.  Dünyada 2000 yılında 1.22 milyar insan sigara içiyorken bu sayı 2010 da 1.45 milyara çıkmıştır. 2025 de bu sayının 1.9 milyar olması beklenmektedir.  Bu artışın önemli bir kısmı gelişmekte olan ülkelere aittir. Tütün kartelleri öncelikle Çin ve Hindistanı hedef seçmişlerdir. Ancak ABDde tütün probleminden tamamen kurtulmuş değildir. ABD halkının % 18 – 20’ sinin sigara içtiği bilinmektedir. Özellikle tüm ülkelerde çocuklar / gençler risk altındadır.

Sigarayı bırakamamanın kişiye  yüklediği suçluluk duygusunu da oldukça iyi bilirim. Bu nedenle sigara tiryakiliği ile ilgili olarak,  tıbbi – profesyonel bilgi yanında, engin  pratik tecrübeye sahibim (Küçük bir örnek: Sigaram bitmiş ve ben gece yarısı izmaritleri düzeltip içmeye çalışıyorum. Ya da gece yarısını geçe açık tekel dükkanı arıyorum). Bu nedenle benim durumumda olanlalara daha kolay empati yapabiliyorum. “ Bırakırsın biter işte “ “ Herşey kafada bitiyor “ gibi anlamsız cümleleri kullanmanın yararı olmadığını bunun tiryakiyi öfkelendirdiğini defalarca gördüm, yaşadım.

Hayatımın bazı dönemleride 5 yıl, 1 yıl, 6 ay gibi sürelerle defalarca sigarayı bırakmış olmama rağmen  tekrar başladığımda (Herzaman sağlam bir bahane vardı, olmasaydı da yaratırdım zaten) sanki 1 gün önce sigarayı bırakmış gibi başladım. Günde 1  paket miktarına, birkaç günde/ haftada  ulaştım. Akciğer kanserlerinin % 80’ninin sigaraya bağlı olduğunu bilerek sigara içmek, akciğer kanseri geliştiğinde 5 yıllık yaşam şansının % 10 – 15 cıvarında olduğunu bilmek  tabii ayrı bir konu. Gene Batı dünyasında tüm ölümlerin % 30’nın sigara ile ilişkili olduğunu  bilmek ve hatırlamak gerekir.  Ama bunları bilmek ne yazıkki sigara içmeyi çoğu zaman önlemiyor.

Sigarayı bırakmak, tekrar başlamak, bırakamamak gibi  hikayeler, hatıralar eminim bir çok tiryakinin hayatında mevcuttur. Örnekleri cesaret kırmak için vermiyorum. Tersine düşmanın çok güçlü olduğunu, kalıcı olarak yenmek için ciddiye almak ve çok çaba sarf etmek gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Sigarayı çok seviyorum, bırakmayı hiç düşünmüyorum diyen bir tiryaki için fazla yorum yapamıyorum. Özellikle bu şekilde düşünen kadın tiryakilere 5 -10 yıl içinde derilerinin nasıl bir hale geldiğini eski  ve yeni fotoğraflarını  karşılaştırsınlar derim.

Bu yazımın, okurlarım tarafından yanlış anlaşılması ya da Bilinç altında bilerek  yanlış yorumlanması eğiliminden endişe ediyorum. Çünkü sigaranın zararlarından kurtulmanın tek ama tek yolu sigarayı bırakmaktır. Buna primer içicilik yanında sekonder (Pasif) içicilik de dahildir.Bu yazının amacı asla, ‘Hem sigara içmeye devam ederim, hem de önerileri yerine getirim ve sigaranın başta kanser, damar sistemi üzerindeki ve erken yaşlanma ile ilgili olumsuz etkilerinden korunurum’ değildir. Amaç  sigarayı bırakmaktır. Sigarayı bırakana kadar izlenecek bazı yöntemler organizmanın gördüğü zararı azaltabilir.

Bu arada sigarayı bugün bırakmak demek zaralı etkilerinin hepsinin yarın geri döneceği anlamına gelmiyor. Akciğer kanseri başta olmak üzere bazı riskler 10 yıl sonra geri dönüyor. KOAH dediğimiz akciğer hastalığı gelişmişse hiçbir zaman normale dönmüyor ama ilerlemesi duruyor. Kalbinize giden damarlar ( Koroner arterler) ın bazıları tıkanmışsa açılmıyor ama kritik açıklıkta olanlar daha fazla kapanmıyor.

Yani aşağıda sayacağım önlemleri  sigara içerken uygularken, sigarayı bıraktıktan sonra da uygulamaya devam etmek  lazım. Süre ne kadar? Bu ne yazıkki belirsiz. Muhtemelen hayat boyu.

Gene aşağıdaki önlemler, sigara bağlantılı bir kanserinvarlığı halindeuygulanmamalıdır.Yani akciğer kanseri veya mesane kanseri tanısı aldıktan sonra yazılan önlemlerin uygulanması  faydadan çok zarar verebilir !

Sigara içerken kesinlikle yapılmaması gerekenler :

Not: Pasif sigara içicileri için de aynen geçerlidir.
–    Sigara ile birlikte diğer zararlı maddeleri almak: Bunların başında Alkol gelir. Sıklıkla birçok sigara tiryakisi aynı zamanda düzenli az ya da çok miktarda alkol almaktadır. Arkadaş toplantılarında hem sigara hem alkol tüketimi artmaktadır.  Fazla miktarda alkol tüketiminin olumsuz metabolik etkileri bu yazının konusu değildir. Az miktarda kırmızı şarap tüketiminin çeşitli faydaları olduğuna dair yayınlar  vardır.  Ama bunu şarap içmelesiniz anlamında söylemiyorum!  Ne yazık ki  ciddi miktarda sigara ve alkol tüketen bağımlılar  aynı zamanda kötü beslenen, kötü diş hijyeni olan, uyku bozukluğu olan , çoğunlukla depresyonda olan kişilerdir. Verimsiz çalışan, ya da işsiz olan bu kişiler çoğunlukla çevrelerini de bıktırmıştır.Yani sigara içenler, alkol tüketimlerini ve beslenmelerini kontrol edemedikleri takdirde uğradıkları tıbbi ve sosyal zararlar  çok daha büyük boyutlara ulaşır.  Doğal olarak kendi sağlığına saygı göstermeyen birinin, eşinden, kardeşinden, ailesinden  gelecek  destek de sınırlıdır.

Azımsanmayacak bir grup insan da yoğun ve stressli iş/hayat şartları nedeniyle az uyku, devamlı sigara, çay/kahve ile gününü geçirmektedir. Polis, asker, gazeteci, doktor, bankacı,  profesyonel şöför,   gibi bazı  çok iyi bilinen  örnekler dışında çok  sayıda tiryaki benzer ağıriş şartları nedeniyle dengeli ve yeterli  beslenmeden uzak, düzenli uykudan uzak bir şekilde , sigara ile birlikte çok miktarda çay/kahve tüketmektedirler.
Sigara – kahve, sigara – simit -çay  döngüsününtıbbi açıdan olumsuz  olduğunu hepimiz biliyoruz. Böyle bir hayat şekli olan ve zamanla yarışan insanlar en azından doğru beslenmek ve uyumak için ellerinden geleni yapmalıdırlar.

–    A vitamini (Retinol) : Her Gün yüksek dozda A vitamini alan sigara tiryakilerinin, almayan tiryakilere  göre daha fazla  ve hızlı Akciğer kanseri olduğu 30 – 40 yıldır  biliniyor. Bir Finlandiya çalışması ve CARET çalışması (18000 sigara içicisi) bunu göstermiştir. Hatta   ek A vitamini verilen tiryakilerde görülen aşırı artmış Akciğer kanseri  çalışmanın yarıda kesilmesine neden olmuştur. Bu nedenle tiryaki  “Hepsi bu tablette”  (Ne alırsan 1 lira gibi bir çağrışım yapıyor bende) tipi multivitamin + multimineralkomplekslerini aslahergün kullanmamalıdır. Çünkü bu “Mucizevi – hepsi bir tablette” ilaçları  yüksek dozda A vitamini veya A vitamini precürsörleri (Beta Carotene ,Retinoik asit gibi A vitamini öncüleri) içerirler. A vitaminin vucutta uzun süre depolanması ayrı bir sorundur. Tiryaki koruyucu ilaçlar, tabletler, kimyasal maddeler alacaksa hepsini tek bir etken maddeli olarak almalı ve gün içine yaymalıdır. Yani, sadece magnezyum, Selenyum, C vitv.s içeren tabletleri farklı zamanlarda almalıdır. Böylece A vitamini gibi lüzumsuz ve tehlikeli maddeleri almamış olur. Fakat bir Gün içinde eşlik eden diğer medikal problemlerle birlikte7– 8 ilaç almak zorunda kalınabilir. Sağlığımız için bu zahmete giremiyor ya da unutuyorsak yapacak bir şey yoktur.  Ancak havuç gibi doğal kaynaklı A vitamini prekürsörlerini bu gruba katamayız. Bununla ilgili olumsuz bir çalışma yok. Tabii günde 2 litre Havuç suyu içenlerle ilgili de bir çalışma  dayok. Fakat  A vitamini içeren multivitamin tabletleri ve beta karoten içeren sebze/meyvaları çok tüketen sigara tiryakilerinin zaten artmış olan akciğer kanseri risklerini daha da arttırdıklarını bilelim.

Ancak okuyucuların burdan hiç A vitamini veya prekürsörlerini almayın sonucunu çıkarması yanlış olur. Birkere fizyolojik mikarda alınan A vitamini epitel koruyucu etkiye sahiptir. Hatta D vitaminin etkisini arttırmak için A vitaminine ihtiyaç vardır. Dengeli ve yeterli beslenen bir insan yeterince A vitamini alır. Ayrıca sigara tiryakilerinde A vitaminin diğer vitaminlerde olduğu gibi daha çok tükendiğine dair bir bilgi yoktur. Dolayısı ile ek A vitamini tableti almak faydalı değil  zararlıdır.

–    E  Vitamini: E vitamini topluluğu (alfa, gamma tokoferoller), antioksidan etkileri ile bilinirler. Organizmada serbest oksijen radikallerinin yaptığı hasara benzer şekilde hasar yapan bir sistem de serbest nitrojen radikalleridir. Gama tocoferol serbest nitrojen radikallerinin olumsuz etkisini önler (Daha az zararlı bileşiklere çevirerek ). Ancak kapsül şeklinde satılan E vitamini çoğunlukla alfa tokoferolden oluşur. Alfa tokoferolun böyle faydalı bir etkisi çok azdır. Ayrıca bu etkiye sahip gama tokoferolun etkisini de önler. Günde 400 ünite gibi yüksek doz E vitamini kapsülünüyıllarca  alan sigara tiryakilerinde akciğer kanseri riskinin, E vitamini almayan sigaracılara göre biraz  daha yüksek olduğunu  bildiren çok sayıda  yayın var (En önemlisi ATBC çalışması 21000 sigara içicisi).Özelllikle sigara içen kadınların deri kremlerinde v.s  birçok kozmetik malzemelerinde E vitamini olduğunu hatırlatmak isterim. E vitamini gibi gibi birçok biyomolekülün deriden sistemik dolaşıma geçtiğini unutmamak gerekir. Dolayısı ile krem + E vitamini kapsülü kullanan tiryakiler hangi düzeye ulaşıyorlar ? Muhtemelen fizyolojik düzeylerin çok üstüne çıkıyorlar.

Benim gibi yüksek doz Balık yağı kullanan kişiler varsa hatırlatmak isterim ki , Balık yağı kapsüllerinde de belli bir miktar E vitamini var.  Ben gene de hergün yüksek doz Balık yağı (EPA ve DHA açısından zenginleştirilmiş formülleri tercih ediyorum) almaya devam ediyorum. Ama muhtemelen E vitamini açısından risk alıyorum.

Size de şunu öneriyorum : Balık yağı kapsülleri gebelik, bebeklik, çocukluk, erişkinlik dönemlerinde, yani  her zaman bize lazım. Çok yüksek dozları (3000 mg zenginleştirilmiş formlar) sizlere öneremem. Ben kullanıyorum (15 yıldır). Bence aldığınız üründe  doz olarak ne kadar almanız tavsiye ediliyorsa   onu kullanın ve kesintisiz kullanın. Bu arada okurlarıma E vitamini ve Prostat kanseri arasındaki ilişkiyi hatırlatmak isterim. E vitamini prostat kanseri riskini de arttırmaktadır.

–    Sigara içerken yürümeyin, koşmayın , mümkünse kapalı ortamda içmeyin: Sigara içerken dinleniyor durumda olun. Yani  derin nefes alıp vermeyin. Derin nefes alırken içinize çektiğiniz duman akciğer içindeki hava yollarının (Bronşioller) en incesine kadar ulaşacaktır. Nikotin etkisi belki arttığı için hoşunuza gidebilir. Ama sigara katranı da en son noktalara kadar ulaşacak ve bronşları örten titrek tüylü epitel tarafından dışarı (Ağızdan balgam) atılması zorlaşacaktır. Karsinojen maddeler içeren katran vucutla daha uzun süre ve daha yüksek dozda temas edecektir.

Bu arada, biz sigara ve tütünden bahsederken, sigar, puro, pipo, nargile, tütün çiğnemek gibi tüm tütün çeşitleri  ufak tefek farklarla benzer özelliklere sahiptir. Yani nargileyi kapalı odada içmeyin, tütün çiğnerken yürümeyin.

–    Obeziteden kaçınmak: 
 Sigara Tiryakilerinin hepsi zayıf insanlar değildir. Günümüzde obezite genel olarak  artmaktadır. Yüksek kalorili, hazırlık gerektirmeden yenebilen besin sayısı giderek artmaktadır. Yapılan araştırmalarda  çok fazla sigara içenlerde (Günde 20 sigara üstü ), daha az sigara içenlere göre beden kitle indeksi  daha yüksek. Bu enteresan bir sonuç, çünkü okumasaydım  ve bana sorulsaydı doğru cevap veremezdim. Açıklama şöyle: Sigara miktarı arttıkça hareketsizlik daha da artıyor ve tiryaki kilo alıyor. Obezitenin kardiyovasküler sistem üzerindeki olumsuz etkileri malum. Bir de İnsülin direncini arttırarak verdiği zarar var. Ve tabiiki diyabete eğilim artıyor. Sonuç olarak  Tiryakinin obez olmamaya çok dikkat etmesi gerekiyor.  Bilindiği gibi obezite ile sadece kalp damar hastalıkları arasında değil, aynı zamanda kanser arasında da ilişki vardır.

–    Gebe kalmak: Sigarada bulunan bütün karsinojenler, akciğer, vasküler, ve karaciğer enzim sistemini bozan bütün etkenler (Nikotin başta olmak üzere), hipoksiv.s plasenta yolu ile bebeğe de geçmektedir. Bir hayvan çalışmasında (Maalesef maymun deneyi) sigara içiminde anne ile bebek arasındaki plasenta denen organda kanlanmanın ciddi biçimde bozulduğu gösterilmiştir . Dolayısı ile aktif ya da passif sigara içicisi olan bir kadının gebe kalmaması gerekir. Hatta gebe kalmaya hakkı yoktur da diyebiliriz. ABD’de birkaç eyalette gebelik sırasında sigara içmek suç olarak kabul edilmektedir ve cezai sorumluluğu vardır.Sigarayı bıraktıktan  (Pasif içicilik dahil !) ne kadar süre sonra gebe kalmak emniyetlidir ? Bu sorunun cevabını bilmiyorum. Kaynaklarda rastlamadım. Ama şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz: Sigarayı bıraktıktan sonra da zararlı etkiler devam ettiği için belki gebelik süresince, süt verme süresince koruyucu önlemler almak gerekir. Tabii bu konuda Jinekoloğun fikri mutlaka alınmalıdır. Örneğin Aspirin, bazı gebeliklerde zaten başka nedenlerle zorunlu olarak kullanılmaktadır ( Artmış Tromboz riskine bağlı tekrarlayan düşükler gibi). Ama her gebenin aspirin alması uygun olmayabilir.

Sigarayı bırakamayanların alması gereken önlemler :

1.    NOT: Pasif ( İkinci el) sigara içicileri için de aynı şekilde geçerlidir.

2.    NOT:   Kronik Tütün kullanımı temel olarak  insan organizmasında ana başlıklar olarak şu sistemler ve hastalıklar ile ilgilidir:
•    Kalp  ve damar sistemi (Kalp krizi ,Beyin damarları,bacak damarları,  ereksiyon problemleri, deri yaşlanması …….. )
•    Akciğer fonksiyonları  (Kronik obstrüktif Akc. Hastalığı)
•    Karaciğerde detoksifikasyonla ilgili enzim sisteminin değişmesi ( İlaçların, toksinlerin etkilerinin artması veya azalması )
•    Kanserler  (Akciğer –  pankreas – mesane- kemik iliği …)
•    Anne adaylarında düşükler,  problemli bebekler
Alınacak önlemler karışık olarak anlatılmıştır. Çünkü kimse KOAH olsam da olur ama Akciğer kanseri olmak istemiyorum diye korunma tedbirlerine sığınmaz.

–     Kardiyovasküler  riskin  ortaya konması: Sigara  içimi, damar trombozu, yani kanın akışkanlığını azaltarak  pıhtılaşma eğilimini arttırmaktadır. Tromboze olarak tıkanan atar damarlar veya toplar damarlar, kalbi besleyen damarlar olabildikleri gibi, beyni besleyen damarlar da olabilir. Sigara tiryakilerinde kalp krizinin ve stroke(İnme – felç) riskinin yüksek olmasının nedenlerinden biri budur. Bir başka neden de nikotinin vazokonstrüktör (Damarları büzerek daraltma, spazm) etkisidir.Başka birçok mekanizma ile daha  kardiyovasküler sistem berbat oluyor. Ancak her insan sigaranın zararlarından aynı derecede etkilenmiyor.Tabii etrafınızda şöyle hikayeler sıkça duymuşsunuzdur: Dedem 90 yaşında öldü 55 yıl sigara içti. Kalp krizi geçirmedi, akciğer kanseri olmadı, köyde At tepti öyle öldü. Bu tip hikayeleri anlatanlar nedense sigara tiryakisi olup 40 yaşında ilk miyokardinfarktüsü(Kalp krizi) nedeniyle ölen ya da 45 yaşında kalbinde 5 tane stentle dolaşan genç insanlardan pek bahsetmezler. Sonuç olarak hangi hikayeyi dinlerseniz dinleyin, şehir efsanelerine kapılmayın. Sigara içenlerde tümörler ve vasküler problemler hayatı belirgin şekilde kısaltıyor.
Biz konumuza dönelim: Sigara içenlerde damar tıkanması riski artıyor.  Ama tüm tiryakilerde risk aynı değil. Bazı insanlarda sigara içmeseler bile genetik olarak vaskülertromboz riski artmıştır. Yani bazı insanlarda sigara içimi olmadan da damar tromboz riski artmıştır. Sigara içince daha da artar. Günümüzde anne adaylarında tekrarlayan düşüklerde, plasenta trombozunun nedeninin araştırıldığı bazı  biyokimyasal/genetik paneller vardır. Kardiyovasküleryatkınlık paneli de bunlardan biridir. Kan örneği ile çalışılan bu panelde, kişi tromboza, miyokardinfarktüsüne ne kadar eğilimli olduğunu görebilir. Kardiyovasküler yatkınlık paneli sonuçları hekim yardımı ile yorumlama gerektirir ve pahalıdır. Ama yüksek riskli kişilerin sigarayı hemen bırakması ya da çaresiz tiryakilerin alabilecekleri önlemlerin maksimumunu alması (Başta Aspirin olmak üzere) açısından belli bir önemi vardır.
Teknik ayrıntılara çok girmek istemiyorum ama, Faktör V Leiden mutasyonu, Protrombin gen mutasyonu, Fibrinojen gen mutasyonu, plasminojenaktivatör gen mutasyonu, ACE I/D gen mutasyonu gösteren bireyler damar trombozu riski artmış bireylerdir. Bir de bu mutasyonlar
“Homozigot” ise (Bir kromozumu oluşturan hem anne hem babadan gelen iki allelde birden) risk daha da artar.  Doğal olarak sigara tiryakisinde  genetik alt yapı uygun ise risk  çok fazla artmıştır.

Ben sigara içicilerine mutlaka genetik test yaptırmalarını öneremem ama, sigara içenler en azından aile hikayelerine baksınlar, erken yaşta beyin kanamaları, kalp krizleri, Bürger hastalığı, bacak damarlarında tıkanıklık varsa bireysel riskleri daha da artmıştır. Buna göre kararlarını versinler.

Aslında kanserler için de durum benzer. Bırakın Akciğer kanserini, kadındaki meme kanseri bile sigara ile ilişkili. Hem annesi hem ablası meme kanseri olan  genç bir kadın sigara içmeye devam konusunda epeyce düşünmelidir.

–    Tiryakinin kendini psikiyatrik açıdan sorgulaması : Okurlarıma belirtmem gerekir ki aşağıda yazacaklarım  tamamen kendi fikrimdir. Buna göre değerlendirilmelidir.
Bana göre birçok ağırsigara tiryakisi major depresyon ya da  kronik bir depresyon ile birlikte,  bir çeşit  “Kabullenmişlik” içinde ölümlerini bekliyorlar. Pasif bir suicide(İntihar – kendini yok etme) olarak da değerlendirilebilecek olan bu durumu psikiyatristlerin yeterince araştırdığınıpek sanmıyorum. Çünkü bir tiryaki eğer: “Sigarayı bırakacağım da ne olacak” diyorsa durum ciddidir ve benim anlatmak istediğim durumu anlatmak istiyordur.  Bu depresyona bağlı ise belki tedavi edilebilir. Tabii dinleyen ve empati yapabilen bir psikiyatrist bulabilirseniz. Eğer konuşmaya başladığınız anda reçeteyi yazmaya başlayan bir hekime denk gelmişseniz işiniz zor. Tiryakinin durumu depresyona bağlı değil, hayatın gerçekleri, çıkmazları ile ilgili ise yorum yapmak zor. Yalnız unutmayın sizin çıkmaz yol diye gördüğünüz bir durum bir başkası için çıkar yol diye görünebilir.
Bu konuyu “Sigarayı bırakamayanların alması gereken önlemler” bölümünün başına almamın bir nedeni var. Sonuç olarak nihai amaç sigarayı bırakmak ya da enazından azaltmak. Eğer depresyon tedavi edilmiyorsa sigarayı bırakmak ya da azaltmak  zor olacaktır.

Daha önemlisi depresyondaki bir insanın sigaranın zararlarından korunmak için alınması gereken tedbirleri alacağını düşünmek hayal olur.

–    Yandaş hastalıkların tedavisi:  Sigara tiryakisi obez olabilir, diyabetik olabilir. Hipertansiyonu olabilir. Kan yağları ile ilgili problemleri olabilir
(Yüksek LDL – kolesterol v.s). Major Depresyondan zaten bahsetmiştik. Kronik Astımı olabilir. Akciğerle ilgili başka kronik problemleri olabilir.  Ağız ve diş sağlığı berbat olabilir. Daha birçok kronik sağlık problemi olabilir. Bu hastalıklar mutlaka tedavi edilmelidir. Yoksa sigaranın zararları ciddi olarak daha da artacaktır. Tersi daha da önemlidir: Sigaranın içilmeye devam edilmesi durumunda bu hastalıkları kontrol altına almak çok zorlaşacaktır.Örnek olarak  hipertansiyonu verebiliriz: Sigara içindeki nikotin başta olmak üzere birçok madde hipertansiyona neden olurlar. Zaten hipertansiyonu olan bir tiryakide durum daha da kötüleşecektir. Hipertansiyon diyet ve ilaçlarla kontrol altına alınmazsa hasta beyin kanaması geçirebilir.Bir başka örnek de daha sessiz ama daha tehlikeli bir durum olan Tip II diyabetle ilgilidir. Sigara tiryakileri zayıf olmaya eğilimlidir. Çünkü sigara içindeki maddeler, yemek yeme isteğini azaltır, bazal enerji harcanmasını arttırır. Ancak çok miktarda sigara içenlerde durum tersine dönüyor. Çünkü bu sefer hareket çok azaldığı için kilo alma eğilimi başlıyor.  Sigara insülin direncini arttıran bir faktör. İnsülin direnci ortaya çıktığında yemekten 1 saat sonra acıkmalar başlıyor. Abuk sabuk zamanlarda şekerli besinler tüketiliyor. Obezite belirginleşiyor.   Karın bölgesinde tekerlek şeklinde yağlanma belirginleşiyor. Hastanın kendine güveni daha da azalıyor. Diyabetiklerin çoğunda zaten insülin direnci vardır. Buna birde sigaranın etkisi eklenince durum daha da kötü oluyor. Bir de kendisi ile pek ilgilenmeyen bir hasta söz konusu ise felaketin büyüklüğünü tahmin edebilirsiniz.
Sonuç olarak  Kronik hastalığı olan sigara tiryakilerinde  söz konusu hastalığın kontrolü  sigaraya bağlı zararların azaltılması açısından önemlidir. Tedavi daha titiz bir şekilde yapılmalıdır.  Kan şekeri regülasyonu, kan basıncı regülasyonu sigara içmeyenlere göre daha zordur. O nedenle daha fazla çaba harcanmalıdır.
Kronik enfeksiyonların varlığı ve tedavisi ayrı bir konudur. Çünkü, diş, dişeti , akciğer, yutak, gırtlak, sinüs enfeksiyonları tiryakilerde daha sıktır. Bu enfeksiyonlar organizmada bağışıklık sistemini sürekli uyararak CRP gibi bir proteinin kanda artmasına neden olurlar. CRP ve benzer akut faz reaktanlarının kanda uzun süre yüksek kalması endotel hasarına neden olur. Bu nedenle  enfeksiyonlar uygun ve kalıcı bir şekilde tedavi edilmelidir.  Özellikle,  ağız boşluğu ve diş, dişeti enfeksiyonları ne yazıkki sıklıkla atlanmakta ve tedavi edilmemektedir.

–    Fizik egzersiz: Normal, sigara içmeyen  insanın da sağlıklı kalabilmek için haftada en az 3 kez aerobik egzersiz yapması gerkiyor. Bu sigara içenler için daha da önemli.
Önce aerobik egzersizin ne olduğunu anlatmak gerkir : Kişinin nabız sayısına uygun olarak (Bu yaşa göre dakikada 110 – 140 olarak değişir) en az 25 – 45 dakika egzersiz yapmasıdır. Yani nabız sayısı egzersiz boyuna hesaplanan rakkam olarak sabit kalmalıdır . Bunun en basiti tempolu yürüyüş olarak tanımlanabilir. Sürekli, düzenli fizik egersiz sigaranın  zararlarını azaltabilir. En başata Akciğer kapasitesinin düşmesini önleyerek  vucudun her yerine yeterince oksijen gitmesini sağlar. Bilindiği gibi sigara içiminden ortaya çıkan  CO (Karbon monooksit)  Hemoglobine bağlanarak beyinden  kalbe, gözden böbreklere, barsaklardan kaslara kadar her hücreye oksijen akımını azaltmaktadır. Hipoksiden doğan fonksiyon kaybı yanında, tümör gelişmesi önlenmesi bağlamında da vucuttaki çeşitli organlarda var olan sistemlerin optimal çalışmasını önlemektedir. Bir örnek verecek olursak kemik iliği ve vucudun hemen her organında yerleşmiş olan bağışıklık sistemi hücrelerinin yeterince kanlanması ve oksijen alması sağlanmaya çalışılır. Artan CO düzeyleri immün sistemin optimal çalışmasını bozar.  Sigara sadece CO yoluyla değil aynı zamanda  akciğer parankiminde (Oksijen, karbondioksid değişimi yapan Alveollerde) İnflamasyon/Ödem  yaparak da vücuda daha daha az oksijen gitmesine neden olur.  Düzenli fizik egzersiz  vucud oksijenlenmesini kısmen düzeltir, daha önemlisi fizik egzersiz immün sistemi ve kemik iliğini uyarır.
Kronik sigara içimini, kronik bir zehirlenme olarak tanımlayabiliriz. Bu toksinlerin içinde kanserojen/ mutagen çok sayıda maddenin (Benzen, Acrolein, Benzopiren,Nitrosaminler, NNK,1-3 butadien, radyoaktif Polonyum 210, Kurşun 210….)  olduğunu da hepimiz biliyoruz.Bu kanserojenlerin vücuttan atılması için detoksifikasyon mekanizmalarının optimum çalışması gerekir. Örneğin bu organlardan önemli birisi olan böbreğin optimal çalışması için en azından yeterli oksijen gerekir. Fizik egzersiz de bu minumumu sağlamaya çalışır.Düzenli Fizik egzersizin olumlu bir tarafı da depresyonu azaltması, kişinin kendine güvenini arttırmasıdır.
Not : Sigarada bulunan ve insanın başını “Bağımlılık” açısından asıl derde sokan nikotin, kanserojen / mutagen değildir. Ama nikotin apoptozisi (Programlı hücre ölümü) önler. Apoptozisi önlemek demek DNA hasarı olan ve çoğalmaması gereken hücrelerin çoğalması demektir. Dolayısı ile nikotin indirekt olarak kanseri başlatabilir ya da var olan kanserin gelişimini hızlandırır.Nikotinin bir metaboliti olan NNK ise kanserojendir.
Bu arada kısaca mitohormetesis kavramından söz etmek gerekir. Çok kabaca azı karar çoğu zarar şeklinde özetlenebilecek olan bu terim fizik egzersiz için de geçerlidir. Yüz yıllardır bilinen ya da hissedilen bu kavram, stress karşısında vücudun adaptasyonunu sağlayan bir mekanizmadır. İnsan hücresi mitokondrisi (Hücrenin enerji sağlayan organeli) kaynaklı olan bu adaptasyonun başlangıç noktasıdır. Mitokondri, ATP sentezlerken oksijen ve glukoz kullanır. Bu işlem sırasında ortaya çıkan atıklar (Serbest oksijen ve Nitrojen radikalleri) çok toksiktir. Bu toksinler milisaniyeler içinde zararsız bileşikler haline getirilir. Getirilemezse hücre ölümü olur. İşte bu nedenle mitokondri bütünlüğünün sağlanması çok önemlidir. Burada birçok faktör yanında fizik egzersizin de yeri var. Vucudu orta derecede stresse sokan fizik egzersizin bu bağlamda çok yararlı olduğu biliniyor. Oysa hiç hareket etmemek ya da çok ağır egzersiz zararlı.On  kilometre koşmaya alışmış bir insan, bu koşu sırasında ortaya çıkan laktik asit birikimi, tehlikeli  tip “Heat – shock protein” artışı gibi daha birçok zararlı biyomolekülleri mevcut savunma sistemleri ile bertaraf eder. Homeostasis(Organizmanın  iç dengesi) yeniden oluşur. Fakat aynı koşucuyu 20 km koşmaya zorlarsanız veya 10 km’yi alışılandan daha hızlı koşturursanız, stress savuşturma sistemleri yetersiz kalır ve organizma,başta temizlenemeyen serbest oksijen radikalleri olmak üzere kalıcı hasara uğrar. İşte  orta dereceli fizik egzersiz (Ne yazıkki herkes için tanımlanabilir ortak bir miktar, süre v.s yok)  nasıl vücut için stressle baş etmek açısından çok faydalı ise, hareketsizlik ve aşırı egzersiz/tükenme de o kadar zararlıdır.
Konumuza dönersek, sigara tiryakisi nadiren de olsa aşırı egzersizle problemlerini ağırlaştırabilir. Ama sık görülen şekli ile hareketsizlik, sigara içenlerde de içmeyenlerde de çok daha büyük bir problemdir. Sigara tiryakilerinin hücrelerine yeterince oksijen taşımak ve büzülen damarlarını açmak için içmeyenlere göre daha sık egzersiz yapmaları gerektiğini savunanlar vardır.
Yapılan bir çalışmada sigara içen fakat düzenli egzersiz yapan kadınlarda Akciğer kanseri oranı, sedanter bir hayat süren ve sigara içen kadınlara göre daha düşük bulunmuştur.
–    Su alımı: Tiryakiler gündüz ve özelliklegece  daha fazla su / sıvı  tüketmelidirler. Yeterli sıvı alımı, deri yaşlanmasını ve buruşukluğunu giderebilir. Ayrıca kanserojen (Benzen, Acrolein, Nitrosamin….. ) maddelerin böbrek yolu ile daha fazla atılmasını sağlar. Önemli bir nokta da sık idrara çıkmak mesane mukozası ile  karsinojenlerin temas süresini kısaltmaya yarar.
Çok sigara içen ve az sıvı tüketen tiryakilerin Hemoglobin düzeyleri yükselir. Dolayısı ile hematokrit düzeyleri de yükselir. Bu kanın akışkanlığının azalması demektir. Yani kan ince damarlardan geçerken kapiller endoteliyle biyokimyasal reaksiyona girer (Çünkü yavaş akar) ve  pıhtılaşma ve tromboz eğilimi artar. Tromboze olan damarın anatomik lokalizasyoununa göre felç veya kalb krizi ile karşılaşılır.  Sigara zaten hipoksi ( Az oksijen), damar büzücü kimyasallar ( Nikotin v.s) başta olmak üzere birçok nedenle endotel hasarı yaratmaktadır. Endotel hücreleri de zararlı ajanların miktarına, genetik alt yapıya göre bir karşılık vermektedir. Bu karşılık verme olayı bazen optimumu aşar ve maksimuma kayar. Bunun anlamı hiperinflamasyondur. Hiperinflamasyon, organizmanın uğradığı zararı arttırır. Bütün bunlara  yetersiz sıvı alımına bağlı viskozite artışı (Akışkanlık azalması) da eklenince endotel hasarı ve ona verilen cevap daha da artar. Tromboz başta olmak üzere birçok problemle karşılaşılır. Tiryakinin özellikle terlemenin çok olduğu yaz aylarında sıvı kaybını önlemesi, kaybolan sıvıyı yerine koyması gerekir. Pratik olarak koyu sarı idrar çıkarıyorsanız az sıvı alıyorsunuz demektir.

–    Beslenme : Yeterli ve dengeli beslenme sigara içen ya da içmeyen tüm insanlar için önemlidir. Özellikle sigara içiminden sonra ortaya çıkan artmışoksidatifstress, artmış serbest oksijen radikalleri, hiperinflamasyon, gibi olumsuz sonuçlar, insan organizmasının                    “ Homeostasis” (İç meabolik denge) ‘nin korunması bağlamında çabucak yok edilmesi gereken zararlı sonuçlardır. Sonuç itibarı ile sigara dumanı içindeki zararlı moleküller akciğer aracılığı ile insan organizması içine girdikten sonra tüm hücrelerin içine girerler. Hemen her hücrede oksidatifstressi yok etmeye / azaltmaya çalışan, enzim sistemleri vardır. Mesela Glutationperoksidaz, katalaz,superoksiddismutaz gibi hemen her hücrede bulunan enzimler ortamda bulunan serbest oksijen ve nitrojen radikallerini yakalar ve nötralize ederler. Ancak içilen sigaranın miktarına göre değişmekle beraber, adaptasyon uğraşları sırasında normale göre çok daha fazla miktarda ve sayıda  biyomolekül harcanır. Bu biyomoleküllerin ham şekillerini ya da aktif formlarını beslenme yoluyla vücudumuza alıyoruz.  Et, sebze ve meyvalarda bolca bulunan bu biyomoleküller yeterli miktarda alındığında sigaranın zararlı etkilerini bir oranda azaltabilir. Mesela Greyfurt suyu ile yapılmış çalışmalarda oksidatif stressin azaltıldığı birçok çalışmada gösterilmiştir. Hatta Greyfurt suyu ile sigara içimine bağlı gelişen DNA hasarının da önlenebildiği gösterilmiştir. Burada ortaya çıkan en önemli soru : Acabamultivitamin, multimineral tabletleri, yeterli ve dengeli beslenmenin yerini tutabilirmi sorusudur. Cevap:Tutamazlardır.

Bir kere multivitamin/multimineral tabletlerinden uzak durmak gereklidir. İçinde A vitamininden,  yılan kuyruk ekstresine kadar herşeyi barındıran bir tablet içildiğinde, 20-30 biyomolekülün sindirim siteminde aynı anda nasıl davrandığını,ve sonuçlarının ne olduğunu gösteren detaylı bir çalışma yoktur.  Muhtemelen sindirim sisteminde çözülen bu biyomoleküllerden çoğu birbirinin emilimini ters yönde etkilemektedir. Neyin ne kadar emildiği belli değildir. Sigara içenler için çok önemli olan ikinci bir nokta da hemen her multivitamin preparatının yüksek dozda A vitamini ve E vitamini içermesidir.  Daha önce belirtildiği gibi hergün alınan yüksek dozda A ve E vitamini vucutta depolanır ve  başta Akciğer kanseri olmak üzere bazı kanserler açısından risk artışına neden olur. Çelişkiye düşmemek açısından söylüyorum:  Düzenli, hergünmultivitamin/multimineralkombinasyonu alan kişilerde A vitamininin yüksek düzeylere çıktığı ölçümlerle sabittir. Bu bağlamda, tiryaki sigara zararlarını azaltmak için bir tedbir almak istiyorsa, Magnezyum, C vitamini, D vitamini, gibi  daha birçokbiyomolekülü teker teker , ayrı saatlerde almalıdır. Peki tablet almak yeterli mi? Muhtemelen dengeli ve yeterli beslenmeye ek olarak  tabletleri almak gerekir. Sigara içenlerde iki sistemin birlikte olması gerekiyor. Çünkü bir elmada, havuçta, yeşil çayda, greyfurt suyunda  olan antioksidan sayısı çok fazla ve bunlar “Birlikte iken” insan sindirim sistemine uygun. Yani, fabrikadan çıkan multivitamin tabletleri gibi değiller. Bu arada havuçta yüksek oranda mevcut bulunan A vitamini prekürsörlerinintiryakilerde zararlı olmadığını ve bir risk oluşturmadan tüketebilineceğinibiliyoruz (Tabii her gün 1 litre havuç suyu için denemez). Sonuç olarak sigara ile  kendivucudunu bombardıman eden bir insanın  korunmak için daha çok cephaneye ihtiyacı var.  Cephanenin bir kısmı yeterli ve dengeli beslenmeden sağlansa bile ek  cephane de eklemek gerekiyor. Bu da tabletlerle mümkün.  Unutulmaması gereken en önemli nokta, Selenyumdan çinkoya, çinkodan D vitaminine kadar her koruyucu ajanı/tableti  tek başına ve günün değişik saatlerinde almak gerekiyor.  Böylece koruyucu ajanlar arasındaki etkileşimi en aza indirmek ve maksimum fayda sağlamak mümkün olabilir. Bu arada meyvalarda çok şeker olduğunu, fazla şekerin insülin direncini arttırdığını, sigara içenlerde insülin direncinin zaten yüksek olmaya eğilimli olduğunu okuyucunun hatırlaması gerekir.

DİKKAT:  Sigara içenlerde sebze ve meyva  dahil, yeterli ve dengeli bir beslenme dışında tavsiye edilen bütün biyokimyasal ajanlar,vasküler sistemin  korunmasıve/veya hasarın azaltılması açısından şüphesiz faydalıdır. Aynı söylem, başta Akciğer kanseri olmak üzere diğer kanserler (Mesane, ağız boşluğu, pankreas, kemik iliği….) için geçerli olmayabilir. Çünkü sigara tiryakisi antioksidan maddelerden oluşan bir kokteyl koruması almaya  başladığında vücudunda o andaAkciğer kanseri başlamış olabilir ve bu kanser klinik olarak tanınmayacak kadar küçük olabilir. İşte sorun buradadır. Kanser olduğu bilinen bir insanda yüksek doz antioksidan madde kullanımı, kanserin daha hızlı ilerlemesine neden olmaktadır. Tuhaf gibi görünen bu durumun açıklamaları vardır. Kanser büyümeye devam ederken organizma oksidatifstressi arttırarak tümörü durdurmaya çalışır. Tam tersine bir etkiye sahip  olanantioksidan ve anti inflamatuar maddeler muhtemelen tümörün ilerlemesini hızlandırmaktadır. İşte sigara tiryakisi aşağıda kanser koruması açısından (vasküler koruma hariç) önerilen biyokimyasal ajanları kullanırken böyle bir riskle karşı karşıya olduğunu bilmelidir.  Aynı şekilde Kemoterapi alan hastaların da hekimlerinin haberi olmadan kullandıkları antioksidan maddeler Kemoterapi etkisini azaltmaktadır.

Farmakoloji ürünü tabletler:

Not: Okurların aklına şöyle bir soru gelebilir : Acaba bu yazı bizi piyasada satılan, Solgar, GNC, AMWAY …………….. gibi firmaların ürünlerini mi almaya yönlendiriyor. Bir anlamda öyle. Çünkü X firmasının Folik asidi tabletini yuttuğum zaman üzerinde 400 mikrogram yazıyorsa, vücuduma 400 microgram folik asit girdiğini sanıyorum. Aynı miktar folik asidi almak için ne kadar Roka, tere, dere otu yemeliyim? Bunu tahmin etmek, bilmek çok  zor.
Bu arada X firması Y firmasından daha güvenilir mi ?  Burda ciddi bir şüphem var. ABD’de  FDA (İlaçları v.s kontrol eden, onay veren bilinen en güvenilir kurum) birçok firmanın balık yağı kapsüllerini içerikleri açısından kontrol etmiş, şişe üzerinde yazan miktar ile uyuşuyor mu diye bakmış. Sonuç tam bir hüsran! Yani X firması daha güvenilir diye bir şey yok. Gene de 1000mg C vitamini almak için ne kadar portakal yemeliyim hesabına girince benim kafam daha fazla karışıyor. Her biyolojik ajanı ayrı ayrı, tek  tek alma prensibini hatırlayınca ben kendi adıma tabletleri tercih ediyorum.

Not:Erkekler daha fazla sigara içerler, dolayısı ile Akciğer kanseri erkeklerde daha fazla görülür (Son yıllarda kadınlar da artan miktarda sigara içtikleri için oran değişmeye başladı). Erkeklerin genel olarak malnütrisyondan daha fazla etkilendikleri de iyi bilinmektedir. Malnütrisyon, yani yetersiz ve dengesiz beslenmenin içine vitamin ve mineral eksikliği de dahildir. Aşağıda sayılan vitamin, mineralleri değerlendirirken okuyucu bir noktaya dikkat etmelidir : Kullanan kişinin vucudunda  bahsedilen vitamin / mineraller , organizmada olması gerekenden çok az olabilir ( Daha büyük bir olasılık ). Ya da normal veya yüksek düzeyde olabilir.  Düşük düzeyleri normale çıkarmak emniyetlidir. Normal düzeyleri çok yükseltmek tehlikeli olabilir. Peki bunu nasıl bileceğiz ? Laboratuvarda kan ya da eritrosit, fibroblast içinde ölçmekten başka çare yok !

–    Aspirin kullanımı : Sigara içenlerde damar  içi  pıhtılaşmasına (Trombozis)  eğiliminin arttığını söylemiştik. Bunun nedenleri  birden fazla:

1- Nikotin ve bazı başka maddeler atar damarların büzülmesine neden olur.
2- Fibrinojen düzeyleri artar.
3- Trombositoz olur, yani kandaki trombosit sayısı artar.
4-Kanda Karbon monooksit (CO) artışı nedeniyle organizmanın tamamında ve damarlarda/ endotelde hipoksi, hipoksiye bağlı tromboz eğilimi artışı olur
5- Özellikle az sıvı alımı ile belirgenleşen, hipoksi ile de derinleşen Hemoglobin, hematokrit artışı olur. Kanın akışkanlığı azalır.

Yani bilinen en azından 5 ciddi nedenle sigara içenlerde  damarlarda tromboz eğilimi artmıştır. Aspirin 81 mg – 100 mg – 300mg gibi günlük dozlarla  trombosit agregasyonunu    (Trombositlerin damar endoteline yapışıp topak yapmaları ve damar içi tromboza neden olabilmeleri) önleyebilmektedir. Bu gerçek, çok uzun zamandır bilinmektedir. Aspirin bu anlamda koruyucu hatta tedavi edici rol oynamaktadır. Peki her sigara tiryakisine Aspirin alması tavsiye edilebilir mi? Bu zor  bir soru. Çünkü Aspirinden dolayı şiddetli mide kanaması geçirmek mümkün. Mide asiditesini azaltan mide koruyucu ilaçlarla birlikte kullanıldığında (Nexium, Lansor, Famodin  v.s) hızlı emilir ve hızlı atılır. Aspirini düzenli almak gerekir. Çünkü kemik iliği hergün kana aspirinle  kaplanmamışyeni / taze trombositler  salmaktadır. Aspirin allerjisi nadir değildir ve ciddi sonuçları vardır. Astımlı insanlarda aspirin, astım atağını tetikler. Sayılan tehlikeleri dikkate alarak aspirin sigara içenlere tavsiye edilir.

Aspirin alımı, yeterince su / sıvı almayan ve kan akışkanlığı azalmış (Artmış viskozite) tiryakilerde özellikle önemlidir.
Günümüzde sigara içsin, içmesin ciddi koroner arter problemi olan insanlar (By-pass geçirenler, stenti olanlar) aspirin ve Clopidrogel’i (Plavix  75 mg)  birlikte kullanmaktadırlar. Sigara tiryakilerinde bilinen bir damar tıkanıklığı yoksa, sadece koruyucu amaçlı, Aspirin + Plavix’i birlikte tavsiye etmek doğru değildir.
Bu arada düzenli aspirin kullanımının  bazı kanserleri önlediği bilinmektedir. Kolorektal (Kalın barsak) kanserler bunun başında gelmektedir. Akciğer kanserinin de hem sigara içenlerde hem de içmeyenlerde düzenli aspirin kullanımı ile azaldığını gösteren çalışmalar vardır. Akciğer kanserine karşı koruma ile ilgili tartışmalı yayınlar olmakla beraber, bu yayınlar korumanın istatistik gücü ile ilgilidir. En azından aspirin aleyhine hiçbir yayın yoktur. Dolayısı ile kullanmakta fayda vardır. Aspirin 100 yıldır kullanılan bir ilaç olmasına rağmen, üzerinde çok çalışılmış olmasına rağmen kanseri nasıl önlediği, mekanizmanın  ne olduğu hala bilinmemektedir. Diğer  non steroid anti inflamatuar ilaçların  (Cataflam, Rantudil, Apranax, Melox………………….) kullanılması ile ilgili de bazı yayınlar olmakla beraber aspirin  gibi güçlü verilere hiçbir zaman ulaşılamamıştır.
Kuzey Amerikada  yapılan araştırmalarda hekimlerin beklenenden çok daha az Aspirin yazdıkları tespit edilmiştir. Bir çalışmada (2013)  ABD’de Kuzey Karolinada yılda, erkeklerin 45 / 100.OOO oranında miyokardinfarktüsünden öldükleri belirtilmektedir. Bu yörede sigara kullanım oranı % 18 – 20 dir. Makaleye göre risk grubunda bulunan bütün erkekler aspirin kullanıyor olsalardı  ölüm oranı  % 20 oranında düşecekti.

–    B vitaminleri : B1, B12, B5, B6, B9 (Folik asit) başta olmak üzere tüm B vitaminlerine, tiryakilerin daha fazla ihtiyacı vardır. Muhtemelen  B vitaminleri tiryakilerde daha fazla tüketilmektedir. Çünkü bilindiği gibi sigara vücutta çok sayda ve miktarda  “ Serbest  Oksijen radikali” nin serbestleşmesine neden olmaktadır. SOR’leri milisaniye, saniyeler içinde tampon sistemler tarafından yok edilmelidir. Aksi takdirde hücreler (Duvar, nukleus, DNA, mitokondri, hatta genler) zarar görür. Ölebilirler, daha kötüsü yaralı bir şekilde çoğalmaya devam edebilirler. İşte SOR’lerini yok etmek için harekete geçen çok sayıdaki biyomoleküllerinden bir grup da “B vitamini kompleksi” dir. Yoğun savaş sırasında hızla tükenirler ve yerine koymak gerekir.
Özellikle sigara ve ciddi alkol tüketiminin birlikte olduğu durumlarda  Folik asit düzeylerinin çok düştüğü bilinmektedir. Folik asit düzeyini kanda ölçmek kolaydır. Ölçüm sonucuna göre günde 200 – 400 microgram ek folik asit tableti almak uygundur.  Sadece B vitaminlerini birlikte ihtiva eden tabletler de kullanılabilir.

–    C vitamini alınması: Her sigara vucuttan 25 mg C vitamini çalmaktadır. Dolayısı ile Tiryaki yeterli ve dengeli ve yeterli beslense bile günde 10 – 20 sigara içiyorsa  diyetle yeterli C vitamini alamayacaktır. Özellikle genç, kadın tiryakilerinin ciltlerindeki o tuhaf sarı/beyaz rengin C vitamini eksikliği ve deriye giden damarların vazokonstrüksiyonu (Damarların büzüşmesi) ile ilgili olduğu bilinmektedir. Daha önce bahsedilen bir hayvan deneyinde gebe maymunlarda sigara içiminin placenta üzerindeki olumsuz vasküler etkisinin C vitamini ile azaltılabildiği gösterilmiştir.  Birçok yazar günde 500 – 1000mg ek C vitamini almanının tiryakiler için gerekli olduğunu bildirmektedir. .

Bilindiği gibi C vitamini damar endoteli için çok önemlidir.  C vitamini aynı zamanda kollagen sentezi için de çok önemlidir. Kollagen deri ve damar duvarı bütünlüğü, sağlamlığı için önemlidir.

–    D vitamini: İnsanlık için çok önemli bir besin ögesidir. Türkiyede D vitamini düzeyleri çok düşüktür. Sigara D vitamininin emilimini ciddi şekilde azaltır. Sigara, kan kalsiyum düzeyini de azalttığı için D vitamini kalsiyumun görevini yüklenebilmek için harcanır ve düşer.Gene tiryakilerde vücutta oluşan hasarları (Özellikle DNA hasarları) tamir etmek için daha çok D vitamini tüketilmektedir. Bu sayılan nedenlerle  tiryakilerde D vitamini düzeylerinin oldukça düşük olduğu bilinmektedir. Oysa D vitamini “Apoptozis” (Programlı hücre ölümü) mekanizmasının çalışması için çok önemli bir mekanimadır. Bu yıl Nobel ödülü alan Türk Bilim adamı Dr. Aziz Sancar, bildiğiniz gibi hücre çoğalması sırasında hatalı kopyalanan DNA moleküllerinin vücut tarafından nasıl tamir edildiğini göstermiştir. Hatalı DNA kopyalanması düzeltilemediği takdirde  kanser hücresi ortaya çıkar. Kanser ortaya çıkmadan önce harekete geçen bir mekanizma daha vardır, o da apoptozis mekanizmasıdır. Hatalı hücreden yayılan sinyaller etrafta bu hücrenin yok edilmesi gerektiği şeklinde algılanır ve yok edilir. Böylece kanser hücresi/hücreleri çoğalmaya devam edemez. İşte Apoptotik mekanizmaların başarılı olmasında D vitaminin  önemli bir rolü vardır.  Sigaranın D vitamini düzeyini daha da düşürmesi bu açıdan çok  tehlikelidir.           Bu arada D vitaminin güneş ve deri yoluyla yeterli düzeyde alınabildiği bir şehir efsanesidir. Çünkü güneşi bol bir ülkede yaşamak demek D vitamini alabilmek demek değildir. Birkere,  kış aylarını unutun, yaz aylarında ise birçok insan   kapalıgezmektedir. Hava kirlilikleri şehirlerde yaygındır. UV-B ışını kirlilikte filtrelenir. Bugün Türkiye’de yaşayan insanların çoğu hava kirliliğinin yoğun olduğu şehirlerde yaşamaktadırlar. Deniz kıyısına gidebilecek kadar yüksek sosyo – ekonomik  düzeye sahip olanalar bile sabahtan akşama kadar kalın bir yağ tabakası sürünerek gezerler. Zaten dermatologlar bunu bazı haklı nedenlerle propage ediyorlar. Sonuç olarak D vitamini almanın esas yolu, ağız yolu yani peynir yemektir. Yağlı balıklar ve balık karaciğeri yeme adetimiz olmadığı için bahsetmedim. Fakat bunun yeterli olmadığını ölçümlerle gördüm.Dolayısı ile  birçok insan ( Aslında herkes desek daha doğru olur ) besine ek D vitamini süplementasyonualmak durumundadır. Sigara tiryakilerinde durum çok daha vahim. Zaten genel olarak az alınan D vitamini bir de Sigara içenlerde daha az emilmektedir. Normalde adölesan ve yetişkinlerin kanında en az45 – 50 ng/ml düzeyinde D vitamini olmalıdır (Bazı yayınlar 60 -70 ng/ ml den söz ediyor) . Birçok hastamın kanında D vitamini düzeyleri çok düşük (15 – 25 ng/ml). Hastalarıma sürekli  Devit – 3 ampul (300.000 ünite) ile oral replasman yapmaktayım. Literatürde rastladığım önemli bir çalışma, tiryakilerde sigara ilintili kanserlerin D vitamininin    30ng / ml üzerinde olduğu durumlarda daha az görüldüğünü göstermiştir. Bu çalışma prospektif bir çalışma olması nedeniyle çok kıymetlidir.

Türkiyede  sigara tiryakilerinde D vitamini düzeyleri ortalamanın daha da mı altında? Bunu bilmiyorum. Çünkü kendi verilerim arasında böyle bir analiz yapmayı düşünmedim. Zaten toplum genelinde düzeyler düşük.Fakat çok dikkat çekici bir bulgum var : Bir ya da iki olgu dışında hiç D vitamini 20ng/ml üstünde olan meme kanserli bir hastam olmadı. Çoğunun düzeyi  7- 13 ng/ml idi. Yani çok düşük  D vitamini düzeyleri meme kanserinde çok belirgin. Akciğer kanseri ile uğraşmadığım için o rakkamları bilmiyorum.  Ama dediğim gibi Türkiyede D vitamini düzeyleri genel olarak düşük. Muayenehaneme ek D vitamini almadan  35 ng/ml üstünde D vitamini ile gelen hiç kimse olmadı.
Sigara Tiryakisi olarak  kendi D vitamini düzeylerimle ilgili örnek verebilirim: 6-7 yıldır kendime D vitamini replasmanı yaparım. Sık sık D vitamini ölçümleri de yapmaktayım. Gördüğüm, yoğun sigara içtiğim dönemlerde D vitamini düzeylerim replasmana rağmen düşüyor. Son ölçümüm Aralık 2015 di ve ölçülen değer 31 ng/ ml dı. Oysa  Mayıs 2015 de sigarayı bıraktığım birkaç aylık bir sürenin sonunda ölçülen değer 60 ng/ml idi. Yani muhtemelen Dvit replasmanına rağmen D vitamini düzeyleri yüksek seyretmiyor. Belki de amaca ulaşmak için daha çok ölçüm yapmak ve daha fazla replasman yapmak gerekiyor.
Yukardaki örneği neden verdim?: Alternatif Tıp uygulamaları günümüzde giderek artıyor. Bunda pozitif bilime dayanan tıbbi uygulamalara güvensizlik belli bir rol oynuyor (Hoş ciddi bir trafik kazası geçiren bir yaralıyı şimdilik kimse akupunkturcuya ya da aktara götürmüyor). Fakat sorgulanması gereken ama çoğu kez sorgulanmayan genel bir sorun var: Herhangi bir hastalık ya da tıbbi probleminin çözümünde memnuniyetsiz kalan hastada ya da çevresinde şu soruları kendimize ve birbirimize  sormamızgerekir: Problemin tanısını koymak için kullanılan yöntemler yeterince uygulandı mı? Tanı doğrumu?Uygulayıcı  (Çoğunlukla hekim) konusunda yeterince uzman mı? Daha önemlisi hastanın problemine karşı yeterince ilgili mi? Bu kısımlar aşılınca iş uygulamaya geliyor. Uygulama hastaya yeterince anlatılıyor mu? Hastanın uygulamayı anlayıp anlamadığı denetleniyormu? Uygulamada hastaya düşen pay nedir? (Örneğin ilaçların doğru saatte ve dozda alınması). Hasta kendi sorumluluğunu yerine getirecek mi?Getirmek için kapasitesi, isteği, imkanı var mı ( Yaş, çok fazla ilaç ….)? Sonra uygulama başlar ve problemler çıkar. Hasta ilaç allerjisi ve intoleransını hekime bildiriyor mu? Hekim şikayetleri ciddye alıyor mu? Gerekli düzeltmeler yapılıyor mu? Uygulamanın hastaya düşen sorumluluğu gerçekten yerine getirildi mi? Sonra esas konu geliyor: Uygulama başarılı oldu mu? Olmadıysa neden? Olumsuzluk durumunda şimdiye kadar anlatılanlar baştan gözden geçirilmelidir. Tabii bazen tüm çabalara rağmen sonuca ulaşılamıyor. Fakat bu sayılan ayrıntılar tek tek gözden geçirilmeden pozitif bilime dayalı tıbbın başarısızlığından söz edip alternatif tıbba sarılmamak gerekir.
D vit’ne geri dönersek; Aktif D vitamini Böbrekte yapılır ( Calcitriol ).  Karaciğerde yapılan D3 vitaminin Calcitriole dönmesi için sağlam böbrek fonksiyonu gerekir. Hücre düzeyinde asıl işlevsel olan Calcitrioldur. Calcitriol, kanser gelişimi ve progresyonu açısından önemli genleri regüle eder. Hücre differansiasyonu, apotozisi açısından önemlidir. Ayrıca anormal hücre çoğalmasını baskılar, tümörlerde yeni damarlar gelişmesini önler, tümörün çevre dokulara invazyonunu önler. İnlamasyonu baskılar, metastaz potensiyelini azaltır.  Bu fonksiyonlar arasında koruyuculuk açısından şüphesiz en önemlileri gen mutasyonlarının downregülasyonu ve çok çok erken dönemde programlı hücre ölümünün koordine edilmesidir.
Ancak tümör gelişmeden D vitamini düzeylerini yükseltemek çok daha önemlidir. Bu aslında çocuk doğmadan  önce    (Anne adayını tedavi ederek ) başlamalıdır ve ölünceye kadar devam etmelidir. Tiryakide Akciğer kanseri tanısı konduktan sonra D vitamini replasmanının rolü çok tartışmalaıdır.  Hatta paraneoplastik sendromun bir parçası olarak  kanda kalsiyum yüksekliği gelişen ( Hiperkalsemi ) hastalarda D vitamini replasmanı yaparken çok dikkatli olmak gerekir.Hiperkalsemi dışında D vitamini replasmanı yapmaya engel bir durum yoktur.
Not: Sevgili okurlar, kanınızdaki kalsiyum ve D vitaminini ölçmeden/ ölçtürmeden kendi kendinize D vitamini replasmanı başlamayın !!

Sigaranın akciğer kanseri ile olan ilişkisinde tartışılacak bir nokta yoktur. Aynı şekilde akciğer fonksiyonu da tiryakilerde bozulmaktadır. D vitamini bu fonksiyon azalmasını azaltmak için şarttır.  Arzulanan D vitamini düzeyinin 50 ng/ml altında olmamasıdır. 80 ng/ml düzeyini savunan araştırmalar bile vardır.
–    Taurine kullanımı: Sigaranın damarları büzmesi (Deri, kalbi besleyen damarlar, penisin damarları v.s) kanserojen etkiler dışındaki en önemli etkisidir. Nikotinin  bizzat kendisi güçlü bir vazokonstrüktördür. Taurin bir amino asittir ve tablet olarak satılmaktadır. Taurine bu etkiyi kısmen düzeltebilir (İngiliz kalp vakfı).Taurine antioksidan etkili bir aminoasittir. Esas olarak Konjestifkalb yetmezliği olan hastalarda  günde 2-6 gramkullanılmaktadır.Taurine,mental performans ve atletik performansı arttırdığı için enerji içeceklerinin içine bolca (Şişede 1 gram)  katılmaktadır.

–    Proanthocyanidin: Resveratrol (Üzüm kabuğu ve çekirdeği)  gibi antioksidanlardan biridir.Flavonoidler isimli geniş bir ailenin bireyidir.  Sigaranın deri elastinine ve kollagenine (Sigara tiryakilerinde daha fazla Aort anevrizması ve fıtığın muhtemel nedeni kollagen hasarıdır) verdiği zararın Proantocyanidin alımı ile kısmen berteraf edilebileceği düşünülmektedir.Proanthocyanidinin bilinen en önemli özelliği kılcal damarlar (Kapiller dolaşım) üzerindeki olumlu özelliğidir. Malum, sigaranın içindeki birçok madde, nikotin başta olmak üzere  büyükten küçüğe tüm damar sisteminin üzerinde çok ciddi olumsuz etkilere sahiptir. Muhtemelen üzüm çekirdeğinin antioksidan özellikleri yanında bu yönde de faydası vardır.  Ancak asıl kullanım yeri günde 50 – 100 mg olarak kronik venöz yetmezliktir (Varis).

–    Polifenol kullanımı: Binlerce çeşit polifenol besinler içinde  az, ya da çok bulunurlar. Bal, meyvaların hemen hepsi, kırmızı şarap, soğan, üzüm, üzümsülerin hepsi (Böğürtlen v.s), çikolata, brokoli, kabak, zeytin yağı, çay…v.shepsinin içinde bol miktarda polifenoller vardır. Bu biyomoleküller topluluğu temel olarak  antioksidan etkiye sahiptir. Yani oksidatifstressle ortaya çıkan serbest oksijen radikallerini yakalayıp organizma için çok daha az zararlı bileşikler haline çevirirler. Bilindiği gibi sigara, gerek hipoksi yaratmasıyla gerekse kanserojen maddeler nedeniyle oksidatifstressi şiddetle başlatan ve devam ettiren bir maddedir.  Sigara ve polifenoller arasındaki en güçlü ilişki muhtemelen LDL – kolesterolle ilgilidir. Düşük dansiteli kolesterol sigara etkisi ile kanda artar. LDL – C, endotel hasarı yapmak açısından ciddi bir potansiyele sahiptir. Bu endotel hasarının SOR (Serbest Oksijen Radikalleri) ile ilgili olduğu bilinmektedir.Polifenol içeren besinlerin tüketilmesi SOR’larıdenatüre ederek endotelininflamasyonunu önler. Bir kez daha hatırlatmak gerekir ki, sigaranın zararlarından korunmak için başvurulan yöntemlerin hepsinde terazinin  üçtarafını hesaba katmak gerekir:
1- Korunmanın başlatıldığı anda vücutta subklinik bir tümör olabilir ve tümör gidişi hızlanır.
2- Kişi o kadar uzun zamandır ve o kadar çok sigara tüketiyordur ki beklenen fayda hemen görülmez.
3- Kişi genetik olarak metaboliksendrom, yüksek kolesterol, hipertansiyon gibi kötü bir karneye sahiptir. Kullanılan koruma yöntemleri beklenen sonucu vermez.  Bu nedenle bütün gün propolis tüketen biri fayda görürken diğeri zarar görebilir. Polifenoller için bu o kadar keskin değildir. Çünkü istemesek de besinlerle hepimiz  bir miktar polifenol alıyoruz. Ama farmakolojik  düzeyde , yüksek düzeyde alınırsa ne olur? İşte o terazinin üç bacağına bağlıdır. Polifenollerinvaskülerendotel koruyucu etkisi yanında akciğerlerde terminal bronşiol ve alveol tamiri yaptıkları da sanılmaktadır.

–    Balık yağı: Omega – 3 – yağ asitleri, anti inflamatuar özellikleri,  endotel
(Damarların iç yüzeyini kaplayan epitel. Toplam alanı 600-800 m2) koruyucu etkileri vardır.  2013 yılında yayınlanan bir çalışmada balık yağı kullanan ve sigara içen deneklerde atar damar elastitesinin, sigara içen ama balık yağı içmeyen deneklere göre daha fazla arttığı görülmüştür. Yani Omega -3 – PUFA’leri sigara içen insanlarda görülen  ve olumsuz etkisi olan damar büzülmesini önlüyor gibi görünmektedirler. Ancak bu çalışma kısa süreli (12 hafta) olduğu için uzun süreli etkileri yansıtır mı bilinmez. Balık yağı, aslında herkes tarafından sigara içsin, içmesin, korkusuzca kullanılabilecek ve kullanılması gereken nadir preparatlardan biridir. Balık yağı kullananlar günde 3000 mg gibi yüksek bir dozu sürekli kullanmak zorunda olduklarını bilmelidirler. EPA ve DHA açısından zenginleştirilmiş balık yağları 3000 mg  dan daha az tüketilmelidirler!  Zenginleştirilmiş ürün kullananlar, kutunun üzerindeki yazıları okuyup gerekirse bir bilene danışmalıdır.  Sürekli balık yağı  tüketenler, balığın kökeni olan deniz suyuna göre bir miktar kurşun, kadmium, nikel (Denize atılan ağır metaller) alabileceklerini bilmelidirler. Ayrıca Balık yağı preparatlarının çoğunda E vitamini vardır. Bu konudaki çekinceyi yazımın başında belirtmiştim. Bir de erkeklerde yüksek doz balık yağı tüketimi ile agressif tip bir prostat kanseri olduğuna dair bazı yazılar vardır. Tam olarak ıspatlanamamıştır. Ben kendi adıma 15 yıldır oldukça yüksek doz balık yağını hergün aldığımı söylemeliyim.
Bu arada yüksek doz balık yağı kan Trigleserid düzeyini  başarılı bir şekilde düşürmektedir. Sigara içenlerde ailevi lipid metabolizması bozukluğu da varsa Trigliserid düzeyleri çok yükselmektedir. Bu yağ çeşidi de endotel hasarı yapmaktadır. Düşürülmesinde fayda vardır. Kolesterol düşürücü ilaçlar, Trigliserid düzeyini düşürmez.

–    Metformin kullanımı:Metformin insülin direnci olan, Tip II diyabeyiklerde sık kullanılan bir ilaçtır.
Tip II diyabeti olan kişiler, sigara içtikleri takdirde kardiyovasküler riskleri ve akciğer kanseri riski çok  daha fazla artmaktadır. Metforminin bu riskleri azalttığına dair ciddi deliller vardır.Metformin, mTOR  adlı bir proteinin fonksiyonunu bozarak antikanserojen etkisini göstermektedir. Metformin ayrıca anti inflamatuar etkili bir ajandır. Ancak Diyabetik olmayan ve  insülin direnci de olmayan tiryakilerin metformin kullanmaları ile ilgili veriler daha tartışmalıdır. Akciğer kanseri ve kolorektal kanser riskinin metformin kullanan tiryakilerde düştüğünü söyleyen yayınların yanında tam tersine kanser riskinin arttığını söyleyen yayınlar da vardır. En azından sigara içen fakat diyabetik olmadığı halde Metformin kullanan kişilerde Akciğeri kanseri düşmemektedir. Daha ileri araştırma sonuçları elimizde olmadıkça  Diyabetik olmayan sigara tiryakilerine Metformin  önermek  tartışmalıdır. Ancak sigara tiryakilerinde insülin direnci, sigara içmeyenlere göre bariz olarak yüksektir. Insülin direnci ölçümünden sonra uygun kişilerde Metformin başlanabilir çünkü insülin direnci diyabet olmaksızın kendi başına ayrı bir risk faktörüdür.Metforminle ilgili enteresan bir nokta da kanser varlığında Metformin kullanımı kanser hücrelerinin glukoz tüketimini zorlaştırmakta dolayısı ile ölümlerine neden olmaktadır. Warburg etkisi olarak uzun yıllardır bilinen bu fenomen kanser tedavisinde kullanılacak ek bir yöntem olarak bugün gündemdedir.
Metformin günde 2000 mg olarak kullanılır. Daha yüksek dozlar laktik asidoza neden olabilir ( Kanda laktat ölçmek gerekir). Daha düşük dozlar insülin direncini düşürmekte yararsız olabilir ( Ölçmek gerekir ). Metformin B12 vitaminin kanda düşmesine neden olur. Replase etmek gerekir. Metforminin ucuz olması aynı Aspirin gibi önemli bir avantajıdır. Ancak hekime danışmadan kullanılmaz. Günlük pratiğimde tüm uyarılara rağmen zaman zaman yanlış kullanıldığını ve mide bulantısı ve ishal gibi yan etkilerinin ortaya çıktığını görüyorum.

–    Selenyum: 
Sigarada Cadmium başta olmak üzere birçok ağır metal vardır. Cadmium’un kanserojen olduğu ve özellikle Akciğer kanserine neden olduğu iyi bilinmektedir. Selenyum, ağır metallerle birleşen ve  vücut için daha az tehlikeli bileşikler haline dönüştüren bir iz elementtir. Tiryakilerin günlük Selenyum alımlarını arttırmaları gerekmektedir. Normal diyete ek olarak günde 100 microgram kadar selenyum alınmalıdır (200 microgram/gün ile yapılmış çalışmalar da vardır). Piyasada 100 -200 microgramlık tabletler halinde Selenyum preparatları vardır.              Sigara tiryakilerinin mutlaka ek Selenyum almaları gerektiği ile ilgili bilgi, tiryakilerde Selenyum düzeyinin düşük olması ile ilgilidir. Genel olarak hastalarımda kanda Selenyum düzeyine baktığımda, bazı hastalarımda şaşırtıcı bir şekilde düşük Selenyum düzeylerine rastlamaktatım. Bakılması pahalı bir laboratuvar parametresi olduğu için her hastada kanda Selenyum düzeyi bakamıyorum. Onun için kimde niye düşük ya da kimde niye yüksek yorumunu yapamıyorum. Daha önemlisi sigara içenlerde Selenyum daha mı düşük konusunda yorum yapmam zor. Ama daha önce belirttiğim gibi birçok çalışma tiryakilerde Selenyum düzeyinin belirgin düşük olduğunu göstermiş. Ben kendi dar grubum için en azından şöyle diyebilirim: Normalden daha yüksek Selenyum düzeyine hiç rastlamadım.  Ben “ Yarım düzenli, yarım düzensiz” Selenyum tablet alan bir kişi olarak üst sınıra yakın bir Selenyum düzeyine sahibim. Ayrıca Selenyum düzeyi düşük olan hastalarda, düzenli Selenyum kullanıldığında Selenyumun yükseldiğini de defalarca gözledim. Bazı çalışmalarda uzun süre 200 mcg / gün Selenyum kullanılmış olsa da yüksek doz Selenyumun tehlikeleri de var.  Normalin üzerindeki kan Selenyum değerleri  Akciğer kanseri riskini arttırabiliyor ! Sigara içenlerde Akciğer fonksiyonlarının bozulmasının önlenmesi amacıyla yapılmış bir çalışmada Selenyum ve E vitamini kullanılmış. E vitaminin hiçbir yararı görülmezken, Selenyum aktif içicilerde bir parametrenin kötüye gidişini yavaşlatmış. Yani sigara içicilerinin yüksek dozlara çıkmadan günlük ek Selenyum almasında fayda var.

–    Magnezyum:  Sigara kandaki magnezyum düzeyini düşürmektedir. Magnezyum ve kalsiyum birlikte hareket ederler. Kas (Kalp kası dahil) kasılmasının optimal olması için yeterince Kalsiyum ve Magnezyum gereklidir. LDL- Kolesterol ile Magnezyum seviyeleri ters orantılıdır. Bilindiği gibi LDL-C,endotel  hasarı yapan önemli etkenlerden biridir.Magnezyum önemli bir antioksidan olan Lecitin sentezi için de önemlidir.  Düşük Mg düzeylerinde yağların parçalanması yavaşlar. Toksik Yağ asitleri artar. Düşük Mg düzeyleri Hipertansiyon için de bir nedendir. Sonuç olarak Magnezyum düzeylerini düşüren sigara bu açıdan da birçok zarara neden olur. Dolayısı ile sigara içenlerin ek Magnezyum alması gerekir. Magnezyum düzeyinin düştüğü gece gelen kas kramplarından tanımak mümkündür. Magnezyum günde 200 – 400 mg kullanılabilir.

–    Statin kullanımı : Sigaranın LDL- kolesterolu arttırıcı etkisini biliyoruz. LDL-C’nin de endotel inflamasyonu ve hasarı yaptığından bahsetmiştik. Koroner arter veya bacak damarlarında tıkanıklık olduğu halde sigara içmeye devam eden hastaların statin kullanması gerekir. 10 -20 mg pravachol, crestor gibi statinlerden birini kullanmak kafidir. Daha yüksek dozların kas ağrısı (Creatin kinaz yüksekliği ile beraber) ve Karaciğer enzimleri yüksekliği yapması mümkündür. Statin kullanımı ile LDL – C düzeyleri normal seviyelere inmiyor diye dozu arttırmak doğru değildir. 30 – 40 mg / gün Statin düzeyleri kas ağrısı, karaciğer enzimlerinde yükselme yanında insülin direncini de arttırabilir. Bu nedenle çoğu kere tiryakilerde kullanılması gereklidir ama yakından takip gerekir.

–    Allopurınol: Gut tedavisinde, kan ürik asit düzeyini düşürmek için kullanılan  Allopurinol, bilinen en kuvvetli endotel koruyucu ajanlardan biridir. Endotel, tüm damarların içini kaplayan, kanla direkt teması olan tek katlı bir epiteldir. Vucuttakiendotel hücrelerinin hepsinin kapladığı alan 600 – 800 m2dir. Bu geniş alanın önemli bir özelliği aktif olmasıdır. Endotel hücreleri yüzlerce biyomolekülsalgılayarak kanın akışkanlığı/pıhtılaşması arasındaki hassas dengeyi sağlarlar.  Tahmin edileceği gibi sigara bu dengeyi pıhtılaşma yönünde ciddi şekilde bozmaktadır. Onun için Allopurinol  benzeri  birçok biyomolekülendotel fonksiyonlarını teorik olarak düzeltebilir. Ancak bir insan sigara içmese bile, genetik yapısı da uygunsa, diyabet, hipertansiyon  gibi yandaş hastalıkları varsa, yaşlandıkça  endotel hasarı giderek artacaktır. Bir de sigara içiyorsa bu bozulma süresi ve bozulma şiddeti çok hızlanacaktır. Endotelkoruyucu ajanlar bu kötü gidişi ne kadar süre ile durdurabilir ve geri döndürebilir orası tartışmalıdır.Allopurinol 300mg lık tabletler halinde satılmaktadır. Günde 300 – 600 mg alınabilir. Ancak tüm ilaçlar gibi bazı yan etkileri vardır. Allopurinol alımını almaya teşvik eden çok fazla yazı da görmedim aslında.

–    Budesonide : Steroid kökeni olan Budesonid (Pulmicort) astım tedavisinde ve KOAH tedavisinde uzun yıllardır kullanılmaktadır. Pulmicortinhalerin , sigara içenlerde akciğer kanseri riskini azalttığına dair yayınlar vardır.  Ama anlayabildiğim kadarı ile  Pulmicort ile ilgili yayınlar henüz yeterli değildir.

–    Psikiyatri desteğine başvurmak :Sigarada bulunan nikotin, psikoaktif bir stinulandır. Bağımlılık yapma gücü, esrar, kaffein, alkol, kokain ve eroinden yüksektir. Dünyada bu kadar çok yayılmasının nedeni nikotin bağımlılarının günlük hayatlarını bu bağımlılığa rağmen sürdürebilmeleridir. Nikotinin beyine 10 saniye içinde ulaşması ve beyinde Dopamin salınımına neden olması işleri daha da karıştırıyor. Çünkü Dopamin, pozitif davranışı tetikliyor. Yazımın başında da belirttiğim gibi, sigara tiryakiliği ile  beyin metabolizması, psikolojik dalgalanmalar  iç içedir. Araştırmalar, tiryakilerin günlük hayatlarında daha fazla psikolojik stress altında olduklarını göstermektedir. Depresyon daha sık görülür. Depresyon biraz, tavuk mu yumutadan çıktı, yumurta tavuktan çıktı hikayesini hatırlatıyor. Bir tiryaki  son zamanlarda giderek daha çok sigara içiyorsa, hiçbir şey yapmadan oturmak istiyorsa, günlük rutin işlerin üstesinden gelmekte zorlanıyorsa bir psikiyatristle görüşmesinde fayda vardır. Bu aradaWellbutrin/Zyban majör depresyonda kullanılan bir antidepressiftir. En önemli özelliği sigarayı bırakmak amacıyla da kullanılan bir ilaç olmasıdır.  Ben birkaç kez Zyban ile 6 ay  sigarayı bıraktım. Ancak muhtemelen sigarayı bırakır bırakmaz Zybanı da bıraktığım için 6 ay sonra sigaraya tekrar başladım. Doğrusu  sigarayı bıraktıktan sonra  6  ay daha Zyban’a devam etmek.

NE  YAPARSAK  YAPALIM  DEĞİŞTİREMEYECEĞİMİZ   DURUM

Bireyin genetik alt yapısının birçok hastalık için önemli olduğunu biliyoruz. Sigara ve sigara ile ilintili kanserler açısından  Glutatıone – S – Transferaz enzimi çok önemlidir. GST artmış serbest oksijen radikallerini ortamdan hızla temizleyen bir süpürücüdür ( Başka süpürücüler de var .Malonildi aldehit v.s) Bu enzimin üretimine neden olan genin birçok polimorfizmi vardır. GSTT1-0 polimorfizmi  yeterince hızlı ya da kapasiteli değildir. Bu poliformizmle dünyaya gelenler bir de sigara içiyorlarsa oksidatifstresslemücadale edemedikleri için çabuk Akciğer ve kolon kanseri olmaktadırlar. Bu bilgiye rağmen bir Güney  Kore kökenli çalışma, genetik polimorfizmaraştırıldıktan, polimorfizmden bağımsız olarak   sigara içenve pembe greyfurt suyu içen deneklerde  (8 hafta) kan basıncının düştüğünü   ve  antioksidan etkinin ortaya çıktığını göstermişler .Bu çalışma aynı zamanda  genetikpolimorfizm açısından en dezavantajlı grupta  bile greyfurt suyunun etkili olduğuğunu göstermiş ( Kişisel olarak kuşkuyla bakıyorum ).

Sonuç

Başta Akciğer kanseri olmak üzere sigaraya bağlı ölümler , önlenebilir ölümlerin başında geliyor. Özellikle 17 yaşından küçük sigaraya başlamak ve yılda 30 paketten fazla sigara içmek büyük  risk faktörü olarak biliniyor. Bugün pasif/ ikinci el sigara içiciliğinin de primer içicilik kadar riskli olduğu biliniyor.
Dolayısı ile sigaraya hiç başlamamak en iyi korunma tedbiridir. İçenlerin de bir an önce bırakmalarında fayda var. Ancak birkaç yıl yüksek dozda sigara içmiş birinin, Akciğer kanseri açısından hiç sigara içmemiş birinin riskine inmesi için 10 – 15 yıl geçmesi gerektiğini unutmayalım. Dolayısı kanser açısından baktığımızda sigara bırakıldığında da önlem almaya devam etmek gerekiyor.
Sigara içen birisinin kendi genetik alt yapısına güvenerek  ( Benim ailemde hiç Akciğer kanseri yok gibi ) sigara içmeye devam etmesi hiç akılcı değil çünkü, Akciğer kanserlerinin sadece % 8’i genetik alt yapı ile ilgili.
Herşeye rağmen sigarayı bırakamayanların yazıda belirtilen önlemleri almalarında fayda var. Ancak bu önlemlerin tamamı, eksiksiz ve düzenli olarak da uygulansa  kanser ve vasküler problemlerin önlenmesi açısından bir garanti değil. Bunu unutmamak gerekiyor.  Ayrıca 50 yaşını geçmiş ve 20 – 25 yıldır sigara içen birinin sayılan önlemlere el attığında çok dikkatli olması gerekiyor. Kalp, vasküler problemler, hipertansiyon açısından değilse bile kanserler açısından özellikle dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü mevcut bir akciğer kanseri henüz tanı almamışsa  bu önlemlerden bazıları, tümör progresyonunu hızlandırabiliyor. Çare, önce akciğer kanseri olmadığının ortaya konması. Bunun için bir Akciğer uzmanına ihtiyaç var. Bugün bilinen en etkili tanı yöntemi Akciğer tomografisi. Uzman doktorun yönlendirmesine göre uygulanmalı.
Aktif ve Pasif sigara içicisi herkesin bu dertten kurtulabilmesi dileği ile okurlarıma sevgi ve saygılarımı iletiyorum.